Keşfet

İstanbul

bazen çok zor

İstanbul

2. Bölüm — İstanbul

Otobüs İstanbul'a girdiğinde Su camdan dışarı baktı.

Şehir hiç bitmiyordu.

Binalar, arabalar, ışıklar...

Her şey Van'dakinden farklıydı.

Ama Su'nun içinde hiçbir şey değişmemişti.

Babası hâlâ yoktu.

Annesi hâlâ hastaydı.

Kardeşi hâlâ yan koltukta uyuyordu.

Ve Su hâlâ ne yapacağını bilmiyordu.

Otobüs terminale girdiğinde annesi yavaşça doğruldu.

“Geldik mi?”

“Evet anne.”

Annesi camdan dışarı baktı.

“Güzelmiş.”

Su gülümsedi.

Ama annesinin yüzüne bakınca o gülümsemesi hemen kayboldu.

Çünkü annesi bunu gerçekten güzel bulduğu için söylememişti.

Su bunu biliyordu.

Annesi sadece onu üzmemeye çalışıyordu.

Saatler sonra üçü, yeni evlerinin bulunduğu sokağa geldiler.

Su binaya baktı.

İlk düşüncesi şu oldu:

Burada mı yaşayacağız?

Bina eskiydi.

Dış cephesinin boyaları dökülmüş, giriş kapısının camı çatlamıştı.

Merdivenlerde ağır bir rutubet kokusu vardı.

Asansör çalışmıyordu.

Üçüncü kata kadar yürümek zorunda kaldılar.

Annesi merdivenlerin ortasında durup nefeslenince Su hemen yanına koştu.

“İyi misin?”

“İyiyim kızım.”

“Yavaş çık.”

Su annesinin koluna girdi.

Kardeşi de çantaları taşımaya çalışıyordu.

“Onu bırak,” dedi Su. “Sen sadece kendine dikkat et.”

Kapının önüne geldiklerinde Su anahtarı çıkardı.

Kapıyı açtı.

İçerisi bomboştu.

Bir salon.

Küçük bir mutfak.

İki oda.

Ve yerde eski bir halıdan başka neredeyse hiçbir şey yoktu.

Kardeşi içeri girip etrafına baktı.

“Eşyalar nerede?”

Su cevap veremedi.

Annesi sessizce içeri girdi.

Pencerenin yanına oturdu.

“Biraz zaman lazım.”

Su başını salladı.

“Olur.”

O akşam üçü yerde oturup ekmek ve peynir yedi.

Kardeşi bir süre sonra uyuyakaldı.

Su onu kucağına alıp odasına götürdü.

Yerdeki ince battaniyeyi serdi.

Üzerini örttü.

Sonra salona döndü.

Annesi hâlâ uyanıktı.

Su onun yanına oturdu.

“Anne?”

“Efendim?”

“İyileşeceksin, değil mi?”

Annesi bir süre sustu.

Sonra Su'nun elini tuttu.

“Tabii ki.”

Ama sesi çok zayıftı.

Su annesinin elini daha sıkı tuttu.

“Bana yalan söyleme.”

Annesi gözlerini kapattı.

Su'nun gözleri doldu.

“Baba öldüğünde herkes bana güçlü olmam gerektiğini söyledi.”

Sesi titredi.

“Ben güçlü olmak istemiyorum artık.”

Annesi kızının elini öptü.

“Biliyorum.”

“Ben sadece annemi kaybetmek istemiyorum.”

O cümleden sonra ikisi de sustu.

Dışarıda yağmur başlamıştı.

Damla sesleri pencereye vuruyordu.

Su o gece uyumadı.

Sabaha karşı pencerenin önünde otururken karşı apartmanın çatı katında bir ışığın yandığını fark etti.

Perdenin arkasında bir siluet vardı.

Bir insan.

Su birkaç saniye baktı.

Siluet de ona bakıyordu.

Sonra ışık söndü.

Su kaşlarını çattı.

Belki de sadece hayal görmüştü.

Telefonunu eline aldı.

Tam ekranı açtığında bilmediği bir numaradan mesaj geldi.

“İstanbul'a hoş geldin, Su.”

Su'nun yüzündeki bütün ifade kayboldu.

Çünkü bu numarayı kimseye vermemişti.

Ve daha da garibi...

Mesajın gönderildiği saat 03.17 idi.

Yorumlar

  • Ahmet Kaplan: O ışık beni tedirgin ediyor belki de daha fazlası var burada
  • Ayla Başar: bu mesaj nasıl gelmiş olabilir kimseye vermediğin numara bu nasıl?
  • Sevgi Korkmaz: Her şeyin eski olduğunu fark etmek zor keşke yeni bir başlangıç olsaydı
  • Ayşe Pekmez: annesi böyle güzellikleri gerçekten görebiliyor mu?
  • Eda Pekcan: annecim umarım iyileşirsin ama öyle demekte zorlanıyorsun
  • Tolga Korkut: güçlü olmak istememek oldukça insani bir istek dikkat et buna su
  • Aslı Zorlu: Sunun hissettikleriyle özdeşleşmek çok zor ama bir o kadar da gerçek
  • Nazlı Kara: Su yapma artık aldatmayı bıraksın anne!