Keşfet

BÖLÜM 1 - MAĞARADAKİ SÖZLEŞME

Başlangıç Yazıtları 1 -Alpkan

İZMİR, TEMMUZ’UN ÜÇÜNCÜ HAFTASI, 1950

 

Bugün, karanlık bir av başlayacaktı. Bu gece iki kişinin ölüm fermanını bekliyordu. İki yuva lideri ellerini kirletmek istemedikleri bir iş için dört kişiyle görüşecekti. Vicdan diye bir şeyin olmadığına çoktan karar verilmişti.

 

Bornova ormanlarının en sarp kayalıklarının bulunduğu vadide, ağzı dev bir kaya parçasının ardında gizlenmiş mağara, yüzyıllardır kimsenin bilmediği bir sırrı taşırdı. Sık makiler ve sarmaşıklar, girişi doğanın bir parçası gibi gösterir; fark edilmesini neredeyse imkânsız kılardı. Burası, vampir yuvasının lideri Sors ile kurt adam sürüsünün lideri Yoru'nun, kendi ellerini kirletmek istemedikleri işler için buluştukları tarafsız bir yerdi.

 

Sors, mağaranın toplantı yapılan kısmına ilk giren oldu. Ellerini arkasında birleştirmiş, ortadaki düz kaya bloğunun etrafında dolaşıyordu. Bir süre önce abi gitmişti; şimdi abisinin kanından geriye kalan son parçayı da yok edecekti. Yeğenini… Orlina'yı…

 

Sors; üçgen yüzü, sivri çenesi ve keskin elmacık kemikleriyle bir yırtıcı kuşu andırıyordu. Badem şeklindeki kehribar gözleri çekikçe bakardı, ince siyah kaşlarının altında soğuk bir parıltı taşırdı. İnce dudaklarının oluşturduğu küçük ağız, neredeyse hiç gülümsemezdi. Siyah düz saçları alnına dökülür, ince ve zarif bedeniyle hareketleri sessiz ve ölümcüldü.

 

Sors; ellerini kaya bloğunun üzerine koydu, sabırsızlanmaya başlıyordu. Kayanın soğukluğu parmak uçlarına vurdu. Vampirler üşümezdi ancak bu taşın soğuğu içine işliyordu. Belki de vicdan dedikleri şey buydu. Sors dudaklarını büzdü. Vicdan, zayıfların icadıydı. Düşüncelere daldı: "Yeğenlerim gitti. Abim... Gitti. Ne abim ne abimin idam mangası ne de Yoru'nun idam mangası başarılı olabildi. Ancak ben başaracağım.".

 

Girişteki ayak seslerini duydu. Yoru geliyordu.

 

Yoru; yuvarlak dolgun yüzü, geniş alnı ve sivri çenesiyle otoriter bir duruş sergilerdi. Büyük yeşil gözleri, orta kalınlıktaki koyu kahverengi kaşlarının altında yırtıcı bir parıltıyla yanardı. Omuzlarına dökülen koyu kahverengi dalgalı saçları, 180 santimetrelik boyu ve 76 kiloluk kaslı bedeniyle her ortamda hemen fark edilirdi.

 

Kurt adam sürüsünün lideri, mağaranın girişinde bir an durdu, gözlerini karanlığa alıştırdı. Yüzünde son günlerin yorgunluğu vardı ancak duruşu dimdikti. Birkaç ay önce kızını sürgün etmiş ve ardından da oğlunun ölüm haberini almıştı. Baba yüreği… Zaman anlamını yitirmişti. Şimdi kızının bıraktığı hagasveri bir bebek vardı ortada. Bir kurt adamın bir vampirle birleşmesinden doğan, var olmaması gereken bir şey. Hagasveri bebek hamileliklerin de anne de bebek de ölürdü ancak bu sefer nasıl olduysa bebek sağ kalmıştı. Bu bebek, kuralların üstünde bir varlıktı. Anne ise… Annenin sonu biraz karmaşıktı. Babanın sonu da öyle... Hagasveri, melezler için kullanılan bir sözcüktü.

 

“Geldin.”dedi Sors, arkasını dönmeden.

 

Yoru mağaranın içine yürüdü, ağır adımları kayalarda hafif bir yankı bıraktı. “Beklediğimden erken geldin.”.

 

“Sabırsızım.”dedi Sors ve Yoru’ya döndü, yüzü meşale ışığında yarı aydınlık, yarı gölgeydi. “Bu iş bitsin istiyorum.”.

 

İki lider, kayanın iki yanında durdular. Aralarında yalnızca birkaç metre vardı ancak o mesafede on yılların güvensizliği, türler arasındaki kadim düşmanlık, şimdi de ortak bir utanç yatıyordu.

 

“Paralı askerler?”diye sordu Yoru.

 

“İkisi bana, ikisi sana geldi. Dördü de bu gece burada olacak.”.

 

Yoru başını salladı. “Kim olduklarını biliyor musun?”.

 

Sors'un dudaklarında soğuk bir gülümseme belirdi. “Biri benim çağırdığım, yelesi kara bir canavar. Adı Torval. Biyoenerji konusunda... eşsiz bir yeteneği var. Kimse onun gibi düşmanın enerji ağını etkisizleştiremez.”.

 

Yoru'nun kaşları çatıldı. “Yelesi kara... Onlar genellikle yalnız yaşar, işe karışmaz.”.

 

“Torval karışır. Adı karanlık işlerle anılır.”Sors kayanın kenarına yaslandı. “Senin çağırdığın kim?”.

 

“Bir kurt adam. Ganidan. İnsan dünyasında bir soygun yaptı, kaçacak delik arıyor. Bu iş ona hem para hem de kaçış imkânı sağlayacak.”.

 

“Güvenilir mi?”.

 

Yoru bir an duraksadı. “Paraya güvenir. İşini yapar, kaçar. Sorgulamaz.”.

 

İkisi de sustu. Mağaranın derinliklerinden gelen su damlası sesleri, zamanı ölçen bir saat gibi işliyordu.

 

“Diğerleri?”diye sordu Yoru.

 

Sors başını kaldırdı. “Benim ikinci çağırdığım, bir tınıkıran. Kadın. Adı Kenostalo. Aynı zamanda karanlık bir horşiltap.”.

 

Yoru'nun yüzünde bir an şaşkınlık belirdi. “Horşiltap? Onlar ırkı ne olursa olsun üç yüz yaşayabilen doğal döngünün koruyucusu değil mi? Bu işe neden bulaşsın?”.

 

Sors'un gülümsemesi genişledi, gözlerinde garip bir ışıltı vardı. “Senin kızının doğurduğu bebek... Hagasveri… Doğal döngüye aykırı… Hagasveri olduğunu hiçbirine söylemeyeceğiz ama karanlık horşiltaplığa göre evrenin dengesini bozan sapmalar yok edilmelidir.”.

 

Yoru'nun elleri yumruk oldu. “Benim çağrıma gelen diğer kişide mi böyle? İnançlı?”.

 

“Hayır.”Sors'un sesi soğudu. “Senin diğer çağırdığın gibi, kaçacak delik arayan biri. Deniz insanı. Kadın. Adı Kotolebo.”.

 

Yoru başını kaldırdı. “Deniz insanı? Karada sekiz saatten fazla kalamazlar. Nasıl iş yapacak?”.

 

“İşte avantajı bu.”Sors kayanın etrafında dolaştı, sesi mağarada yankılandı. “Kimse sudan gelecek bir saldırı beklemez. Orlina da beklemez. Kotolebo, bu avantajı kullanacak.”

 

İkisi de bir süre sustu. Dört katil. Dört farklı tür. Dört farklı motivasyon. Ancak hepsi aynı iş için toplanıyordu: bir kadını ve bir bebeği öldürmek.

 

“Peki ya işler ters giderse?” diye sordu Yoru. “Ya Orlina direnirse? Ya bebek...”.

 

“Bebek ne?” Sors'un sesi keskinleşti. “Bebek, var olmaması gereken bir şey. İki türün utanç kaynağı. Bizim utanç kaynağımız.”.

 

Yoru'nun çenesindeki kaslar gerildi. Sors'un söyledikleri doğruydu. Ancak o bebek, aynı zamanda kızının karnında büyüyen, kızının canını dişine takıp dünyaya getirdiği bir canlıydı. Kızı ölmüştü; ondan geriye kalan tek şey, şimdi Orlina'nın kollarında saklanan o hagasveri bebekti.

 

“Bebek…”dedi Yoru, sesi boğuk çıktı, “Bizim emrimizle öldürülecek.”. Yoru’nun çenesindeki kaslar gerildi. “Kızımın bebeği.”.

 

Sors’un sesi keskinleşti: “Kızının bir vampirle birleşmesinden doğan hagasveri… Var olmaması gereken bir şey. Dediğim gibi, ikimizin de utancı.”.

 

Sors ona baktı. Göz göze geldiler. Vampir liderinin yüzünde de kurt adam liderinin yüzünde de aynı ifade vardı: utanç. Ancak ikisi de bu utancı yenmişti, çoktan.

 

Mağaranın girişinden ilk gelen, Torval oldu.

 

Torval, iki kırk boyunda, yüz elli kilo ağırlığında devasa bir yelesi kara olarak mağaranın karanlığından çıktığında, Sors’un da Yoru’nun da tüylerini diken diken etmişti. Torval, onların en korkulanlarındandı. Keskin kare yüzü, belirgin elmacık kemikleri, sivri çene köşeleri ve düz alnıyla heykel gibi duran bu devin küçük, koyu ela gözleri öyle derin yerleşimli ve delici bakışlıydı ki karşısındakinin ruhuna işlerdi. Kalın, koyu kahverengi sağ kaşı aşağı doğru hafif çatık, genişti. Sol kaşı ve sol kulağı yoktu; belki paralı asker olarak bulunduğu bir savaştan, belki suikastçılık yaptığı bir görevden kalan izlerdi. Kemerli burnunun sivri ucu, ince dudaklarının oluşturduğu dar ağız ve keskin çene hattıyla tamamlanan yüz ifadesi asla merhamet göstermeyeceğini haykırıyordu.

 

Torval’ın asıl korkutucu olan yönü fiziksel görünüşü değil, yalnızca kendisinin bildiği o eşsiz yeteneğiydi. Dünyanın farklı kültürlerinde İnua, Maban, Ashe, Mana, Kundalini, Pneuma, Manetuwak, Seid, Sisu, Awen, Spiritus, Manitu-Nayetoneyah, Barakah-Baraka, Ka, Huna, Çi, Ki gibi adlarla anılan biyoenerjiyi, savaş ve savunma sanatlarıyla düşmanında yakın dövüşte etkisizleştirip öldürme yöntemini geliştirmişti; bu yöntemi bilen tek kişiydi ve onu ölümcül yapan da buydu.

 

Yanından geçerken, kurt adam sürüsünün lideri Yoru bile geri çekildi. Torval'ın yaydığı varlığını daha görünmeden ele veren o karakteristik koku; keskin, misk benzeriydi;.

 

“Torval.”dedi Sors, başıyla selamladı. “Geldin.”.

 

Yelesi kara

Yorumlar

  • Aytuğ Kuloğlu: Aslında amacım Yoru`yu öyle göstermekti ama Sors`u da öyle yazmış olabilirim 😇 Birbirlerinin aynası gibi düşünebiliriz 🌑
  • Aleyna ş.: Bu bölümdeki Sorsun duygu hâli çok karmaşık acımasız ama bir o kadar da hüzünlü @yzrgzr
  • Aytuğ Kuloğlu: evvet 👍🏼😇
  • Aytuğ Kuloğlu: sen de kendi kitabının yazarısın, senin de kalemine sağlık 😇
  • İkbal Sürücü: kalemine sağlık
  • İkbal Sürücü: 17.09.2026 başlangıç