Keşfet

3

Ayşen

Gözlerimi açtığımda odama sızan hafif sabah ışığını görüp huysuzca söylenerek yorganı başıma kadar çektim. Alarmım bile çalmamıştı henüz! Komodindeki telefona uzanıp ekrana baktım.

​"Saat altı buçuk mu? Şaka mı bu?!"

​Yatakta bir sağa bir sola dönüp uykumu geri çağırmaya çalıştım ama nafîle... Uykum bir kere kaçmıştı işte. Offlayarak yorganı üzerimden fırlattım. "Erkenden kalkılır mı yaaa?" diye kendi kendime söylene söylene yataktan kalktım ve ayaklarımı sürüyerek banyoya geçtim.

​Aynadaki dağınık saçlarıma bakıp yüzüme soğuk su çarptım. Üzerime rahat bir eşofman takımı geçirip saçlarımı tepeden topladım ve aşağıya indim.

Mutfaktaki bahçe kapısını açtım ve temiz havayı içime çektim. Ocağa çay suyu koyup, patates alıp bahçeye geçtim. Güzelce bahçe koltuğuna kuruldum.

Bahçedeki o serin sabah havası yüzüme vurunca uykum biraz daha açılır gibi oldu. Kuş sesleri eşliğinde patatesleri ince ince doğrayıp leğene koydum. Bir yandan da içimden söylenmeye devam ediyordun: "Normalde bu saatte rüyamın en güzel yerinde olmam lazımdı. Of Ayşen, of!"

Patatesleri bitirince ayağa kalktım ve mutfağa geçtim. Çayı demleyip, yağı ocağa koydum. Kahvaltı hazırdı, yukardan ses geliyordu. Annem kahvaltı hazırlamaya geliyordu sanırım.

Mutfağa girdi ve beni görünce şaşırdı "Ayşen! günaydın kızım, erkencisin?"

"Evet anne yaa! erkenden uyandım uyku tutmadı bende size kahvaltı hazırladım".

"Bir sorun yok demi annecim?"

Anneme doğru baktım "ne sorunu anne ya? Uykumu almışım sanırım, sorun yok minoşum merak etme".

Annem beni biraz inceledi, iyi olduğumu anladı sanırım "iyi madem eline sağlık annem".

Babam ve abimde gelince güzel bir kahvaltı yaptık, ikiside erken kalktığıma şaşırmıştı. Yahu sanki hiç erken kalmıyorum. "Kalkıyorsun zaten hiç erken, bıraksalar 7/24 uyursun"

"Susar mısın iç sesim, yalan konuşma".

Komiksin Ayşen, uykuyu seviyorsun".

"Evet seviyorum susar mısın deli olduğumu düşenecekler".

"Delisin zaten".

İç sesime göz devirdim, delirdim sanırım kendi kendime konuşuyorum.

Üstümü giyip aşağıya indim "geldin mi abicim hadi çıkalım".

"Çıkalım, hazırım. Görüşürüz gençlik" diye anne ile babama baktım.

"Görüşürüz dikkat edin hadi" dedi babam. "Görüşuz, bol kazançlar bebeklerim" dedi annemde.

Bahçe kapısından çıkıp abimle caddede yürümeye başladık. Sabahın serin havası yüzüme vurdukça uykum tamamen açılıyordu. Abim yanımda elleri ceplerinde yürürken bana yandan bir bakış attı.

​"Kızım hayırdır, sabah sabah bu ne enerji? Erken kalkıp kahvaltı falan hazırlamalar... Rüyamda görsem inanmam."

​"Aman abi ya!" dedim omzumu silkerek. "İki dakika iyilik yapalım dedik, hemen altında bir şey ara zaten. Uykum kaçtı diyorum, anlamıyor musun?"

​"İyi iyi, bir şey demedik. Her gün kaçsın o zaman uykun, kızartma yeriz fena mı?" dedi gülerek.

​Sokağın sonuna doğru ilerlerken köşedeki evin önünde duran nakliye kamyonunu fark ettik.

​Abim kaşlarını çatıp baktı. "Yolu kapatmışlar sabah sabah... Kim taşınıyor ki acaba buraya?"

Omuz silktim "bilmiyorum ki".

Tam o sırada Pera evden çıktı, "aa Pera" diye seslendim".

"Ayşen, günaydın" dedi ve abimi süzdü.

"Günaydın Pera, o günden sonra görüşmedik. Buraya mi taşınıyorsunuz?"

"Evet, burayı beğendik. Çok yoğundum, uğrayamadım bir daha".

"Hayırlı olsun, bu abim Burak. Buda Pera, bahsetmiştim evde hatırlarsan.

Pera abime el uzattı, abimde karşılık verdi "memnun oldum, hayırlı olsun. Hoş geldiniz mahallemize".

Pera gülümsedi "bende ve teşekkür ederim".

O sırada evden bir adam ve bir kadın çıktı.

Pera hemen arkasını dönüp seslendi: "Anne, abi! Bakın komşularımız geldi."

Kadın elindeki koliyi bahçedeki masaya bırakıp güleryüzle bize doğru adımladı. "Günaydın."

"Günaydın" dedik abimle aynı anda.

Pera hemen tanıttı: "Annem Sera. Annecim, bu kız benim sana bahsettiğim takı dükkânı olan Ayşen. Yanındaki de abisi Burak."

Sera Teyze’nin yüzü anında aydınlandı, gözleri ışıl ışıl oldu. "Ayyy Ayşen kızım! Pera senden öyle bir bahsetti ki, dünden beri seninle tanışmayı bekliyordum valla! Çok memnun oldum tatlım."

"Ben de çok memnun oldum Sera Teyze, mahalleye hoş geldiniz," dedim samimiyetle.

O sırada Karel elindeki masa tablasını bahçe duvarına yaslayıp yanımıza geldi. Elindeki tozu hafifçe eşofmanına silip abime uzattı. Sesi uykusuzluktan hafif pürüzlü ama inanılmaz tok ve sakindi: "Merhabalar, ben Karel."

Abim uzatılan eli sıktı. "Burak ben de. Hayırlı uğurlu olsun, hoş geldiniz. Bir el atılacak koli, taşınacak ağır bir şey varsa, yardımcı olalım?"

Karel’in dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı, yüzündeki o yorgun ifade bir anda çok samimi bir tebessüme dönüştü. "Çok sağ olasın Burak, eksik olma. Nakliyeciler hallediyor çoğunu, usta da gelecek birazdan. Yine de çok teşekkürler."

Sonra bakışları bana kaydı. Göz göze geldiğimizde başıyla hafif bir selam verdi. "Sizinle de tanıştığıma memnun oldum Ayşen Hanım."

"Ben de memnun oldum Karel Bey," dedim gülümsyerek. "Kolay gelsin size, taşınma işi zordur."

"Sormayın, Pera’yı sabahın köründe yataktan kazımak taşınmaktan daha zordu açıkçası," dedi muzip bir edayla.

Pera gözlerini devirip abisinin koluna hafifçe vurdu. "Aşk olsun abi ya! Rezil etmesene beni komşulara!"

Biz hepsimiz birden gülüşürken abim kolundaki saate baktı. "Karel, Sera Teyze... Bize müsaade, dükkânları açalım artık. Bir ihtiyacınız olursa arka caddede kitapçı dükkânım var, haber vermeniz yeterli."

Sera Teyze dualarla bizi uğurladı: "Çok sağ olun evlatlarım, hayırlı işleriniz olsun.

Abimle dükkânlara doğru yürümeye başladık. Birkaç adım uzaklaştıktan sonra abim koluyla beni darladı: "İyi insanlara benziyorlar ha. Adam da avukat mavukat ama hiç havası yok, bayağı efendi biri."

"Evet," dedim sessizce. "Pera da annesi de çok tatlı."

Çarşı sokağına girdiğimizde sabahın serinliği yavaş yavaş dağılıyor, esnaf kepenkleri birer birer açıyordu. Fırıncı Muzaffer Amca’ya, manav Hüseyin’e el sallayıp dükkânlarımızın olduğu sıraya geldik.

Abimin dükkanına gelmiştik, "dikkat et abicim, hayırlı işler".

"Sende dikkat et abicim, kolay gelsin!" Bende kendi dükkanına geldim ve kapıyı açıp girdim. Rutin işlerimi bitirdikten sonra, tezgâhın arkasına geçip bir gün önce yarım bıraktığım firuze taşlı bilekliği elime aldım. Tam cımbızla zinciri birleştirmeye çalışıyordum ki, dükkânın kapısındaki küçük çıngırak şıngırdadı.

​Kafamı kaldırdığımda kapıda elinde iki büyük kahve kartonu ve taze pişmiş kruvasan kokan bir kese kâğıdıyla Eda duruyordu!

​"Günaydın mahallemizin en deli takı tasarımcısı!" diyerek dükkânın ortasına neşeyle daldı Eda.

​Gülerek elimdeki cımbızı bıraktım. "Ooo, Eda Hanım! Pastaneden taze ganimetlerle gelinmiş bakıyorum?"

​Eda elindekileri hemen tezgâha bırakıp sandalye çekti. "Kızım taze sıcacık kruvasan yaptım, ilk sana getirdim.

"Vallahi iyi yapmışsın, günaydın kuzum".

"Günaydın bebişim". Elindeki işi bıraktım ve birlikte masaya geçip Pera lari gördüğümü anlattım. Bir süre muhabbet ettik ve Eda dükkana geçti bence yediklermizi toplayıp bilekliği yapmaya devam ettim.