Keşfet

3

BAHAR

​Hastaneye vardığımızda içimdeki o heyecan ve huzursuzluk katlanarak arttı. Zihnimi kemirmeye devam ediyordu sorular: Ya test olumsuz çıkarsa? Ya gerçekten Alen abimse?

​Bekleme salonuna geçtiğimizde zaman durmuş gibiydi. Kalbim sanki göğüs kafesimi delip çıkacak gibi çarpıyordu. Birkaç dakika sonra kapı açıldı. Beyaz önlüklü başhekim elinde kapalı, resmi bir zarfla içeri girdi.

​"Alen Bey, Bahar Hanım..." dedi doktor bey, gözlüğünü hafifçe düzelterek. "Test için gerekli tüm genetik incelemeler tamamlandı."

​Eda elimi tuttu ve "Sakin ol Bahar," diye fısıldadı. Heyecandan bacaklarım bile titriyordu.

​Alen Bey hızla doğruldu. Yüz hatları gergindi. Doktor bey zarfı açıp içindeki kâğıda kısa bir göz gezdirdi ve doğrudan bana bakarak o tarihi cümleyi kurdu:

​"İncelenen genetik markörler ve tam kardeşlik analizleri sonucunda, Alen Aksoy ile Bahar Akay arasındaki biyolojik kardeşlik olasılığı %98.7 olarak tespit edilmiştir. İki tarafın tam kardeş olduğu tıbben doğrulanmıştır."

​Salona bir anlık derin bir sessizlik çöktü. %98.7...

​Ellerim titremeye başladı. Eda yanımda nefesini tutmuş bana bakıyordu. Alen Bey’in gözleri doldu, bana doğru bir adım attı ama hemen sarılmadı; ne yapacağını, nasıl tepki vereceğimi bilemez bir halde duraksadı. Yüzünde tarif edilemez bir rahatlama ve heyecan vardı.

​"Gerçeksin..." dedi sesi titreyerek. "Gerçekten benim kardeşimsin... Ölmedin."

​Ben ise ne hissetmem gerektiğini bilemiyordum. Bir yanda yılların getirdiği alışkanlıklar ve yabancılık hissi, diğer yanda karşımda gözleri dolu dolu bana bakan öz abim... Şok, heyecan ve belirsizlik içimde birbirine karışmıştı.

​Ahmet Bey araya girip, "Ben bütün yasal işlemleri ve nüfus süreçlerini başlatıyorum Alen Bey," dedi.

​Alen abi kafasını sallayarak onu onayladı, ardından yavaşça yanıma yaklaşıp bana döndü. Bakışlarında büyük bir şefkat ve heyecan vardı.

​"Abilerin seni bir an önce görmek istiyor Bahar... Oteldeler, sabırsızlıkla haber bekliyorlar. Hem seninle bundan sonra ne yapacağımızı, hayatımızı nasıl şekillendireceğimizi de konuşalım. Olur mu?"

Alen abinin gözlerinin içindeki o samimi beklentiye bakarken yutkundum. İçimde fırtınalar kopuyordu. Bir yanda yıllardır özlemini çektiğim o aile sıcaklığı, diğer yanda bunca zamandır yaşadığım hayatım ve yanımda bana güç veren Eda...

​Eda’ya hafifçe baktım. Bakışlarıyla beni cesaretlendiriyor, "Ben senin yanındayım, ne karar verirsen ver," der gibi bakıyordu.

​Derin bir nefes alıp Alen abiye döndüm.

​"Tamam," dedim sesimi toparlamaya çalışarak. "Gelim... Yani gidelim. Ama Eda da benimle gelecek."

​Alen abinin yüzünde ansızın beliren o rahatlama ve gülümseme, sanki üzerindeki tonlarca ağırlığı söküp almıştı. "Elbette," dedi hemen.

Hastanedan çıkıp Alen abinin arabasına bindiğimizde şehir dışarıda akıp gidiyordu ama benim zihnim durmuş gibiydi. Yaklaşık yirmi dakika sonra şehrin en görkemli otellerinden birinin önünde durduk: Aksoy Otel.

Önce hastane sonra otel, zengin bir aileydi sanırım

​Asansörle otelin en üst katındaki kral dairesine çıktık. Alen abi cebinden kartı çıkarıp kapıyı açtı. İçeri adım attığımız an, geniş salonda volta atan iki genç adamla karşılaştık. Kapının açılma sesiyle ikisi de anında harekete geçti.

​"abi! Ne oldu? Sonuç çıktı mı?" diye öne atıldı daha uzun boylu, esmer olanı.

​Alen abi arkasından bizi öne çıkararak kapıyı kapattı. Yüzündeki gururlu ve duygusal ifadeyle diğer iki kardeşime baktı.

​"Çıktı..." dedi Alen abi, sesi titreyerek. "Kardeşimiz hayatta. Karşınızda duruyor. Bahar... O bizim kız kardeşimiz."

​Salona bir anlık buz gibi bir sessizlik çöktü. Esmer olanı—sonradan öğrendiğim adıyla Ayaz—ve yanındaki biraz daha açık kumral, gözleri doğrudan bana benzeyen Aytuğ... İkisi de olduğum yerde çakılı kaldı. Bakışları yüzümde, gözlerimde, saçlarımda gezindi.

​Aytuğ’un gözlerinden bir damla yaş süzüldü. "Kız kardeşimiz..." diye mırıldandı.

​Ayaz ise bir anda bana doğru birkaç büyük adım attı, önümde durdu. Ellerini omuzlarıma koymak istedi ama çekinip geri çekti. Yüzündeki o şok, yerini devasa bir sevince bıraktı.

​"Geldin..." dedi sesi kısılarak. "Yıllardır boş bir mezara sarılmışız biz... Sen buradasın!"

​Aytuğ da yanımıza geldi. İkisi birden bana bakarken, Alen abi de arkamızda durmuş bizleri izliyordu.

​"Sizi tanıtayım," dedi Alen abi arkadan. "Bahar, bu Ayaz... Bu da Aytuğ. Ve yanındaki de Eda, Bahar’ın can dostu."

Kafa selamı verdiler edaya, oda o kara gülümsedi.

Salondaki geniş koltuklara geçip oturduğumuzda, üç adamın da gözlerinin bir an bile üzerimden ayrılmadığını fark ettim. Her hareketimi merakla izliyorlardı.

​Alen abi boğazını temizleyip ciddiyetle söze girdi: "Şimdi Bahar... Resmi işlemleri Ahmet Bey başlattı. Soyadın kısa sürede 'Aksoy' olarak güncellenecek. Ama asıl konu bundan sonrası. Artık o küçük evde ya da kafede çalışarak yıpranmanı istemiyoruz. Bizimle birlikte eve geleceksin. Birlikte yaşayacağız."

​Lafını bitirir bitmez içimdeki o bağımsız kız birden irkildi. Yıllardır kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan Bahar, bir anda her şeyin hazır sunulmasına nasıl tepki verecekti?

​"Bir dakika..." dedim hafifçe geri çekilerek. "Ben... Ben bu hayata alışkın değilim. Bir günde her şeyi bırakıp gelemem. Benim bir düzenim, bir işim, Eda ile kurduğum bir yuvam var."

​Üç abi birbirine baktı. Aytuğ yumuşak bir sesle araya girdi: "Seni zorlamak istemiyoruz Bahar. Ama bunca yıldan sonra seni tekrar kaybetmeye tahammülümüz yok."

"Ben Eda'yı tek bırakamam yıllarca birbirimize aile olduk bunu yapamam".

Alen abi gülümsedi, eda bizimle gelsin. Oda bizim kardeşimiz sayılır artık, tabi isterse".

Eda ile birbirimize baktik ve omuz silktik, "olmaz, Bahar gelsin. Beni düşünme Bahar ben başımın çaresine bakarım, onlar senin ailen".

"Ya senle, yada gitmem. Karar senin Eda".

Eda bir bana bir abilere baktı, hepsi olumlu yönde kafa salladı.

"Peki" dedi. O öyle diyince bende kabul ettim. Bizi neler bekliyordu bilemezdim, tanımadığım bir şehir ve insanların içine gidiyordum.

​"Eşyalarınızı toplamanız için size vakit verelim," dedi Alen abi şefkatli bir sesle. "Yarın yola çıkarız."

​Gözlerimi halıdaki desenlerden ayırıp Alen abiye baktım. "Bizim pek bir eşyamız yok zaten... Ama kafeye uğrayıp vedalaşmamız gerek. Leyla abla bize yıllarca kapısını açtı, bir anda çekip gidemeyiz."

​Alen abi anlayışla başını salladı. "Nasıl isterseniz. Ben sizi bırakırım, ne zaman hazır olursanız haber verin. Tekrar alırım."

​Otelden çıkıp Eda ile birlikte önce küçük evimize geçtik. Odalarımıza girdiğimizde ikimiz de bir süre sessizce durduk. Yıllardır her köşesinde emeğimizin olduğu, soğuk gecelerde birbirimize sarılarak ısındığımız bu küçük ev, şimdi arkamızda bırakacağımız bir anıya dönüşüyordu. Eski valizlerimizi çıkarıp sadece bizim için manevi değeri olan birkaç parça kıyafeti, fotoğrafları ve kişisel eşyalarımızı koyduk ve ev sahibini aradik. Aşağı katta oturduğu için kolayca halletmiştik herşeyi ve anahtarı teslim etmiştim.

​Ardından deniz kenarındaki o şirin kafeye, Leyla Kafe’ye gittik. Leyla abla bizi karşıladığında durumu kısaca anlattık. Yıllardır öz ablamız gibi olan kadın, gözyaşları içinde ikimize de sarıldı. "Yolunuz açık olsun kızlarım," dedi. "Burası sizin her zaman eviniz, unutmayın."

Gülümsedim ve vedalaştık, Alen abiyi aramıştım ve bizi kapıda bekliyordu.

Her anı burada İstanbul'da kalıyor, yeni anilar için farklı bir şehre İzmir'e gidiyorduk. Beni iyi şeyler mi? Kötü şeyler mi bekliyor? Bilmiyordum, bildiğim tek şey. Onlara bir şans verecektim, onlar benim ailemdi.

Yorumlar

  • Kadir karasu: leyla ablanın vedası gerçekten duygusal Neler hissettiğini anlayabiliyorum
  • Es Es: Yeni hayatı eskisi gibi olmayacak
  • Erdem Çiçek: bahar tüm bunlar seni ne kadar etkileyecek?
  • Es Es: Bahar için yeni duygular ailesi olmadığı için aile ne demek bilmiyor ki
  • Yusuf Vural: alen abinin yüzündeki o rahatlama müthiş Ne bekliyordun ki?