Aynı Gece, Farklı Kalpler
Manolya Ökten
Akşam yemeğinde hepimiz masadaydık.
Tabaklar doluydu ama sofrada garip bir sessizlik vardı.
Ablam yanımda oturuyordu; parmakları titriyor, bakışları kaçıyordu. Lokmalar boğazına düğümlenmiş gibiydi, bir şey yiyemiyordu.
Oysa ben nedenini biliyordum.
Birazdan, annemle babama Onur abiyle olan ilişkisini açıklayacaktı.
Ve o an, sadece onun değil... hepimizin hayatı değişecekti.
Bir anda babama döndü. Sesi titriyordu ama kararlıydı.
"Benim bir erkek arkadaşım var,"dedi.
Zaman sanki o cümlede donup kaldı.
Elim istemsizce yüzüme gitti.
Annemle babamın yüzündeki ifade, gördüğüm en büyük şaşkınlıktı.
Göz göze geldiler; ne diyeceklerini bilemeden, sadece birbirlerine baktılar.
Ablam ise...
Yanımda, sessizce çözülüyordu. Parmakları birbirine kenetlenmiş, nefesi düzensizleşmişti. Stresten bayılacak gibiydi.
Babam, elindeki kaşığı yavaşça masaya bıraktı. Metalin tabağa değen o ince sesi, sofradaki sessizliği daha da ağırlaştırdı.
Ardından sırtını sandalyeye yasladı, gözlerini ablama dikti.
"Ne zamandır?"dedi. Sesi tok, sert ve kaçınılmazdı.
Ama annem beklemedi. Bir anda öne eğildi, sesi kırgınlıkla yükseldi.
"Niye bana söylemiyorsun?"dedi.
O an... her şey değişti.
İkisi birden bana döndü.
Gözler üzerime kilitlendi.
Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.
Yutkundum. Kelimeler boğazımda düğümlendi ama saklayacak yerim kalmamıştı.
"Ben... biliyordum,"dedim.
Başımı yavaşça önüme eğdim.
Ve o an, sessizlik bir kez daha üzerimize çöktü.
Annem bir anda yerinden yükseldi. Sesi öfkeyle titriyordu.
"Ben burada eşek başı mıyım?" dedi.
Sözleri sofraya çarpıp yankılandı sanki.
Babam hemen annemin elini tuttu, sakinleştirmeye çalıştı.
Sesi daha düşüktü ama otoritesini kaybetmiyordu.
"Tamam hanım, dur bakalım..."dedi.
"Öğrenelim önce. Kimmiş?"
Ablam derin bir nefes aldı.
Gözlerini bizden kaçırarak, sanki tek seferde kurtulmak ister gibi hızla konuştu:
"Aslında tanıyorsunuz...' dedi.
Bir an duraksadı, sonra neredeyse fısıltıyla ekledi:
"Elzem ablanın büyük oğlu... Onur."
Annemin kaşları çatıldı, yüzüne şaşkınlık yayıldı.
"Hangi Elzem? Bizim karşı komşumuz mu?" dedi.
Babamın sesi ise daha farklıydı. Daha sert, daha keskin...
"Onlar biliyor mu bunu?" diye sordu.
Sofradaki hava bir anda ağırlaştı. Sanki herkes aynı anda nefesini tutmuştu.
Ablam hızlıca başını salladı. Sesi hâlâ titriyordu.
"Onur bugün konuşacaktı," dedi.
Babam derin bir nefes aldı. O an, sanki herkes onun vereceği kararı bekliyordu.
"Pekâlâ," dedi sonunda, ağır ama net bir sesle.
"Onlar da kendi aileleriyle konuşsun. Yarın akşam gelsinler... istemeye."
Ablamın gözleri bir anda parladı.
İçindeki korku yerini umuda bırakmış gibiydi.
Ben ise donup kalmıştım.
Babamdan çok daha büyük bir tepki bekliyordum.
Annem kaşlarını çatarak babama döndü.
"Biraz erken olmuyor mu, Kazım?"dedi.
Sofrada bu kez başka bir gerilim dolaşmaya başlamıştı.
Babam anneme döndü, başını hafifçe salladı.
"Yok hanım, yok... geldi de geçiyor,"dedi. "Siz halledin. En erken yarın akşam gelsinler."
Bunu söyler söylemez ayağa kalktı.
Ablam da onunla birlikte kalktı; bir an bile tereddüt etmeden babama sarıldı. Babamdan karşılık bulunca sesi yumuşadı, içine sevinç karıştı:
"Beni hemen vereceğini bilseydim daha önceden söylerdim."
Babam hafifçe gülümsedi, saçlarını okşadı.
"Seni hemen el âleme verme meraklısı değilim, Elera,"dedi.
Sonra bir adım geri çekilip kollarını iki yana açtı, sesini biraz yükseltti:
"Ama... otuz iki yaşına geldin kızım."
O an hepimiz gülmeye başladık.
Hepimiz... annem hariç.
Gözüm hemen ona kaydı.
"Sen niye mutlu olmadın, anne?"dedim.
Annem dudaklarını büzdü, bakışlarını kaçırdı.
"Ya dünürümle aram bozulursa?' dedi.
İçimdeki bütün heyecan bir anda sönüp gitti.
Çünkü biliyordum... Elzem teyzenin beni sevmediği çok açıktı. Ve bizim Yusuf'la olan ilişkimizi açıklamak... ablamınkinden çok daha zor, çok daha sancılı olacaktı.
Yutkundum. Elim titreyerek bardağa uzandım, bir yudum su içtim.
Babam, ablamı hâlâ bağrına basmış hâlde anneme döndü.
"Aman hanım, dert ettiğin şeye bak," dedi neşeyle. "Komşuyla dünür oluyorsun, komşuyla!"
Annem bir an durdu. Sanki içinde bir şey yerli yerine oturdu. Yüzü aydınlandı, omuzlarını silkeledi.
"Ay doğru, Kazım,"dedi gülerek.
Sonra babamla birlikte içeri geçtiler.
Ablam sofrayı toplamaya koyuldu.
Ben ise sessizce odama çekildim.
Yayınevinden gelen dosyaları açtım, sayfaları çevirdim... ama hiçbirine odaklanamıyordum.
İçimde tuhaf bir huzursuzluk vardı.
Sanki asıl fırtına... daha yeni başlıyordu.
Erkal Yusuf Akkan
Herkes yemeğine odaklanmıştı; sofrada çıt çıkmıyordu.
Kaşık sesleri bile sanki çekinerek yankılanıyordu.
Abim ise bambaşka bir hâlde... alnından terler süzülüyor, nefesi düzensizleşiyordu. Bana kısa bir bakış attı. O bakışta hem korku hem kararlılık vardı.
Ve bir anda
"Ben aşık oldum,"dedi.
Annem önce kısa bir şaşkınlık yaşadı.
Ardından yüzü aydınlandı, gülerek ellerini göğe açtı.
"Allah'ım şükürler olsun!"dedi.
Babam ise tam o sırada su içiyordu.
Neredeyse bardağı devirecekti. Sert bir bakış attı abime.
"Eşek oğlu eşek... öyle bir anda söylenir mi?"dedi.
Haklıydı.
Abim yutkundu. Gözlerini kaçırmadan devam etti:
"Karşı komşumuz Suzan yengenin kızına... aşık oldum."
Annemin havaya kalkmış elleri yavaşça indi. Yüzündeki o sevinç bir anda silindi. Gülüşü dondu, sonra sönüp gitti.
Yutkundu.
"Hangisi?" diye sordu, gözlerini kaçırarak.
Abim gevşek bir gülümsemeyle arkasına yaslandı.
"Elera tabii... Manolya olacak hâli yok. Hem o yu-" diyecekti ki, sözünü kesmek zorunda kaldım.
"Hem o daha küçük,"dedim hızlıca.
Babam gözlerini kısarak bana baktı.
"Yirmi beş yaşında değil mi o?" dedi.
Tamam baba, en iyi sen biliyorsun.
Annem başını sallayıp onayladı.
Ben ise panikle açıklama yapma ihtiyacı hissettim.
"Küçük dediysem on sekiz demedim... abimden küçük demek istedim,"dedim aceleyle.
Tam o anda... sanki imdadıma yetişmiş gibi kapı açıldı.
Serce eve gelmişti.
"Ben geldim!"dedi neşeyle Serce.
Babam yüzünü yumuşatıp gülümsedi.
"Hoş geldin küçük serçem,"dedi.
Bu hitap bile onu rahatsız etmemişti; tam tersine, babamın sesindeki o sıcaklığa alışmış gibiydi.
Annem hemen kolunu uzattı.
"Gel kızım, gel,"dedi gülerek. "Abin evleniyor."
Serçe kapıyı hızla kapatıp bir an dondu. Gözleri büyüdü.
"Ne demek evleniyor? Manolya ablayla mı?"diye sordu şaşkınlıkla.
Annemin yüzü anında bozuldu. Daha konuşacaktı ki ben araya girdim.
"Canım kardeşim..."dedim dişlerimin arasından, sakin kalmaya çalışarak.
"Hani abim ile Elera sevgililerdi ya."
Serce kısa bir sessizlikten sonra başını salladı.
"Anladım,"dedi sadece. "Hee..."
Sonra bir anda gerindi, umursamaz bir tonla devam etti:
"Ben çok yorgunum, hemen uyuyacağım."
Hiçbir şey olmamış gibi odasına yöneldi.
Sanki Elera ve abimin meselesi... onun dünyasında pek de büyük bir yer kaplamıyordu.
Abim Serce'yi hiç umursamadı bile. Bir an durup babama döndü.
"Ee baba, yarın akşam gider miyiz kızı istemeye?"
Babam ellerini havaya kaldırdı, hafif bir "dur" işareti yaptı.
"Dur oğlum, daha bismillah,"dedi.
Annem hemen araya girdi, sesi bu kez daha kontrollü ama kararlıydı.
"Ne acelemiz var? Yangından mal kaçırır gibi kız mı istenir?"dedi.
"Daha hazırlık yapılacak, usulü var bunun. Ben Suzan'la konuşurum."
Manolya Ökten
Ablamın nerede olduğunu bilmiyordum. Evde herkes kendi telaşına gömülmüşken ben odama çekilmiş, yatağa uzanmıştım.
Ama uyuyamıyordum.
Annemin o yüz ifadesi... gözümün önünden gitmiyordu.
"Ben söylesem gerçekten bu kadar mutlu olur muydu, yoksa benimle arasını mı bozardı?" diye düşünüyordum.
Annemi bildim bileli komşuluk meselelerine aşırı önem verirdi. Her şey "insanlar ne der" ve "dünürlük" dengesiyle şekillenirdi.
Peki Elzem abla?
O ne yapardı acaba?
Zihnim düşünceler içinde gidip gelirken bir ses duydum.
Camdan hafif bir tıkırtı...
Başımı kaldırdım.
Bir taş daha cama çarptı.
Hızla ayağa kalktım, kalbim hızlandı. Camı açtım.
Tam o anda... kafama küçük bir taş geldi.
"Ah!"diye refleksle elimi başıma götürdüm. Sızlama yayıldı. Kaşlarım çatıld