Keşfet

GİRİŞ|1.BÖLÜM : ARTI BİR DOLANDIRICI

BENİM KÜÇÜK DOLANDIRCI`M

GİRİŞ|

Gürültünün, müzikle birleşip duvarları titrettiği loş mekânda nefes almak bile güçtü. Havaya sinen yoğun alkol, sigara dumanı ve ter kokusu boğazımı yakıyordu. Başımın içindeki dönme hissini bastırmak istercesine masaya sertçe vurdum.

“Garson!” diye bağırdım. Sesim, mekânın ince duvarları arasında bana bile yabancı ve boğuk gelmişti. Boş bardağı parmağımla işaret edip havada sabırsızca salladım. “Bundan bir tane daha!”

Alkolün damarlarımda gezinen o uyuşturucu sıcaklığıyla, oturduğum yerde hafifçe sallanarak kendi kendime bir şarkı mırıldanmaya başladım. Dünya etrafımda yavaş çekim bir film gibi dönüyordu. Hemen yanımdaki masada oturan, varlığından bile haberdar olmadığım yabancı adama doğru kontrolsüzce eğildim. Elimin tersiyle adamın yanağından sert bir makas aldım. Gözlerim tam odaklanamıyordu ama yüzümdeki o arsız sırıtışla bağıra çağıra şarkıya devam ettim: “Sende başka sihir var, büyücü mü baban senin?!”

O sırada garsonun yeni bardağı masaya bırakırken çıkardığı o sesle irkilip önüme döndüm. Sol elimi yanağıma yumruk yapıp başımı taşıyamıyormuş gibi ona yasladım. Diğer elimle bardağı kavradığım gibi tek nefeste boğazımdan aşağı yuvarladım. Alkolün yakıcı tadı mideme inerken, tepemde biten Eylül’ün gölgesini hissettim. Yüzünü ekşitmiş, kollarını göğsünde bağlamış bana bakıyordu.

“Yeter be Ceylin! Ne içtin yine?” diye çıkıştı. Sesindeki bıkkınlık netti.

Ona cevap vermek yerine, oturduğum yerden hafifçe doğruldum ve kolumu boynuna doladım. Kendimi tamamen ona doğru bırakmıştım. “Çok tatlısın,” diye mırıldandım, alkolün verdiği cesaret ve muziplikle ona doğru imalı bir kaş işareti yaparak.

Eylül, üzerindeki ağırlığımdan kurtulmaya çalışarak beni hafifçe itti. “Yeter Ceylin, bırak hadi. Kartal abi gelmek üzeredir. Seni eve atsın bu gece, iş çıkmaz senden,” diyerek kolumdan çekiştirdi.

“Yok...” diyerek aniden ayağa fırladım. Zemin birden ayağımın altından kaydı, tavan hızla döndü. Gözlerim anlık bir karartıyla kapandı, dengemi kaybetmemek için masanın kenarına tutunmak zorunda kaldım. Kalbim hızla çarpmaya başlamıştı ama pes etmeye niyetim yoktu. “Money lazım bana, moneyyy! Yaşasın money!” diye bağırdım. Adımlarım birbirine dolanıyor, çarpık çarpık yürüyordum.

Eylül tekrar koluma yapıştı, bu sefer daha sıkı tutuyordu. Gözlerindeki endişeyi ışıkta bile görebiliyordum. “Bak, hiç iyi görünmüyorsun. Bence git eve. Hatta Meliste sanırım buralardadır, o da gelsin seninle,” dedi, sesini duyurmaya çalışarak.

“Yok ya, çalışacağım ben,” diye terslendim. Kendi masama doğru geri döndüm, durmaya niyeti olmayan baş dönmeme inat masadaki bardağı kaptığım gibi kafama diktim. Boğazım yanarken Eylül’e döndüm ve “Bak şimdi, izle,” diyerek göz işareti yaptım.

Mekânın kalabalığı arasında gözüme kestirdiğim bir masaya doğru adımlarken, Eylül’ün kulağına doğru eğildim ve fısıldadım: “İşte altın yumurtlayan kazımız...”

Hiç duraksamadan, hedef aldığım adamın masasındaki boş sandalyeyi gürültüyle çekip oturdum. Adam ne olduğunu anlamadan yüzüne doğru yaklaştım. “Selam,” dedim, sesimi hafifçe kısarak. “Merhaba yakışıklı.” Yüzümdeki sarhoş ama davetkar gülümsemeyle ona bir göz kırptım.

Adamın şaşkın bakışlarını fırsat bilerek hemen eline yapıştım ve onu zorla ayağa kaldırdım. “Dans edelim mi? Ne olur dans edelim...” diye ısrar ediyordum.

Mekânın ortasına doğru onu çekiştirirken etrafımda doğru döndüm. “Hey DJ! Her kimsen müzik ver! Dans edeceğiz, dans edeceğiz değil mi?” diyerek adama döndüm. Göz kapaklarım ağırlaşmıştı, ona bayık gözlerle bakıyordum.

Bir an için bakışlarım barın kenarında bizi izleyen Eylül’e kaydı. Plana sadık kaldığımızı belirtircesine ona gizlice göz kırptım. Tam o esnada ritim değişti, şarkı yükseldi. “Heh, müzik sonunda!” diyerek karşımdaki adama döndüm. “Hadi, yalı kazağı gibi dikilmesene, dans edeceğiz,” dedim ve kendimi ritme bıraktım.

Kollarımı adamın boynuna doladım, o da belimi kavradı. Alkolün etkisiyle kahkahalar atıyor, durmadan gülüşüyorduk. Müzik bitene kadar adamın kollarında, onun dikkatini tamamen üzerime çekerek dans ettim. Şarkının son notası vurur vurmaz, hiçbir şey söylemeden adamı aniden bıraktım ve kalabalığın arasından sıyrılıp hızla Eylül’ün yanına koştum.

Nefes nefeseydim, kalbim göğüs kafesime vuruyordu. Elimi elbisemin yan tarafındaki yırtmacın oraya götürdüm. “Bak bu ne kızım, bak!” diyordum, az önce adamın cebinden tereyağından kıl çeker gibi aldığım cüzdanı havada sallayarak.

Eylül’ün gözleri büyüdü, hemen cüzdanı indirmeye çalışarak kıkırdadı. “Sakla şunu, biri görecek kızım!” diye fısıldadı gülerek. “Hem sen nasıl aldın onu ne ara?”

Sağ elimi çeneme götürdüm, yüzümde gururlu bir ifadeyle hayali, olmayan sakallarımı sıvazlar gibi yaptım. “Ballı kaymak... Temiz iş oldu bu,” dedim kendimden emin bir şekilde.

Eylül yüzünü ciddileştirmeye çalışsa da başaramıyordu. “Ceylin, sen bu dolandırıcılık işini iyice şey yaptın ya. Kızım, birini dolandırmadan duramıyorsun. Hem hadi, Kartal abi gelmiş. İçeri gelmeden seni götüreyim,” dedi kolumu tutarak.

“Ya gitmeyeceğim!” diye direndim, ayaklarımı yere vuruyordum çocuk gibi.

“Kızım işte yaptın, yeter sana bugün,” dedi Eylül, beni ikna etmek için sesini yumuşatarak. “Daha büyüklerini yaparsın sen, küçük dolandırıcılıkları sevmezsin zaten.”

Söylediği şey gururumu okşamıştı. Başımı hak verir gibi salladım. “Aynen... Ceylin artı bir dolandırıcılık,” diye mırıldandım kendi kendime. Ayaklarım geri geri gitse de Eylül’ün peşinden kapıya, arabaya doğru yürüdüm.

Dışarının soğuk havası yüzüme çarpınca başımın ağrısı daha da şiddetlendi. Kartal abi şoför koltuğunda oturuyordu. Eylül kapıyı açıp beni içeri doğru itti. “Kartal abi, şu Ceylin’i eve bırak ya. İçip içip saçmaladı yine,” dedi arkasından kapıyı kapatırken.

Arabanın arka koltuğuna kendimi bıraktım. Başımı hafifçe omzuma eğdim. Göz kapaklarım artık tonlarca ağırlıktaymış gibi geliyordu, kendimi tutamadım ve gözlerimi yavaşça karanlığa bıraktım.

Sert bir korna sesiyle irkilerek gözlerimi hafifçe araladım. Her yer birbirine girmişti, etrafı bulanık görüyordum. “Geldik mi? Nereye geldik?” diye mırıldandım. Doğrulmaya çalıştım ama bedenim bana itaat etmedi. Dengemi tamamen kaybederek, arabanın kapısını açıp beni indirmeye çalışan Kartal abinin kucağına doğru yığıldım. Yarı baygın bir haldeydim, gözlerim kapalıydı ama sesler zihnimde yankılanıyordu.

Melis’in kapıda beliren sesini duydum, isyan eder gibi sordu: “Bu yine mi içmiş?”

“İçip içip sızıyor,” dedi Kartal abi, beni taşırken nefes nefese kalmıştı. “Yukarı taşıyayım şunu, sabah olsun bir konuşuruz.”

Beni kucağına aldığında, sağ elimde sıkı sıkı tuttuğum cüzdan havada sallanıyordu. Melis’in ayak sesleri yaklaştı. “Bak hele bak, bir de cüzdanla geliyor,” diyerek cüzdanı elimden sertçe çekiştirip aldı. Karşı koyacak gücüm yoktu, kendimi tamamen karanlığa teslim ettim.

Sabah gözlerimi açtığımda odanın içindeki parlak ışık gözlerimi kör etti. Başım korkunç derecede ağrıyordu. Kuruyan dudaklarımı aralamaya çalışırken tam karşımdaki koltuktan bir ses yükseldi.

“Günaydın jokercik.” Kartal abi, bacak bacak üst üste atmış, yüzünde alaycı bir gülümsemeyle ellerini çırpıyordu.

Eylül de diğer koltuğa kurulmuştu. Elindeki tabaktan ekmek arası bir şeyler kemiriyor, bir yandan da açık olan televizyondaki sabah haberlerine bakıyordu. Odada sadece televizyonun sesi ve Eylül’ün ekmek çiğneme sesi vardı.

Boğazımı temizleyip, çatallı bir sesle Eylül’e döndüm. “Ne yiyorsun?” diye sordum.

Eylül ağzındakini yutup bıkkın bir nefes verdi. “Peynir ekmek, ne yiyeceğim Allah aşkına? Sanırsın babamız milyarder de peynir kemiriyoruz,” dediği sırada Melis odanın ortasına doğru damladı.

“Ooo, Ceylin hanım nihayet uyanmaya teşrif etmişler,” dedi, sesindeki iğneleyici tonu gizleme gereği duymadan. Yatağın kenarına ilişip gözlerini bana dikti. “Kızım, o cüzdan neydi öyle? Ne ara cukkaladın onu?”

Elimi alnıma bastırarak doğruldum, midem bulanıyordu. “Aman, bir cüzdandı da... Nerede cüzdanım?” dedim etrafa bakınarak.

“Ben aldım,” dedi Melis, gayet rahat bir tavırla.

“Tamam, şimdi getir

Yorumlar

  • ALİ BİLGİN: İşlerin iyice sarpa sardığı kesin
  • Aylin Damla Eryılmaz: Nasıl bir cesareti var bu kızın anlamıyorum
  • Emre Kuş: ceylin yine şımarıklık peşindesin Ne işin var o mekânda?
  • Ece kaplan: Yani şimdi dolandırıcılığa döner misiniz?
  • Ayşe Pekmez: melisin tavırları yine çok çarpıcı sanki sana sırıtmak için doğmuş gibi
  • Hilal Fidan: ceylinim bu açıtan cüzdan aldıysan başka iş yapmayı düşünmüyorsan ne yapacaksın?
  • Efe Işıldar: eylül ceyline seslenmekten vazgeçmeli Sen bu halde çok tehlikeli görünüyorsun
  • Düşkutusu: Teşekkür ederim
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: Eline sağlık canım