Keşfet

3

Bana Sevmeyi Anlat

Güneş henüz doğmamış, mahalle sabahın erken saatlerindeki o soğuk sisin altında eziliyordu. Eflin, çalışma masasında ağlayarak uyandığı rüyanın etkisinden çıkamamış, gözlerini duvardaki eski aile fotoğrafından ayıramamıştı. Ağabeyinin masumiyetine olan inancı bu hayattaki tek tutamağıydı ama kapının sertçe çalınmasıyla o tutamak sarsıldı.

Kapı öyle vuruluyordu ki ahşap çerçeve yerinden sökülecek gibiydi. Eflin koridora koşup kapıyı açtığında karşısında polisleri ve hemen arkalarında duran Cihangir'i gördü. Düşman ailenin oğlu olan Cihangir, kollarını göğsünde birleştirmiş, soğuk bakışlarını Eflin'e dikmişti. Üç yıl önce babasının ölümüyle başlayan o kanlı çizgiden beri Eflin'in gölgesi gibi peşindeydi.

- "Eflin Hanım? Emniyetten geliyoruz. Eviniz için arama izni var," dedi polislere önderlik eden amir, elindeki kâğıdı uzatarak. "Ağabeyinizi sakladığınıza veya onunla iletişimde olduğunuza dair ihbar var."

Eflin başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi hissetti. Bakışları polisin elindeki arama izninden kayıp Cihangir'e odaklandı.

- "Sen... Sen mi yaptın bunu?" dedi Eflin, sesi çaresizlikten titreyerek. "Üç yıldır hayatımı mahvettiğiniz yetmedi mi? O benim rüyalarıma bile gelemiyor Cihangir! Nerede olduğunu bilsem bu cehennemde tek başıma nefrete karşı savaşır mıydım?"

Polisler evi altüst etmeye başladığında Eflin salonun ortasında öylece kalakaldı. Çekmeceler dökülüyor, masadaki notlar yerlere saçılıyordu. Polisler iz bulamayıp çıktığında, amirin talimatıyla binanın önüne devriye ekipleri yerleştirildi. Ancak Cihangir gitmedi; kapıyı arkasından kapatıp içeri bir adım attı.

- "Gitmeyeceğim," dedi Cihangir düz bir sesle. "Polisler dışarıda nöbet tutabilir ama ben senin yanında olacağım. Abin bu eve, sana gelmek zorunda. Ve geldiğinde kapıyı açan kişi ben olacağım."

- "Burası benim evim! Bana zulmetmeye hakkın yok!" diye bağırdı Eflin.

Cihangir, Eflin'in titreyen omuzlarına, gözlerindeki o kırgın ağlamaya baktı. Babasını öldürdüğüne inandığı adamın kardeşiydi karşısındaki.

- "Katil bir abinin arkasını kollamaktan vazgeç artık Eflin," dedi Cihangir, sesi sert tutmaya çalışsa da içindeki şüphe kırıntısıyla. "Gerçekler ortada. Üç yıl önce o gece babam öldü ve abin ortadan kayboldu. Başka ne tür bir kanıt arıyorsun?"

Eflin gözlerindeki yaşları silip başını dikleştirdi. Cihangir'in tam karşısına geçti. Korkmuyordu; aksine gözlerinde sarsılmaz bir mantığın ve haklılığın ışığı vardı.

- "Siz sadece kaçan bir adam gördünüz, ben ise arkasında hiçbir iz bırakmadan yok edilen bir kardeş," dedi Eflin. Sesi bu kez sakindi ama her bir kelimesi adeta bir ok gibi hedefini buluyordu. "Cihangir, babanı gerçekten öldüren bir adam, ardında beni bırakır mıydı? Sen benim yerimde olsaydın, senin için canını verecek abin tek bir kelime etmeden kaçsa, buna inanır mıydın? Yoksa o gecenin karanlığında başka bir hesap olduğunu anlayacak kadar zeki değil misin?"

Cihangir verecek bir cevap bulamadı. Dudakları aralandı ama söyleyecek tek bir kelime bile seçemedi.

- "Babamın katilini arıyorum diyorsun," diye devam etti Eflin, adımlarını Cihangir'e doğru atarak. "Ama kolay olana kaçıyorsunuz. Günah keçisi ilan edip kaçan adamın arkasından sövmek kolay. Peki ya abim kaçmadıysa? Ya o gece o yangının içinde ikinizi de yakacak bir sırrı saklamak için kaybolmak zorunda kaldıysa? Sen babanın intikamını değil, sana sunulan yalanı satın alıyorsun."

Cihangir adeta vurulmuşa döndü. Eflin'in mantıklı, her cümlesi adeta parçaları oturtan haklı sözleri karşısında ilk kez tamamen cevapsız kalmıştı. Yıllardır beslediği nefret, kızın gözlerindeki bu netlik karşısında sarsıldı. İçinde devasa bir ikilem başladı: Ya gerçekten yanılıyorsa? Ya üç yıldır bir yalana inanıp doğru insanı suçluyorsa?

Geriye doğru bir adım attı Cihangir. Bakışları Eflin'in yüzünde dolaştı; kızın sesindeki o kendinden emin ton, Cihangir'in zihnindeki tüm doğruları altüst etmişti. Laf vuramadı, itiraz edemedi.

Sadece gözlerini kaçırıp salondaki tekli koltuğa doğru yürüdü ve sessizce oturdu. Dışarıda çakan polis ışıklarının gölgesi duvara vururken, Cihangir hayatında ilk kez inandığı her şeyden şüphe duymaya başlamıştı.

Cihangir'in sessizliği odadaki gerilimi daha da tırmandırıyordu. Eflin, karşısında kararsızlıkla boğuşan adama doğru bir adım daha attı. Gözlerindeki kırgınlık yerini tamamen keskin bir haklılığa bırakmıştı.

- "Benimle oyalanırken gerçek suçluları ortaya çıkaramıyorsun," dedi Eflin, sesi odadaki buz gibi havayı kesip geçerken. "Tek bildiğin, suçlayacak birini bulmak. Mesela ben..."

Cihangir başını kaldırıp Eflin'e baktı. Göğsü hızla kalkıp iniyordu. Yıllardır tutunduğu öfke, kızın bu kadar net ve korkusuzca yüzüne vurduğu gerçekler karşısında un ufak oluyordu.

- "Seni suçlamıyorum," diyebildi Cihangir, ama sesi bile kendi kulağına ikna edicilikten uzak geldi.

- "Beni suçluyorsun Cihangir!" diye sesini yükseltti Eflin. "Çünkü kolayıma geliyor. Kapıma polis yıpmak, evimi altüst ettirmek, beni bu dört duvar arasında bir mahkûm gibi yaşatmak kolay. Gerçek katilin peşine düşmek cesaret ister. Sen ise sadece hıncını çıkaracak en yakın hedefi, yani beni seçiyorsun."

Cihangir yerinden fırladı. Eflin'e doğru hamle yaptı ama aralarındaki bir adımlık mesafede durdu. Kızın gözlerindeki o sarsılmaz inanç, ellerini kollarını bağlıyordu. Ona laf yetiştiremiyor, kurduğu tek bir mantıklı cümleyi bile çürütemiyordu.

- "Ya haklıysan?" düşüncesi Cihangir'in zihninde bir zehir gibi yayılmaya başladı. Ya Eflin'in abisi gerçekten katil değilse? Ya üç yıldır yanlış insanla savaşırken, babasının asıl katili dışarıda ellerini kollarını sallayarak geziyorsa?

Eflin, Cihangir'in gözlerindeki o büyük çöküşü, o devasa ikilemi gördü. Cihangir ilk kez tam anlamıyla dumura uğramıştı.

- "Şimdi o koltuğa otur ve düşün," dedi Eflin arkasını dönüp pencereye doğru yürürken. Dışarıdaki devriye ışıkları yüzüne vuruyordu. "İntikam mı almak istiyorsun, yoksa sadece vicdanını rahatlatacak bir kurban mı arıyorsun? Karar verdiğinde bana söylersin."

Cihangir tek bir kelime bile edemeden salondaki koltuğa geri çöktü. Düşmanının evinde, düşmanının kızı karşısında hayatının en ağır yenilgisini almıştı. İçindeki nefret ilk kez yerini zifiri bir şüpheye bırakmıştı.

Cihangir koltukta oturmuş, zihnini kemiren şüphelerle boğuşuyordu. Eflin'in kurduğu her mantıklı cümle, babasının ölümüyle ilgili bildiği tüm doğruları kökünden sarsmıştı. Tam içindeki nefret kırılmaya, Eflin'in masumiyetine ve ağabeyinin bir kumpasa kurban gittiğine inanmaya başlıyorken Cihangir'in telefonu acı bir sesle çaldı.

Arayan, emniyetteki adamlarından biriydi. Cihangir telefonu kulağına götürürken Eflin de pencerenin önünden dönüp ona baktı.

- "Abi," dedi telefondaki ses. "Polisler evin arka bahçesindeki kömürlüğün altında bir gömü buldu. Üç yıl önceki yangın gecesine ait... Babanın kayıp olan saati ve üzerinde kurumuş kan izleri olan bir tabanca. Seri numarasını sorgulattık, silah Eflin'in ağabeyinin adına ruhsatlı."

Cihangir'in elindeki telefon neredeyse kayıp düşecekti. Bakışları ağır ağır Eflin'e kaydı. Birkaç dakika önce kızın sözleriyle yerle bir olan nefreti, saniyeler içinde devasa bir öfke dalgası halinde geri döndü. Şüphenin yerini zehirli bir nefret aldı. Yavaşça ayağa kalktı, adımları bir avcı gibi sert ve kararlıydı.

- "Ne oldu?" dedi Eflin, Cihangir'in yüzündeki değişimi görüp gerileyerek. "Cihangir ne haber geldi?"

Cihangir aralarındaki mesafeyi saniyeler içinde kapatıp Eflin'in kolunu sıkıca kavradı. Gözleri adeta kan bürümüştü.

- "Şeytandın kızım sen..." dedi Cihangir, dişlerinin arasından tıslayarak. Sesi öfkeden ve hayal kırıklığından titriyordu. "Az daha inandırıyordun beni! O masum rollerine, o mantıklı cümlelerine az kalsın kanıyordum!"

Eflin kolunu kurtarmaya çalıştı ama Cihangir'in tutuşu çelik gibiydi. Kalbi panikle çarpmaya başladı.

- "Neden bahsediyorsun sen?! Bırak kolumu!"

- "Arka bahçedeki kömürlükten ne çıktı biliyor musun?" dedi Cihangir, Eflin'in yüzüne doğru eğilerek. "Babamın o gece kaybolan saati! Ve üzerinde kan izleriyle ab