Kaçış
Süleyman onu sokağın köşesinde bekliyordu.
Efnan arabaya bindiğinde kalbi korkudan değil, heyecandan çarpıyordu.
Süleyman elini tuttu.
"Artık kimse bizi ayıramaz."
Efnan gülümsedi.
O cümleyi hayatının en güzel cümlesi sandı.
Meğer bazı cümleler, söylendiği anda güzel; yıllar sonra hatırlandığında ise insanın içini acıtan birer hatıra oluyormuş.
Efnan, ailesinin evinden çıktığı gece arkasında sadece bir ev bırakmadı.
Çocukluğunu da bıraktı.
Efnan, Süleyman'ın evinde gözlerini açtığında ilk hissettiği şey mutluluk değildi.
Sessizlikti.
Yatağın kenarında oturup etrafına baktı.
Burası artık onun eviydi.
En azından öyle olması gerekiyordu.
Süleyman henüz uyanmamıştı.
Efnan mutfağa geçti. Kahvaltı hazırlamaya başladı. Bir yandan da kendi kendine gülümsüyordu.
"Artık bir yuvam var."
O gün her şey normal görünüyordu.
Ama bazı hayatlar, ilk günlerde değil; zaman geçtikçe gerçek yüzünü gösterir.
Süleyman'ın öfkesi önce küçük şeylerle başladı.
Bir yemeğin tuzu.
Bir telefon.
Bir arkadaşının mesajı.
Sonra Efnan'ın giydiği kıyafetler.
Sonra dışarı çıkması.
Sonra hiçbir sebep olmadan başlayan tartışmalar…
Efnan her seferinde kendisini suçladı.
"Belki ben yanlış yaptım."
"Belki onu kızdırmamalıydım."
"Belki biraz daha sabretmeliyim."
Ve her defasında sustu.
Çünkü insan bazen yaşadığı şeyin adını koymaktan korkar.
İki yıl boyunca Efnan, kendisini yavaş yavaş kaybetti.
Aynadaki kadın hâlâ aynı kadındı.
Ama gözleri eskisi gibi değildi.
Gülüşü eksilmişti.
Sesi kısılmıştı.
Yorumlar
- Miladim: ask zannetigi sonsuz bir mutsuzluga itmeye baslamis oldu