Asansör Mahkumiyeti
Erkal Yusuf Akkan
Seni sevmek için bir sürü neden sayabilirim ama hiçbir neden, seni sevmemin sebebi olamaz.
Ruh eşimi, manolyamı öpüyordum. Dudaklarımız birbirinden ayrıldığında gözlerimiz buluştu; onu benden fiziken ayırabilirlerdi ama tekrar kavuşmamıza asla engel olamazlardı. Birbirimize bakıp gülümsedik. Alnımı alnına bastırdım, nefeslerimiz birbirine karışıyordu.
Elimi boynuna yerleştirip nazikçe okşadım. Başını yavaşça geri çekip gözlerimizi yeniden buluşturduğumda konuşmaya hiç gerek yoktu; tek bir hareketimiz, tek bir bakışımız bile kurulacak bütün cümleleri eksik bırakıyordu.
Dudaklarımız yeniden birleşmek üzereyken aniden bir ses duydum. Şu anda bizi birbirimizden ayıracak hiçbir şeye tahammül edemezdim; hiçbir engeli sineye çekecek sabrım yoktu.
"İçeride birileri var mı?" diyen bir sesi tekrardan duyduk, asansörün kapısının ardından. Ben Manolya’ya "Sessiz ol" diyemeden, o hemen, "Evet, iki kişiyiz!" diye seslendi. Elim refleksle alnıma çarptı; Manolya buradan bir an önce kurtulmak istediği için aceleyle asansörün kapısına yaklaşmış ve konuşmuştu.
"Biz ne zaman çıkarız tahminen?" dedi, sesi titriyordu. Karanlık ve dar bir yerde kalma fobisi yoktu; onun korkusu doğrudan asansörlerdendi ve eminim ki bunun geçmişine dayanan ilginç bir hikayesi vardı.
Onu bir an olsun yalnız bırakmamak adına ayağa kalkıp elimi beline attım. Bana döndüğünde başını göğsüme koyup sıkıca sarıldı. Kollarım, sanki hep onun emrine amadeymiş gibi vakit kaybetmeden karşılık verdi.
Asansörün kapısının ardından teknisyenin sesini duyduk:
"On beş dakika sonra özgürsünüz, biraz daha sabredin!"
Hemen ardından bir ses daha yankılandı:
"Yusuf hocam, merak etmeyin, ben de buradayım, korkmayın!"
Halime Hanım'ın sesini duyar duymaz Manolya kaşlarını çatmış, bana bakıyordu. Benim gözümde ne kadar eşsiz olduğunu bir bilseydi; değil Halime Hanım, dünyadaki hiçbir kadını gözü bile görmezdi.
Halime Hanım'a hiçbir yanıt vermeyerek doğrudan Manolya'nın dudaklarını öptüm. Kollarını boynuma dolayarak anında karşılık verdi; öpüşümüzü daha da derinleştirmek adına sırtını asansör tutamağına yasladım. Elleri bir an olsun rahat durmuyor; boynumda, göğsümde, ensemde geziniyor, ara sıra saçlarımı çekiştirirken buluyordum onu.
Özlemimizin boyutunun bile birebir karşılıklı olması, sanki içimde gizli saklı ne kadar duygu varsa hepsini tek tek açığa çıkarmıştı. Bir elimi beline sıkıca yaslarken, diğeriyle kalçasını kavradım.
Dudaklarımızı birbirinden ayırıp yüzüme baktı. Bakışlarındaki her bir duyguyu görüp rahatlıkla ayırt edebiliyordum ama ben sadece tutkuya odaklanmayı seçtim ve tekrar dudaklarımızı birleştirdim. O da şu an tam olarak bunu istiyor olacak ki hiç vakit kaybetmeden karşılık verdi; ikimizin de dudakları birbirine karşı hoyratça hareket ediyordu.
Ellerim göğsüne doğru yol alırken o, başını omzuma dayayıp ellerini ensemde birleştirdi; dudaklarımız birbirini öpmeden bir an bile duramıyordu sanki. Başını diğer omzuma çevirirken, eş zamanlı olarak ellerim göğüslerini sıktı. Vücudunu tamamen bana yapıştırıp dudaklarımızı hafifçe ayırdı ve buğulu bir sesle, "Kucağına gelmek istiyorum," dedi.
İstediği hamleyi anında yapıp hızlıca bacaklarından tutarak onu kucağıma kaldırdım ve geriye doğru adımladım. Bu sefer benim sırtım asansörün duvarına yaslanmıştı; ellerim onu kalçalarından kavrayacaktı ki, bir anda asansörün kapısı büyük bir gürültüyle açıldı.
İkimiz de karşımızdakilere şaşkınlıkla göz kırpıştırarak baktık: Karşımızda Müdire Hanım ve iki asansör teknisyeni duruyordu.