Keşfet

KİME GÖRE DOĞRU YANLIŞ?

Benim Hayatım Benim Mucizem

6. MUCİZE 

DOĞRU – YANLIŞ  KİME GÖRE, NEYE GÖRE ?

HER ŞERDE BİR HAYIR HER HAYIR GİBİ GÖRÜNEN DE ŞER OLABİLİR

Hepimiz bir iş yaptıktan sonra ya engelle ya da destekle karşılanırız. Sen doğru bir şey yaparsın sana karşı çıkarlar ama yanlış yaparsan keşke  şöyle yapsaydın gibi cümleler kurarlar sen de zamanla yanlış yaptığını düşünürsün. Peki, kime göre doğru ? 

Doğru zamana göre değişebilir, insanın bakış açısına göre değişebilir. Bak aşağıya çok önemli bir cümle yazacağım

“Başkalarının doğru-yanlışları senin doğrun,yanlışın olmamalı.”  Çünkü sen biriciksin,özelsin doğrun da  yanlışın da farklı olacak. 

Bir gün kötü bir olay yaşarsın üstünden bir zaman geçtikten sonra iyi ki yaşamışım diyebilirsin. Çok istediğimiz bir şey için belli zaman sonra “ keşke olmasaymış” diyebiliyoruz.

Bir topluma göre yanlış olan diğer toplumda aynı davranış doğru olabiliyor. Bana göre hiçbirininki doğru da yanlış da değildir. “Kime göre,neye göre ? “ Hepsi kişilerin bakış açılarıdır. 

Sana şunu öneriyorum: Doğru bildiğinden şaşmayarak yoluna devam et. Sen yanlış olduğuna inandığında vazgeçmeni öneririm. İnsanlar sana saygı duymaya, senin doğrularını kabul etmeye başlayacaklar. Yaşadığın olumsuz gibi görünen olayda vardır bir hayır de. Bunun bana öğreteceği  durum vardır de. Yaşadığın her şerde bir hayır vardır. Eğer hayır olmasa Yaradan karşına çıkarmazdı. Sen Yaradan’a güven her şeyin daha da güzel olacağını göreceksin.

Şimdi seninle çok anlamlı bir hikaye paylaşmak istiyorum:

 Çin filozofu Lao Tzu'ya "Atı Kaybolan Yaşlı Adam ve Köylüler". Adlı eserinden bir bölüm

Uzun yıllar evvel köyün birinde yaşlı ve çok fakir bir adam yaşarmış. Fakir olmasına fakirmiş lakin öyle güzel, öyle alımlı bir beyaz atı varmış ki bu adamın, gören bir daha bakar, krallar bile bu atı kıskanırmış. Memleketin kralı pek çok kez bu yaşlı adama ulaklar göndermiş; "Dile benden ne dilersen, hazineden istediğin kadar altın, yeter ki bu beyaz atı bana sat," demiş.

Yine de bu ihtiyar köylü her seferinde kralın ulaklarını aynı cevapla geri gönderirmiş:

"Bu at, bir at değil benim için. Bir dost. İnsan dostunu satar mı?"

Gel zaman git zaman, bir sabah o güzelim beyaz at ortadan kaybolmuş. İhtiyar köylü aramış taramış, dereyi tepeyi dümdüz edecek kadar dolaşmış ama atı bulama-mış. Bunun üzerine köylüler adamın yanına varmışlar, "Ah seni ihtiyar bunak ah! Bu atı sana bırakmayacakları belliydi. Bu fakirlikte böyle değerli bir şeyi nasıl koruyabilirsin? Çalındı muhtemelen. Krala satsaydın eğer, şimdi istediğin kadar paran olurdu ve ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var ne de atın," demişler.

İhtiyar köylü ise büyük bir sakinlikle cevap vermiş:

"Bir karara varmak için acele etmeyin. Sadece 'At kayıp,' deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin kendi yargınız ve sizin yorumunuz. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."

İhtiyarın bu cevabına kahkahalarla gülmüş köylüler.

Onun iyice bunadığını düşünmüşler, "Ne hali varsa görsün," diyerek yollarına gitmişler.

Gel zaman git zaman at bir gece aniden ihtiyarın evine dönmüş, kapısının önünde sureti belirivermiş. Üstelik yalnız da değilmiş; vadideki bir düzine yabani atı peşine takıp ihtiyarın bahçesine getirmiş.

Bunu gören köylü ahalisi ise tekrar ihtiyarın başına toplanmış:

"Ah ihtiyar, sen haklıydın. Baksana atının kaybolması şanssızlık değilmiş, aksine hediyeymiş. Bir sürü kıymetli yabani atın oldu, başına resmen devlet kuşu kondu."

Bizim ihtiyar yine hiç istifini bozmamış, yüzünde ne bir sevinç ne bir övünç ifadesi varmış. Herkesin yorumu bitince sakince konuşmaya başlamış:

"Bir karara varmak için acele etmeyin. Sadece 'At geri döndü, yanında da başkalarını getirdi,' deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin kendi yargınız ve sizin yorumunuz. Bu daha başlangıç, tüm bildiğimiz yaşamın yalnızca bir kesiti. Yaşam bir kitap gibidir. Bir kitabın ilk cümlesinin ilk kelimesini okur okumaz o kitabı nasıl anlayabilir, tamamı hakkında yargıya varıp nasıl fikir yürütebilirsiniz?"

Suspus olan köylüler bu kez ihtiyara gülmemişler, ama yine de onun iyice tuhaflaştığını düşünmüşler.

Daha bir hafta olmadan, ihtiyarın tek oğlu o yabani at lardan birinin üzerinden düşmüş ve yaralanmış. Atı terbiye etmeye çalışan oğlan, uzun süre yatağa mahkûm olmuş

  

Evin geçimini sadece o sağlıyormuş ve bu durum herkesi zora sokmuş. Köylüler gene gelmişler ve gene yorum yap-makta gecikmemişler:

"Ah ihtiyar, yine sen haklı çıktın. Oğlun yaralandı, evin geliri kesildi. Şimdi siz ne yiyip ne içeceksiniz?"

Bizim ihtiyar yine hiç istifini bozmamış, yüzünde ne bir üzüntü ne bir pişmanlık ifadesi varmış. Herkesin yo-rumu bitince sakince konuşmaya başlamış:

"Siz yargılama hastalığına tutulmuşsunuz, hep erken karar veriyorsunuz. O kadar acele etmeyin. Oğlum yara-landı, bu gerçek lakin ötesi sizin yargınız ve yorumunuz. Ama acaba ne kadar doğru? Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez. Fakat siz her şey yaşanmış gibi sonuç çıkarıyorsunuz!"

Aradan birkaç hafta geçmiş ve ülkede büyük bir savaş başlamış. Eli silah tutan herkes de askere çağrılmış. 

Ancak yaralı oğlan elbette askere alınmamış, çünkü henüz iyileşip ayaklanmamış. Tüm köy büyük bir üzüntü içindeymiş, zira bu savaş kazanılacak gibi değilmiş. Her gün cephelerden felaket haberleri geliyormuş. Savaşa giden gençlerin hepsi ya ölüyor ya da esir düşüyormuş.

Köylüler gene ihtiyara gelmiş ve "Gene haklı olduğun kanıtlandı," demişler. "Oğlun yaralı ama hiç değilse 

yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun şu başına gelen talihsizlik değil, şansmış meğer."

"Siz erken karar vermekten kurtulamıyorsunuz. Daima yargılıyor ve sonuç çıkarıyorsunuz" demiş ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimse bilemez. Bilinen bir tek gerçek var: Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu Allah bilir."

Bu hikâyeden birçok ders öğrendik bakış açımızı değiştirmeyi, vardır bir hayır demeyi… Yanlış kalıplarımızı da yıkabileceğimizi gördük.

Her ne olursa olsun yaşadıklarınla ilgili iyi, kötü, doğru, yanlış diye karar verme.  

UNUTMAYALIM

İyi, kötü ya da güzel, çirkin; kime göre, neye göre?

Hayatta her şey göründüğü gibi değildir ama biz 

her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır demeyi öğrendik. 

Mesela sevgilinden ayrıldın üzüntün varsa azaldıktan sonra kendine Bu durumun beni mutlu eden gelişmesi ne olabilr ? Ben yaşadığım bu olayın mucizesi ne olabilir? Diye sor.  Zihnine gelen cevap mesela benim duygularımı anlatmama rağmen hiç anlamıyordu olsun buradan şu sonuç çıkmaz mı mutsuzdum Yaradan seni mutlu edecek gelişmelere hazırlıyor bak mucize burada. 

Yaşadığın her durumdan sonra ben bir mucizeyim bu durumun bana mucizeleri nelerdir? Diye sor. Senin mucize olduğunu cümleye ekleyince garip gelmesin sen Yaradan’ın mucizesin ruhunu da beslemen gerek. Bu soruları hayatımızın parçası haline getiriyoruz.