su ve toprak
1. Bölüm — Gitmek
Bazı vedalar insanın hayatından birini götürmez.
Bir parçanı da yanında götürür.
Su bunu babası öldüğünde öğrenmişti.
Van'daki eski apartmanın üçüncü katında, pencerenin önünde oturuyordu. Dışarıda hava kararmıştı. Camın kenarından içeri soğuk giriyor, eski perdenin ucunu hafifçe hareket ettiriyordu.
Ev sessizdi.
Eskiden babasının öksürüğünü, annesinin mutfakta tabakları dizerken çıkardığı sesleri, kardeşinin odasından gelen oyun seslerini duyduğu bu evde artık yalnızca sessizlik vardı.
Babası yoktu.
Ve Su hâlâ bazen kapının açılacağını düşünüyordu.
Anahtarı kilide sokacak.
Ayakkabılarını çıkarıp her zamanki yerine bırakacak.
Sonra da ona:
“Su, derslerin nasıl?”
diye soracaktı.
Ama kapı açılmıyordu.
Aylar geçmişti.
Su yine de bekliyordu.
“Su…”
Annesinin sesiyle başını çevirdi.
Annesi yatağın üzerinde oturuyordu. Yüzü eskisinden daha solgundu. Son zamanlarda konuşurken bile yoruluyordu.
“Efendim?”
“Hazır mısın?”
Su birkaç saniye cevap veremedi.
“Evet.”
Annesi ona baktı.
“Gerçekten gitmek istiyor musun?”
Su pencereden dışarı baktı.
“İstemiyorum.”
Sonra yavaşça ekledi:
“Ama burada kalırsak ne yapacağız?”
Annesi sustu.
İkisi de cevabı biliyordu.
Hiçbir şey.
Babalarının ölümünden sonra borçlar birikmişti. Ev zaten yıllardır doğru düzgün bakılmamıştı. Annesinin hastalığı ağırlaştıkça çalışması da mümkün olmamıştı.
İstanbul'da bir akrabaları onlara küçük bir ev bulmuştu.
Küçük.
Eski.
Ama en azından kira daha ucuzdu.
Su'nun on altı yaşında olmasına rağmen artık çocuk gibi davranma hakkı yoktu.
Kardeşi uyurken odasına girdi.
Küçük çocuk yatağında kıvrılmış, babasının eski montuna sarılmıştı.
Su kapının yanında durup onu izledi.
Kardeşi babasını özlediğinde o montu koklardı.
Su bunu biliyordu.
Sessizce yanına oturdu ve saçlarını okşadı.
“Gidiyoruz,” diye fısıldadı.
Kardeşi uykusunda kıpırdandı.
“Baba da gelecek mi?”
Su'nun eli saçlarında dondu.
Gözlerini kapattı.
“Hayır.”
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
“Babamız gelmeyecek.”
O gece kimse doğru düzgün uyumadı.
Sabah olduğunda evde birkaç çanta vardı.
Hepsi buydu.
Bir ailenin yıllarca biriktirdiği hayat, birkaç çantaya sığmıştı.
Su son kez odasına baktı.
Duvarlarda çocukluğundan kalan birkaç küçük iz vardı.
Pencerenin önünde duran eski sandalye…
Kapının kenarındaki kalem çizikleri…
Babasıyla çekilmiş bir fotoğraf…
Fotoğrafı eline aldı.
Babası gülümsüyordu.
Su ise fotoğrafa bakarken ilk kez ağlamadı.
Sadece fısıldadı:
“Bizi bırakıp gittin.”
Sonra fotoğrafı çantasına koydu.
Kapıyı kapattı.
Ve Van'daki hayatını geride bıraktı.
Su bilmiyordu.
İstanbul'a taşınmak, hayatının en zor kararı olmayacaktı.
Asıl zor olan…
Orada karşılaşacağı insan olacaktı.
Yorumlar
- Hilal Fidan: bu borçlar yüzünden nasıl bu kadar dayanabildiniz
- Ebru YILDIRIM: Su bu durumu kabullenmek çok zor olmalı
- Bahar Onat: Kardeşin uyurken onun yanında olmalısın
- Ahmet Esen: @melisaduz15 evet
- Emre Meydan: @melisaduz15 değil mi neden hep üzerki
- Melisa Düz: Keşkeler hep üzer
- Melisa Düz: Hiç bir şekilde silinmez
- Eda Sezer: o fotoğrafını hep yanına almayı unutma
- Ahmet Esen: Vandaki anıların kolay kolay silinmeyecek
- Emre Meydan: keşke kapı gerçekten açılsaydı
- Ece kaplan: Bir cevap verebildiğin için sevindim ama zor bir durumdasın