5
Siyah lüks araba üniversite kampüsünün kapısından içeri girerken Cihangir'in telefonu torpido üzerinde aralıksız titriyordu. Ekranda Serpil ismi yanıp sönüyordu. Cihangir gözünü yoldan ayırmadı, aramayı reddedip telefonu sessize aldı. Serpil onun için hiçbir zaman ciddi olmamıştı; geçmişte öylesine takıldığı, hayatında hiçbir ağırlığı olmayan biriydi ve Serpil'in kendisini arayıp durması tamamen umrundaydı bile değildi.
Araba rektörlük binasının önündeki otoparkta durdu. Cihangir inip Eflin'in kapısını açtı. Eflin arabadan indiği an, bahçedeki banklardan fırlayan Serpil öfkeyle üzerlerine doğru yürüdü. Bakışları doğrudan Eflin'e kilitlenmişti.
- "Sen ne hakla bu arabadan iniyorsun?" diye bağırdı Serpil, Eflin'in karşısına dikilerek. "Cihangir, bu kızın senin yanında ne işi var? Katil abisinin hesabını vermek yerine senin arabanda ne arıyor?"
Cihangir hiç istifini bozmadı. Serpil'in yüzüne bile bakmadan Eflin'e doğru bir adım attı ve elini Eflin'in parmaklarının arasına geçirdi.
- "Sana hesap verecek değiliz Serpil," dedi Cihangir, buz gibi bir tonda. "Yolumdan çekil."
Serpil neye uğradığını şaşırıp donakalırken, Cihangir Eflin'in elini daha sıkı tuttu ve kampüs binasına doğru yürümeye başladılar. İkilinin el ele içeri girmesiyle koridordaki tüm gözler onlara çevrildi. Şok olan bakışlar, fısıltılar ve meraklı gözler arasında Eflin başını dimdik tuttu. Cihangir ise adeta gövde gösterisi yapıyordu.
Amfinin yanındaki koridorda Cihangir Eflin'in elini yavaşça bıraktı:
- "Sen derse geç, ben rektörlük tarafındayım," dedi ve yürümeye devam etti.
Eflin tuvalete girip elini yüzünü yıkamak istediğinde kapı hızla açıldı. İçeriye Eflin'in daha önce tuvalette tanıştığı, kulaktan kulağa yayılan dedikoduları duymuş olan yakın arkadaşı girdi. Kızın gözleri şaşkınlıktan yuvalarından fırlayacak gibiydi.
- "Eflin! Sen ne yapıyorsun?" dedi arkadaşı nefes nefese. "Gözlerimle görmesem inanmazdım! Cihangir ile el ele geldiniz... O adam seni abinin yüzünden düşman bellememiş miydi? Neler oluyor?"
Eflin aynadaki yansımasına baktı. Cihangir ile kurdukları oyunu, abisini aklama planını veya arkadaki kumpası kimseye anlatamazdı. Derin bir nefes alıp yüzüne inandırıcı bir tebessüm yerleştirdi.
- "Biliyorum, dışarıdan bakınca çok karmaşık görünüyor," dedi Eflin, sesindeki kararlılığı koruyarak. "Ama biz nefretin ardındaki gerçekleri konuşurken... Birbirimize aşık olduğumuzu fark ettik."
Tam o sırada tuvaletin açık kapısında beliren Cihangir, Eflin'in sözlerini duymuştu. Kapı pervazına yaslanıp soğukkanlı bir tebessümle içeriye baktı. Arkadaşının şaşkın bakışlarını üzerinde hisseden Cihangir, Eflin'in cümlesini hiç tereddüt etmeden tamamladı:
- "Doğru duydun," dedi Cihangir, gözlerini Eflin'den ayırmadan. "Geçmişteki nefret bitti. Biz birbirimize aşık olduğumuzu anladık."
Eflin ve Cihangir, gözlerinin içine bakarken yalanlarının ve kurdukları tehlikeli oyunun içine bir kat daha batmışlardı. artık dönüşü olmayan yeni bir sayfa açılmıştı.
.........
Kampüsteki dedikodu dalgası dinip dersler bittiğinde hava kararmıştı. Cihangir ve Eflin, şehre tepeden bakan, gözlerden uzak bir manzara noktasında durdular. Arabanın kaputuna yaslanmış, aşağıdaki ışık denizine bakıyorlardı. Rüzgar Eflin'in saçlarını savururken, ikisinin üzerinde de sahte aşk oyununun yarattığı o ağır yorgunluk vardı.
Kalabalığın önünde söylenen yalanlar, Serpil'in öfkesi, Tahsin Dayı'nın tehditleri ve her an patlamaya hazır o sır... Eflin başını yana çevirip Cihangir'in profiline baktı. Yüzündeki o soğuk, mesafeli ifadeye rağmen gözlerinde koca bir fırtına kopuyordu.
Eflin daha fazla dayanamayarak sessizliği bozdu:
- "Bizim aramızdaki bu savaş ne zaman bitecek?"
Cihangir gözlerini şehirden ayırmadan derin bir nefes aldı. Rüzgarın sesi aralarındaki gerilimi daha da belirginleştiriyordu. Yavaşça Eflin'e doğru döndü; bakışlarında hem derin bir karanlık hem de kabullenmişlik vardı.
- "Bilmiyorum," dedi Cihangir, sesi fısıltı kadar kısık ama bir o kadar ağırlıkla. "Ama kazanan her kim olursa olsun, kaybeden ikimiz olacağız."
Eflin yutkunamadı. Cihangir'in sözleri zihnine bir kurşun gibi kazındı. Haklıydı. Katil ortaya çıksa da, abisi aklansa da veya suçlu bulunsa da bu savaşın sonunda ikisinin kalbinde de geriye sadece enkaz kalacaktı. Sahte bir nişanla başlayan bu oyun, gerçek hislerin ve kaçınılmaz yıkımın eşiğine gelmişti.
Manzara tepesindeki o ağır sessizlik, Cihangir'in arabayı Eflin'in evinin önüne çekmesiyle daha da tırmandı. Sokak lambalarının cılız ışığında, Eflin tam arabadan inip evine doğru adımlayacakken Cihangir de arkasından indi. Dışarıdaki soğuk rüzgar ikisinin de yüzüne vuruyordu.
Eflin bahçe kapısının önünde durdu. İçinde bastırmaya çalıştığı kırgınlık, gurur ve Cihangir'in varlığının getirdiği o tehlikeli yakınlık kalbini sıkıştırıyordu. Yönünü döndüğünde Cihangir'in çoktan aralarındaki mesafeyi hiçe sayarak tam karşısında dikildiğini gördü. Bakışları karanlık, adeta bir girdap gibi çekici ve sertti.
Cihangir, bir elini Eflin'in arkasındaki ahşap çite dayayarak kıza doğru eğildi. Solukları birbirine karışacak kadar yakınlardı.
- "Nefret ediyorsun benden, kabul," dedi Cihangir, sesi rüzgarın arasında tehlikeli bir fısıltı gibi yankılanırken. "Ama neden hâlâ kaçmıyorsun?"
Eflin gözlerini Cihangir'in gözlerinden bir an olsun ayırmadı. Korkmuyordu; aksine başını dik tuttu, geri adım atmadı ama o cümleyi kurmak yerine sessiz kalıp gözlerinin içine baktı. Gözlerindeki o sarsılmaz duruş, Cihangir'i adeta kilitliyordu.
Cihangir'in bakışları daha da sertleşti. Yavaşça elini kaldırıp parmaklarını Eflin'in çenesine dokundurdu. Teması tenini yakıp geçerken, Eflin'in nefesi boğazına tıkandı. Cihangir, kızın gözlerinin derinindeki o kırılmayan direnişe bakarak içindeki tüm nefreti ve karmaşayı dışarı vurdu.
Dudaklarından dökülen fısıltı, gecenin karanlığını delip geçti:
- Nefreti öğrenmiş bir adama, sevgiyi anlatabilir misin? Diye sordu
Eflin donakaldı. Çenesindeki o sıcak temas ve Cihangir'in gözlerinden süzülen o çaresiz soru, zihnine bir ok gibi saplandı. Cihangir, yıllardır nefrete tutunarak ayakta kalmıştı ama ilk kez bu kadar yakınında durduğu düşmanının kızına karşı savunmasızdı.
Cihangir cevabı beklemeden elini yavaşça çekti ve geriye doğru bir adım attı. Eflin kapıyı açıp içeri girerken, Cihangir sokağın ortasında kızın arkasından baka kaldı.
Cihangir sokağın ortasında buz gibi rüzgarın altında dikilmeye devam ederken, arabasına binip gitmek yerine kendi içinde koca bir savaş veriyordu. Gururu burayı terk et, git evine dön derken; Eflin'e karşı engelleleyemediği o tehlikeli koruma içgüdüsü ayaklarını asfalt yere çiviliyordu. Kızın o evde yalnız kalması, sokaktaki düşman bakışlar ve en önemlisi kendi sorduğu o çaresiz sorunun yankısı zihnini kemirip duruyordu.
Eflin ise içeri girip kapıyı arkasından kapattığında sırtını kapıya dayadı. Kalbi göğüs kafesini delercesine atıyordu. Çenesinde Cihangir'in parmaklarının yaktığı o sıcaklık hâlâ duruyordu. "Sadece nefreti öğrenmiş bir adama sevgiyi anlatabilir misin?" cümlesi salondaki sessizliğe bir fırtına gibi düşmüştü. Eflin, düşmanı bildiği adamın ilk kez bu kadar kırılgan, bu kadar savunmasız anına şahit olmuştu.
Tam üzerindeki montu çıkarıp koltuğa oturacağı sırada kapının zili çaldı.
Eflin irkilerek kapıya doğru yürüdü. Dürbünden baktığında, dışarıda ceketinin yakalarını kaldırmış, huzursuz bir ifadeyle bekleyen Cihangir'i gördü. Kapıyı araladı. Yüzünde hem şaşkınlık hem de bastırmaya çalıştığı bir merak vardı.
- "Sen gitmedin mi?" dedi Eflin, kaşlarını çatarak. "Sorunu sorup arkana bakmadan kaçmamış mıydın?"
Cihangir gözlerini kaçırdı. Yutkunduktan sonra boğazını temizleyip zihninde alelacele uydurduğu o yalanın arkasına sığındı:
- "Arabam arıza yaptı," dedi Cihangir, tamamen uydurduğu sesinin tonundan belli olsa da istifini bozmayarak. "Ayrıca çekiciyi aradım ama bu saatte mahalleden geçen yok. Telefonumun şarjı da bitti... Zaten sokağın başında şüpheli bir araç dolanıp duruyor. Seni tek başına bırakmak istemedim."
Eflin inanamayan gö