Keşfet

BÖLÜM 9 - İLK SALDIRI VE GECE BASKINI

Başlangıç Yazıtları 1 -Alpkan

İZMİR, TEMMUZ’UN SON HAFTASI, 1950

 

Orlina, sırtını sunağın kırık taşına yaslamış, kucağındaki bebeğe bakıyordu. Alpkan uyuyordu; minik göğsü düzenli aralıklarla inip kalkıyor, pembe dudakları uykusunda hafifçe aralanıyordu. Orlina'nın parmakları, yeğeninin koyu renkli incecik saçlarını okşadı, sonra geri çekildi. Dokunmaktan korkuyordu sanki. Dokunduğu her şeyi elinden alan bu dünyada, bu küçük canlıyı korumak ne kadar mümkündü? Parmak uçlarında hissettiği o minik bedenin sıcaklığı, ona direnmek için bir sebep daha veriyordu.

 

Yanı başındaki çantayı bir kez daha açtı. İçindeki şişeyi çıkardı, ay ışığında parıldayan sıvıya baktı. Etikette yazılı sözcükler, sanki geçmişin bir hayaleti gibi duruyordu: “Doğum İksiri - Mizunele”. Orlina o geceyi hatırladı. Alevlerin arasında bulduğu bu şişeyi, Aysu’nun cansız bedeninin altında sapasağlam duran bebeği…

 

Gözlerini kapadı. Yalnızca bir an… Bir an dinlenmek...

 

Ormanın sessizliğinde yalnızca rüzgârın hışırtısı ve uzaktan bir baykuşun ötüşü duyuluyordu. Sonra, sessizlik bozuldu. Adımlar yoktu, çıtırtı yoktu, hiçbir şey yoktu. Yalnızca karanlığın içinde hareket eden bir karartı, ağaç gövdelerinin arasında akıp giden bir siluet… Her adımında harabe kiliseye doğru yaklaşıyordu.

 

Orlina'nın gözleri anında açıldı. Bebeği daha sıkı kavradı, sağ eli belindeki hançerin kabzasına gitti. Gözleri karanlığı taradı. Bu gölge onun gözlerinden kaçıyor, ağaçların arasında eriyip bütünleşiyordu. Sanki bir an için vardı, sonra yok oluyor, yeniden şekilleniyordu.

 

Siluet aydınlığa çıktı.

 

Orlina'nın nefesi durdu. Eli hançerin kabzasında donakaldı.

 

Karşısında duran, abisi Sergen'di.

 

Aynı o bildiği gülümseme… Aynı yorgun ancak sevgi dolu bakış… Aynı duruş, omuzları hafif düşük, başı biraz yana eğik… Üzerindeki kıyafet bile yanan evde giymekte olduğu gömlekle aynıydı. Kumaştaki kan lekeleri, yırtıkların yeri... Her şey… En ufak bir ayrıntı bile yanlış değildi.

 

Orlina'nın gözleri doldu. İnanamıyordu. Abisi ölmüştü. Onun gözleri önünde yanan kulübede can vermişti. Aysu'nun cansız bedeninin altından bebeği çıkarırken, Sergen'in alevler içinde kalan yüzünü görmüştü. Ancak şimdi karşısında duruyordu. Etten, kemikten, canlı…

 

“Ölüm bile ayıramaz denmez; ölüm ayırır, asıl mesele ayrılıkta bile sevebilmektir. Merhaba küçük kardeş…”.

 

Sesi, hatırladığı gibiydi. O bildiği alçak, yorgun ancak sıcak sesti. Orlina'nın dudağı titredi. “Abi? Nasıl... Sen ölmüştün.”.

 

Sergen bir adım yaklaştı. Ay ışığı yüzüne vurduğunda, Orlina abisinin gözlerindeki o tanıdık parıltıyı gördü. “Ölüm, bizim için bir son değil Orlina. Geldim, sizi koruyacağım.”.

 

Orlina ayağa kalktı. Bebeği sımsıkı tutuyor, kolları titriyordu. Abisine doğru bir adım attı. Sonra durdu.

 

Burnunu çekti.

 

Vampir duyularıyla etrafı kokladı. Derin bir nefes aldı. Sonra bir nefes daha… Ve bir kez daha…

 

Hiçbir şey…

 

En ufak bir koku yoktu. Ne ter kokusu, ne kan, ne o bildiği abisine özgü koku… Bir vampirin kokusuz olması imkânsızdı. Her vampir kendine has bir koku yayardı. Yaşadığı yuva, içtiği kan, geçirdiği yıllar kokusuna işlerdi. Sergen'in kokusunu bilirdi Orlina. Çocukken abisinin boynuna sarıldığında aldığı o sıcak, hayvan kanıyla ve bitkilerle karışmış kokusunu… O koku yoktu.

 

Hiçbir şey yoktu. Yalnızca soğuk bir hiçlik…

 

Orlina'nın yüzündeki sevinç, yerini şüpheye bıraktı. Gözleri kısıldı. Eli hançerin kabzasında bekliyordu. “Kokunu alamıyorum.”dedi sesi titriyordu. “Kanın akmıyor gibi… Nefes almıyorsun sanki. Sen abim değilsin.”.

 

Karşısındaki varlık bir an duraksadı. O an, o kısa an - bir tereddüt, bir kırılma - Orlina'nın şüphesini doğrulamaya yetti.

 

“Saçmalama Orlina, benim. Geldim işte.”. Sesinde bir sabırsızlık, bir çatlak vardı. Abisinin sesinde asla olmayan bir şeyler vardı. Abisinin sesi asla böyle çatlamazdı.

 

Orlina geriledi. Bebeği korumak için arkasına sakladı, vücuduyla onu kapattı. “Vampirlerin kanı akar, terleriz, nefes alırız. Sende hiçbir şey yok… Sen necisin?”.

 

Sustu.

 

Sergen'in yüzünde bir gölge oynadı. Gülümsemesi kaydı, yerini ifadesiz bir maskeye bıraktı. Gözlerindeki o tanıdık parıltı söndü. Yerini boş, bir derinliğe bıraktı.

 

“Kanmadın.”dedi. Artık Sergen'in sesi değildi bu. Daha derin, daha soğuk, daha... Başka birinin sesi… “Diğerleri kanardı. Ancak sen... Sen kanmadın.”.

 

Varlığın yüzü buruşmaya başladı. Hatlar eriyor, kemikler yeniden şekilleniyor, deri altında kaslar şişiyordu. Sergen'in ince yüz hatları, yerini keskin, kare bir çeneye bıraktı. Gözlerinin rengi değişti, derinlere çekildi, ela tonları koyulaştı. Sol kaşı ve sol kulağı yok oldu. Vücut irileşti, omuzlar genişledi, boyu bir anda uzadı. Gömlek gerildi, yırtıldı.

 

Torval gerçek yüzünü gösterdi.

 

Ay ışığı, yelesi karanın üzerindeki kalın kürkü gümüşe çalan bir griye boyuyordu. Keskin elmacık kemikleri, sivri çene köşeleri, küçük ve derin yerleşimli koyu ela gözleri... Orlina daha önce hiçbir yelesi kara görmemişti ancak bu yaratığın varlığı bile ciğerlerindeki havayı donduruyordu. Yaydığı koku - keskin, misk benzeri, karakteristik - şimdi ta kendisiydi.

 

“Kanımdaki kadim bir güç sayesinde şekil değiştirme yeteneği olan bildiğim tek varlığım.”dedi Torval. Derin, tehditkâr, her hecesinde bir ağırlık taşıyan sesi artık tamamen kendine aitti. “Bu numarama kanmayan bir tek sen oldun vampir kadın.”.

 

Orlina; eğitimini, kılıç ve hançer üzerine almıştı. Diğer savaşçılar ağır zırhlı ve vahşi olabilirken, Orlina'nın yöntemi incelik taşımaktaydı. Ayrıca Çin savunma sanatlarının genel adı olan wushu bilmekteydi. Wushu'da saldırı ve savunmanın yanında akrobasiyi andıran hareketler vardı. Wushu ile yalnızca savunma ve savaş değil; beden ve ruhun uyumunun sağlanılması da amaçlanmaktaydı. Orlina; prenses olarak asla yuva lideri olamayacağı için, babası ona savaşmayı değil, hayatta kalmayı öğretmişti. Wushu, bunun için biçilmiş kaftandı.

 

Torval aniden saldırdı.

 

Hiçbir uyarı yoktu. Devasa vücudunun ağırlığına rağmen hareketleri yıldırım gibiydi. Sağ eli anında pençeye dönüştü. Parmaklarından fırlayan tırnaklar, ay ışığında kısa bir an parladı, sonra Orlina'nın omzuna indi.

 

Orlina, can acısıyla irkildi. Pençe; dün geceki yanıklardan birinin hemen yanından geçti, eti yardı, taşa sürttü. Sıcak kan kolundan sızmaya başladı. Orlina dişlerini sıktı, acıyı bastırdı. Hızlı bir hareketle bebeği alıp sunağın kırık taşının ardındaki güvenli köşeye bıraktı. Kuru otların üzerine özenle yerleştirdi, bir an gözlerinin içine baktı. Alpkan uyanmıştı, iri gözleri karanlıkta anlamını bilmediği bir tehlikeyi seyrediyordu. Minik elleri havada bir şeyler yakalamaya çalıştı. Belki de halasına savaşma taktikleri veriyordu. Orlina, Alpkan’ı alnından öptü. “Üzülme küçüğüm.”diye fısıldadı. Sesinde bir söz vardı. “Hallederim. Geleceğim.”dedikten sonra Torval’ın karşısına dikildi.

 

Döndüğünde gözlerinde artık yalnızca öldürmeye odaklı bir vampir bakışı vardı. Çenesi değişti. Damaklarından gizli fazladan dişler çıktı, ağzı vahşi ve keskin bir çeneye dönüştü. Elleri de aynı anda pençeleşti, pençeleri parmaklarının içinden fırladı.

 

Torval ikinci hamlesini yapmıştı bile. Dev yumruğu havada ıslık çaldı. Orlina, yumruk kendisine ulaşmadan önce eğildi, yumruk taş duvarı yardı. Parçalar etrafa saçıldı, toz taneleri havaya kalktı. Orlina arkadan döndü, pençelerini Torval'ın sırtına geçirmek isterken, yelesi kara ani bir ters hamleyle onu yakaladı. Devasa elleri Orlina'nın kolunu kavradı, sıktı.

 

Kemikler çatırdadı.

 

Orlina çığlık atmadı. Dişlerini sıktı, boş koluyla Torval'ın boğazına saldırdı. Pençeleri kalın kürkü yardı, altındaki eti yırttı. Torval hırladı, Orlina’yı bıraktı, geri çekildi. Boynundan kan sızıyordu. Koyu, neredeyse siyah, viskoz bir kan… Gözlerinde şaşkınlık vardı.

 

Orlina’nın omzundaki ve kolundaki yaralar sızlıyordu ancak iyileşme çoktan başlamıştı. Hücreleri yenileniyor, et dokusu kendini onarıyor, yırtıklar birbirini buluyordu. Tekrar saldırdı.

 

Bu sefer daha hızlıydı. Torval'ın her hamlesine ka

Yorumlar

  • Aytuğ Kuloğlu: Doğru, tatlı oldu ya Alpkan 😇😇😇
  • Belgin Peker: Bebeğin çığlığı seni tehlikenin içinde bilinçli de tutmak zorunda kalıyor
  • Aytuğ Kuloğlu: Hala sonuçta 😇
  • ERDOĞAN: orlina bebeği koruma içgüdüsüyle dolmuş umudu hissedebiliyorum
  • Aytuğ Kuloğlu: Teşekkürler 😇
  • Rıza Kaya: Süper bir cümleydi ne pahasına olursa olsun çok etkileyici orlina
  • Aytuğ Kuloğlu: Onu diyemem 🤐🤷🏽‍♂️
  • Aytuğ Kuloğlu: Çok doğru bir tespit 👍🏼😇
  • Aytuğ Kuloğlu: Doğru 🤐
  • Eda Pekcan: Ah şu anki durum geçmişten kaçışın yegâne çözümü olmuyor her zaman
  • Ceyda Sancak: Bu sen olamaz sergen kokunu bile alamıyorum bu genel bir tartışma değil
  • ALİ BİLGİN: Saldırı tehlikesine hazırlıklı olun orlina onun çok güçlü olduğunu biliyorsun