Keşfet

2

Bana Sevmeyi Anlat

Eflin, hıçkırıklarını dizginleyemeden kendini en yakındaki kadınlar tuvaletine attı. Kapıyı arkasından çarpıp kabinlerden birine kapandı. Göğsü körük gibi inip kalkıyor, Cihangir'in amfide herkesin gözü önünde savurduğu o zehirli kelimeler kulaklarında çınlamaya devam ediyordu. Kalbi öylesine sıkışıyordu ki, nefes almak bile canını yakıyordu.

Derken, kabin kapısının altındaki boşluktan uzatılan bir paket mendil gördü.

"Merhaba... Kabinden çıkar mısın lütfen? Gerçekten seni çok merak ettim de," dedi nazik, yumuşak bir kadın sesi.

Eflin duraksadı. Gözyaşlarını çabucak silip şaşkınlıkla kapının kilidini açtı. Lise son sınıftan beri, abisinin işlediği o meşum günah ve Cihangir'in durmaksızın sürdürdüğü baskı yüzünden kimse onunla arkadaşlık etmezdi. Etrafındaki Herkes, Cihangir'in hışmına uğramaktan çekindiği için Eflin'i dışlamıştı. Bu yüzden karşılaştığı bu samimi ilgi onu derinden şaşırttı.

Kabinden çıktığında karşısında gülümseyen, sıcak bakışlı bir kız duruyordu. Eflin yavaşça aynanın karşısına geçip elini yüzünü soğuk suyla yıkadı. Yüzündeki ıslaklığı kurularken aynadan kıza baktı.

Kız derin bir nefes alıp yanına yaklaştı. "Ben Nur," dedi kendini tanıtarak. "Seni bayadır gözlemliyorum Eflin... Cihangir sana gerçekten büyük bir zulüm ediyor. Ama bence bir başkasının, abinin hatasını sen ödememelisin. Bu hiç adil değil."

Eflin şaşkınlıkla Nur'a döndü. Kimse daha önce onun yanında bu gerçekleri dile getirme cesaretini gösterememişti.

Nur konuşmaya devam etti, sesi güven vericiydi: "Ayrıca tam burslu olduğunu ve sırf bu burs yüzünden, geleceğin için bu okula, bu tüm baskılara rağmen devam etmek zorunda olduğunu da biliyorum. Başını öne eğmeni gerektirecek hiçbir şey yok. Sen suçlu değilsin."

Eflin'in boğazı düğümlendi ama bu kez üzüntüden değil, içini kaplayan o ani rahatlama hissindendi. Yalnız olmadığını hissetmek, aylardır omuzlarında taşıdığı o devasa kayayı bir nebze olsun hafifletmişti. İki genç kadın göz göze geldi ve birbirlerine içten, sıcacık bir tebessüm gönderdiler.

Eflin çenesini dikleştirdi, üzerindeki o kırgınlığı silkeleyip attı. Tuvaletten yan yana çıktılar.

Artık yapayalnız değildi. Eflin, yeni dostu Nur ile birlikte, Cihangir'in ve bütün okulun ezici bakışlarına inat, kampüs koridorlarında başı dik ve kendinden emin adımlarla yürümeye başladı.

Eflin ile Nur yan yana kampüs bahçesine çıktıklarında, havadaki o baskıcı atmosfer hâlâ yerindeydi ama Eflin'in içinde bu kez bambaşka bir güç vardı. Yalnız olmadığını bilmek, sırtındaki o ağır yükü hafifletmişti.

Tam çimlerin yanındaki ana yürüyüş yoluna saptıklarında, karşıdan gelen silüeti fark etti.

Genç adam...

Cihangir, birkaç arkadaşıyla birlikte binaya doğru yürüyordu. Amfideki o kavgadan sonra hâlâ öfkesi yatışmamış, yüzündeki o kaskatı, soğuk ifadeyle etrafına bakınıyordu. Eflin'i gördüğü an adımları hafifçe yavaşladı. Zihninde, ağlayarak dışarı fırlayan o kırık kız imajı vardı; Eflin'in yine başını öne eğip yanından hızla geçip gitmesini bekliyordu.

Ama Eflin bu kez durmadı. Bakışlarını bir milim bile kaçırmadı.

Adımlarını tam Cihangir'in hizasına doğru yöneltti. Genç adamın tam yanından geçerken, yüzüne yerleştirdiği o alaycı, meydan okuyan hafif gülümsedi. Ve tıpkı sabah Cihangir'in ona yaptığı gibi, hiç tereddüt etmeden, sertçe genç adamın omzuna çarpıp geçti.

Cihangir aldığı o ani darbeyle hafifçe sarsıldı. Yüzündeki o soğuk kibir, yerini büyük bir şaşkınlığa bıraktı. Arkasını dönüp adımlarını bile yavaşlatmadan yürüyen Eflin'e bakakaldı. Amfide ağlattığı, gururunu kırdığını sandığı kız, şimdi onun yüzüne bakıp alayla gülmüş ve omzuna çarpıp gitmişti. Genç adamın çenesi hırsla kasıldı ama Eflin arkasına bile bakmadı.

Nur'la vedalaştıktan sonra hızlı adımlarla nizamiye kapısından çıktı. Durağa vardığında gelen ilk otobüse bindi. Otobüsün camına yaslandığında içindeki o hafifleme hissi hâlâ oradaydı. Cihangir'in zenginliği, gururu ya da nefreti... Hiçbiri Eflin'in hayat mücadelesinden daha büyük değildi.

Eve vardığında üzerindeki okul kıyafetlerini hızla değiştirdi. Mutfaktan bir parça atıştırıp vakit kaybetmeden tekrar dışarı çıktı. Çünkü Eflin için durmak diye bir şey yoktu; okumak, ayakta kalmak ve hayatını kazanmak zorundaydı.

Çalıştığı giyim mağazasına vardığında mağaza müdürünün selamını alıp hemen önlüğünü taktı. Askıları düzeltmeye, gelen müşterilerle ilgilenmeye başladığında zihnini kampüsün o zehirli havasından tamamen arındırdı. Cihangir onun hayatını mahvettiğini sanıyordu ama Eflin, her şeye rağmen kendi ayakları üzerinde duran, pes etmeyen o güçlü kadındı.

Mağazada askıları düzeltip yoğun geçen günün yorgunluğunu atmaya çalışırken, kapının üzerindeki zil çaldı. İçeri giren kişiyi gördüğünde Eflin'in sırtı anında gerildi.

Gelen, Cihangir'in arkadaşı olan o şımarık kız-Serpil'di.

Serpil, mağazaya adım atar atmaz etrafı küçümseyen bakışlarla süzdü. Ardından gözleri kabinlerin yanında duran Eflin'e kilitlendi. Yüzüne hemen o sinir bozucu, alaycı tebessümünü yerleştirdi.

"Ayy, inanmıyorum!" dedi Serpil, sesini mağazadaki diğer müşterilerin duyabileceği kadar yükselterek. "Burası ne ara bu kadar düştü? Kampüste Cihangir'in gölgesinden kaçamayan ezikler şimdi de tezgahtarlık mı yapıyor?"

Eflin derin bir nefes aldı. Hırçın damarı yine sızlamaya başlamıştı. Bakışlarını hiç kaçırmadan kıza doğru bir adım attı. "Müşteriysen alışverişini yap, değilsen o çeneni kapatıp çık dışarı Serpil. Senin o boş laflarını çekecek mesai saatinde değilim."

Serpil, Eflin'in bu dik ve hırçın cevabı karşısında bozuldu. "Haddini bil terbiyesiz! Ben senin gibi bir ezikten hizmet falan almıyorum. Mağaza müdürü nerede? Ben bu kızın burada çalışmasını istemiyorum, derhal kovulsun!" dedi bağırarak.

Mağaza müdürü endişiyle yanlarına gelmeye çalışırken, Serpil laf anlatmak yerine daha pis bir oyuna başvurdu. Eflin'e doğru yürürken güya bir kıyafeti inceler gibi yaptı, arkasını döndüğü o birkaç saniyelik kargaşada, tezgahtaki pahalı bir gümüş kolyeyi kaşla göz arasında Eflin'in aprondaki cebine kaydırdı.

Ardından bir adım geri çekilip çığlığı bastı: "Aaa! Kolyem yok! Az önce tezgahta duruyordu! Bu kız aldı, gözümle gördüm! Hırsız bu!"

Mağazadaki herkes bir anda onlara döndü. Müdür ne yapacağını bilemez halde Eflin'e yaklaştı: "Eflin, lütfen çantana ve ceplerine bakmamıza izin ver, olayı çözelim..."

Serpil zafer kazanmış gibi sırıtırken, Eflin hiç geri adım atmadı. Çenesini dikleştirdi, gözlerinden adeta alev fışkırıyordu. Hırçınlığını ve hakkını çok iyi biliyordu.

"Hayır!" dedi Eflin, sesi mağazada bir komut gibi yankılandı. "Polis gelmeden hiç kimsenin, ne senin ne de bir başkasının çantamı veya ceplerimi arama hakkı yok! Polis çağrılana kadar kimse üstüme dokunamaz!"

Serpil'in yüzündeki sırıtış hafifçe bocaladı. Eflin doğrudan mağaza müdürüne döndü: "Müdür bey, arama yapılmasını istiyorsanız polisle birlikte hemen şu tepemizdeki güvenlik kameralarının kayıtlarını açın. Kimin neyi nereye koyduğu, kimin hırsız, kimin iftiracı olduğu o kameralarda açıkça görülecektir."

Eflin parmağıyla tam tepelerindeki açıya bakan kamerayı işaret ettiğinde Serpil'in rengi anında attı. Kurduğu tuzak ayağına dolanmıştı. Kameraların her açıdan net kaydettiğini unutan Serpil, polisin ve kamera kayıtlarının lafı geçince panikle ne diyeceğini bilemedi.

Eflin, cebine atılan kolyeyi çıkarmadan kollarını göğsünde birleştirdi. O hırçın ve kendinden emin duruşuyla Serpil'in üzerine yürüdü: "Şimdi polis gelsin bakalım Serpil... İftiradan ve kumpas kurmaktan adliye koridorlarında Cihangir seni kurtarabilecek mi, hep birlikte görelim."

Mağaza müdürü vakit kaybetmeden polisi aradı. Dakikalar sonra iki polis memuru mağazadan içeri girdi. Eflin'in kararlı duruşu karşısında geri adım atamayan müdür, güvenlik kameralarının kayıtlarını polislerin önüne açtı.

Görüntüler dev ekrana yansıtıldığında gerçek bir tokat gibi patladı.

Kayıtta Serpil'in kolyeyi çaktırmadan Eflin'in cebine kaydırdığı, hemen ardından da "Hırsız var!" diye bağırdığı net bir şekilde görülüyordu. Mağazadaki müşterilerden uğultular yükse