Keşfet

Aşkın Döngüsü

Beyaz Manolya Kokusu

Aşkın Döngüsü

Manolya Ökten

Sana olan bağlılığımın

nasıl hissettirdiğini bilemezsin.

Ateşlerin içinde kalsam da,

sen varsan gülebilirim gibi.

Kötü yıllar geçirsem de,

sen gelince hepsi bitecekmiş gibi.

Ruhum bedenimden çıksa dahi,

hep sana ait kalacakmışım gibi.

Yusuf’un kollarındaydım; beni hatırlıyordu, aşkımız sanki bu zorlu imtihandan da alnının akıyla geçmişti. Bana kalırsa yaşadığımız her şey birer cezaydı ama artık hiçbir önemi yoktu. Onunla tekrar beraberdik; şu andaki tek isteğim onunla yalnız kalabilmekti. Fakat halime ve karşımızda dikilen iki teknisyen varken, bu pek de mümkün görünmüyordu.

Yusuf’un sıcaklığından istemeyerek de olsa ayrıldım. O da kendini toparlayınca el ele asansörden çıktık. Teknisyenler bize bakıp, “Bizim işimiz daha uzun,” diye gülümsediler. Gerekli eşyalarını toplayıp yanımızdan geçerek merdivenlere yöneldiler.

Onların aşağıya doğru ilerleyişini izlerken, asansörün başında daha uzun süre uğraşacaklarını anladım.

Halime Hanım gözlerini kenetlenmiş ellerimize dikmiş, "Neler oluyor burada?" diye sordu. Sesindeki sinir, kıskançlıkla harmanlanmıştı.

Yusuf cevap veremeden öne atıldım.

"Merak etmeyin, bir sorun yok. Yusuf sonunda... her şeyi hatırladı."

Yusuf'a sevgi dolu, kısa bir bakış attım. Dudaklarıma kocaman bir gülümseme yerleştirdim.

"İyi ki gelmişiz buraya. İlk anımızın bu kadar güzel olacağını bilseydim, çok daha önce gelirdik, öyle değil mi sevgilim?" dedim.

Yusuf gözlerimin içine bakarak gülümsedi. "Aynen öyle sevgilim."

O an içim tarifsiz bir coşkuyla doldu.

Halime Hanım'a bir saniye bile bakmadan, el ele okulun kapısından çıktık.

Arabaya doğru ilerledik ama binmeden hemen önce, arabanın önünde Yusuf'u durdurdum. Ellerimiz sıkıca kenetlenmişti; sanki bıraksak ayrılacakmışız gibi.

Ve ben önce davrandım. Onun, beni sanki bu dünyadan koruyacakmış gibi sıkıca tutan ellerinden, kendi ellerimi ayırdım. Bunu yapınca o kadar bocaladım ki, geri tutup sarılma isteğimi bastırmak için ellerimi göğsümde birleştirdim.

Yusuf'a baktığımda, onun zaten bana baktığını gördüm. Boğazımı temizleyip bir adım daha yakınına girdim.

Tam o anda gök gürledi. Yerimde zıplayıp irkilerek gökyüzüne baktım. Benim bakışımla birlikte Yusuf da başını kaldırıp gökyüzüne baktı.

Bakışlarımı gökyüzünde sabit tutarak Yusuf'la konuştum.

"Şimdi ne olacak, Yusuf?" dedim yutkunarak. "Bu gök gürültüsü sadece yağmurun habercisi değil."

Derin bir nefes aldım.

"Olacak olanın... kaçınılmaz olan o kötü günlerin de habercisi aynı zamanda."

Gözlerim onun gözleriyle buluştu ve sözlerim yarım kaldı.

Çünkü gözlerindeki umudu kırmak istemedim. Bize dair olan bir şeyi bozmak istemedim.

Yusuf gözlerimin içine bakarak, "Aşk mevsimler gibidir," dedi. "İlkbahar, aşkın ilk günleridir. Her şey çok güzeldir, toz pembedir."

Bunu söylerken bir elini kaldırdı. Göğsümün üzerinde duran bir tutam saçımı okşamaya başladı.

Elleri... hem göğsümde kenetli duran ellerime, hem saçıma, hem de ince kumaşın üzerinden tenime değiyordu.

"Yaz, aşkın o atışmalı halidir," dedi. "Her ne kadar güzel görünse de kavgalar yaklaştıkça korkulur."

Artık bakışlarını da saçlarıma indirmişti. O zaman anladım ki, birbirimizi her ne kadar çok sevsek de zaaflarımız vardı. Benim onun gülüşüne, onun ise benim saçlarıma zaafı vardı.

"Sonbahar," dedi iç çekerek. "Artık o tatlı atışmalar yavaş yavaş yok olur. Kavga ettiğin saatler sıklaşır, korktuğun zamana adım adım gidersin."

Gözleri ve elleri... Sanki bir hipnozun etkisindeymiş gibiydi.

"Ve kış," dedi.

Gözleri, aynı saniyede gözlerimle buluştu. Elini geri çekti. Göğsümdeki sıcaklık sanki bir anda soğudu.

"Artık ayrılma vaktidir. Ve önünde iki seçenek vardır. Ya soğuğa dayanamaz ayrılırsın, ya da birlikte dayanır, aşkınız bitene kadar bu döngüde yaşarsınız."

Bir an sustu, sonra sesini alçaltarak fısıldadı:

"Asıl marifet nedir biliyor musun, manolyam? Asıl marifet, aşkına sadece kötü günlerde değil, her gün sahip çıkmak. Çünkü aşkı bir kere kaçırırsan, bir daha yakalayamazsın."