1
Sabah istemeye istemeye yataktan kalktım. "Hadi Bahar, kalkarsın sen," diye kendimi gaza getirdim ve nihayet yataktan doğrulabildim.
Dün kafe her zamankinden çok daha yoğundu. Sürekli koşuşturmaktan, huysuz müşterilerin taleplerine yetişmeye çalışmaktan bacaklarımın sızısı kemiklerime işlemişti. Bedenim adeta yatağa çakılmış gibiydi.
Banyoda soğuk suyu yüzüme çarpıp kendime geldikten sonra mutfağa geçtim. İçeriden gelen tıkırtılardan Eda’nın benden önce kalktığını anlamıştım zaten. Mutfakta, elindeki yarım ekmeğin arasına biraz peynir sıkıştırmaya çalışıyordu. Bizim hiçbir zaman zengin bir kahvaltı soframız olmamıştı. Ne bulursak onu yiyorduk. Kirayı ve faturaları düşündükten sonra elimizde kalan üç kuruşla ay sonunu getirmek mucize gibi bir şeydi.
"Günaydın erkenci kuş... Her yerim dökülüyor, öyle yorulmuşum ki," dedim sandalyeye çökerken.
Eda derin bir iç çekip elindeki ekmeği bana uzattı. "Günaydın kuzum. Vallahi ben de aynıyım ama mecburen kalktım. İş bizi bekler."
Haklıydı. Bizim sığınacak bir ailemiz, arkamızda duracak kimsemiz yoktu. Hayat bize hep en sert yüzünü göstermıştı. İstediğimiz kıyafetleri alamıyor, canımızın çektiği bir yemeği rahatça yiyemiyor, akranlarımız gibi üniversite amfilerinde hayal kuramıyorduk. Bizim tek gerçeğimiz, hayatta kalma mücadelesiydi.
Ekmeğimden büyük bir ısırık alıp yanımdaki bir bardak suyu bitirdim. Bulaşıkları hızlıca halledip hazırlanmaya geçtim. Saçlarımı tarayıp sıkı bir atkuyruğu yaptım. Aynadaki solgun yüzümü biraz canlandırmak için hafif bir makyaj, ardından siyah kumaş pantolonum, siyah dar tişörtüm ve emektar spor ayakkabılarımı giydim.
Eda ile birlikte her zamanki gibi sessiz adımlarla iş yerine yürüdük. Leyla Kafe’ye vardığımızda mesai arkadaşlarıma kısa bir selam verip önlüklerimizi bağladık. Şansımıza bugün düne göre çok daha sakindi. Zaman geçmek bilmedi ama akşamı etmiştik.
Tam önlüğümü çıkarıp eve gitmeye hazırlanırken telefonumun melodisi sessizliği böldü. Ekranda kayıtlı olmayan, yabancı bir numara yanıp sönüyordu.
"Kim o?" dedi Eda, üzerini düzeltirken.
"Bilmiyorum ki, kayıtlı değil," diyerek dudak büktüm.
"Aç bakayım, ısrarla arıyor baksana."
Telefonu kulağıma götürdüm. "Alo?"
"Alo, Bahar Akay ile mi görüşüyorum?" Karşıdaki ses oldukça ciddi, pürüzsüz bir erkek sesiydi.
"Evet, siz kimsiniz?"
"Merhaba Bahar Hanım. Ben Ahmet Leventli, avukatım. Numaranızı yetimhane kayıtlarından aldım. Acil ve son derece önemli bir konu hakkında sizinle yüz yüze konuşmam gerekiyor."
İçimdeki huzursuzluk bir anda katlandı. "Avukat mı? Anlamadım beyefendi, ne gibi önemli bir konu?"
"Telefonda detay veremem. Müsaitseniz şu an görüşebilir miyiz?"
"Bilemiyorum, sizi tanımıyorum neticede..."
"Haklısınız, şüphe duymakta çok haklısınız. Bildiğiniz, güvendiğiniz bir restoran veya kafe varsa orada buluşabiliriz."
"Ben Leyla Kafe’de çalışıyorum. Oraya gelebilirsiniz, ben de tam çıkmak üzereydim."
"Peki, konum atarsanız hemen geliyorum."
Telefonu kapatıp adama konumu gönderdim. Eda gözlerini büyütmüş, merakla bana bakıyordu. "O kim kuzum, ne oluyor? Yüzün kireç gibi oldu."
"İnan ben de bilmiyorum. Adam avukat olduğunu söyledi. Yetimhaneden almış numaramı, acil görüşmemiz gerek diyor."
Eda ile birbirimize bakakaldık. Dakikalar sonra kafenin kapısı açıldı. İçeri siyah takım elbiseli, elinde deri bir evrak çantası tutan, ciddi duruşlu bir adam girdi. Gözleri mekânda gezindikten sonra doğrudan bize doğru ilerledi.
"Bahar Hanım?" dedi kibar bir sesle.
Kafamı salladım. "Benim. Ahmet Bey sizsiniz sanırım?"
"Evet," dedi ve boş masalardan birini işaret etti. "Vaktinizi fazla almayacağım ama dinleyecekleriniz hayatınızı değiştirecek."
Eda ile masaya oturduk. Ahmet Bey çantasından kalın bir dosya çıkardı ve içinden bir mektup çıkartıp okumaya başladı:
"Sayın Aksoylar; anneniz, babanız bugünleri göremedi ama bunca yıllık ayrılık yeter. Size kardeşinizin yaşadığını söylemek istiyorum. Yeni Yurt Yetimhanesi'nde kalıyordu, adı Bahar Akay. Gerisi sizde... Babanız hayatımın aşkını çaldı, ben de onun kızını çaldım ve ödeştik."
Duyduklarıma inanmakta güçlük çekiyordum. Bu gerçek olabilir miydi? Nasıl olabilirdi?
Kulağımda çınlayan bir uğultu başladı. Masadaki su bardağına uzanmak istedim ama ellerim o kadar çok titriyordu ki bardağı tutamadım.
"Bahar Hanım, iyi misiniz?"
Ahmet Bey’e baktım ama tek bir kelime bile edemedim, sadece gözlerinin içine kilitlenip kaldım. Eda hemen kolumu sıvazladı. "Biraz su iç kuzum..." Kafamı sallayıp Eda’nın uzattığı suyu yudumladım.
Ahmet Bey konuşmasını sürdürdü: "Müvekkilim ve abiniz olan Alen Aksoy ile kardeşleriniz şu an Aksoy Otel’de kalıyorlar. Yarın, tabii siz de isterseniz, sizinle tanışmak ve bir DNA testi yaptırmak istiyorlar."
Girdiğim o derin transtan sıyrılıp Ahmet Bey’e döndüm. "Olur," dedim sesimi toparlamaya çalışarak. "Gelirim. Siz hastanenin adını söyleyin, ben gelirim."
Masadaki kahvesinden son yudumu alıp ayağa kalktı Ahmet bey "Sizi eve bırakayım, en azından yarın nereden alacağımı bilirim. Kaçta geleceğimi de sabah mesaj atarım."
Gerek olmadığını söylesek de bizi dinlemedi; masaya bir miktar para bırakıp bizi eve kadar bıraktı.
Eve gelir gelmez Eda’ya sadece uyumak istediğimi söyleyip kendimi yatağa attım. Beni öz ailemden, annemden ve babamdan söküp almışlardı... Üstelik sırf bir adamın 'aşk' dediği o hastalıklı hırs yüzünden. Ne saçma, ne acımasız bir nedendi bu... Zihnimde dönüp duran bu ağır düşüncelerin içinde boğularak uykuya daldım.
Yorumlar
- Es Es: Karakter asla değişmez, sadece bastırılmış duygular vardır oda değişmesi normaldir.
- Haticenur: Ahsiyet duyunca maddi akıl oyunlarına olan bakış açını değiştirtecek gibi hissediyorum
- Es Es: Yeni gün yeni umutlar
- Ege Bulut: Başka hiçbir şey söylemek istemeden anlaşılırız artık yarın neler olacak olabilir
- Es Es: Maalesef bu dünyada herkes bir çok zorluk yaşıyor, Baharda belki hak ettiği hayatı yaşar artık
- Aslı Zorlu: geçmişin peşinizi bırakmamış gibi bahar burası gerçekten çok adaletsiz görünüyor
- Es Es: Nasıl yanı
- Zeynep Avcı: Yine mi benzer bir kafe günü geçiriyorsunuz geçmiş aynı gibi görünüyor
- Es Es: Teşekkür ederim 🩷
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: Eline sağlık canım içi