Keşfet

Bir Darbe, Bin Acı

Beyaz Manolya Kokusu

Manolya Ökten

Güneş kadar gölgem yok,

Ay kadar parlayamıyorum.

Yine de yıldızlar kadar sönük değilim.

Ona bakarak, "Anlamadım," dedim.

"Hadi Manolya, zamanımız yok," deyip beni kolumdan çekiştirmeye başladı.

"Yusuf dur, saçmalama!" dedim ama beni dinlemiyordu bile.

Yusuf beni çekiştirirken bir yandan da korkuyla kapıya baktım. Seslere uyanıp odaya gelirlerse hiçbir zaman kavuşamazdık. Babam bizi asla affetmezdi.

En sonunda, "Yusuf, dur" diye bağırmak zorunda kaldım ve kolumu ondan çekmeyi başardım.

Bana şaşkınlıkla bakıyordu. Anlamaz bakışlarla, "Beni sevmiyor musun?" diye sordu. Zorlukla yutkunarak, "Burada kalırsak kavuşamayız,"dedi.

Kaşlarımı kaldırarak, "Evet, belki öyle ama çözüm bu değil,"dedim.

"Çözüm bu!" dedi ve sertçe kolumu tekrar tutup beni çekiştirmeye devam etti.

Tam o sırada ablam kapıyı zorladı. Kısık bir sesle, "Manolya, iyi misin?"diye fısıldadı. O sırada ben hâlâ kolumu Yusuf'tan kurtarmaya çalışıyordum.

Tam o sırada babam, "Ne oluyor?" diyerek kapımı zorladı. Annem de kapıya vurup bağırıyordu: "Manolya, aç kapıyı!"

Yusuf onların sesini duyunca durdu ve gözlerini bana kilitledi. Pencerenin dışındaki merdivende durmuş, hâlâ kolumu bırakmıyordu.

"Tek soru, tek cevap," dedi zorlukla yutkunarak. "Geliyor musun, gelmiyor musun?"

Kaşlarımı kaldırarak kelimeleri tek tek heceledim: "Gel-mi-yo-rum, Yusuf."

"Son kararın mı?" diye sordu, gözlerinde tehlikeli bir kıvılcım çaktı.

"Evet," dedim hızlıca.

"İyi," dedi buz gibi bir sesle. Ama gitmedi. Aksine, beni tamamen şok edecek bir hamleyle pencereden içeri, odamın tam ortasına atladı.

"Ne yapıyorsun?" dedim hızla kolunu tutarak.

"Ya benimle gelirsin ya da kapıyı ben açarım," deyince gözlerimi kocaman açarak ona baktım. Çıldırmış olmalıydı!

Tam o sırada babam dışarıdan kapıyı omzuyla kırmaya çalışıyordu; gelen darbe sesleri odanın içinde yankılanıyordu. Zamanımız kalmamıştı. Yusuf'un çenesinden tutup sertçe kendime çektim ve gözlerini gözlerime kilitledim.

"Ya şimdi buradan gidersin ya da babam o kapıyı kırıp seni burada evire çevire döver!" diye tısladım.

Ellerini başıma koyup yüzüme baktı. Aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı. Ellerimi omuzlarına koyup onu itmeye çalıştım ama kıpırdamadı bile.

"Ya benimle gelirsin," dedi, sesi tehlikeli bir fısıltıdan ibaretti, "ya da seni herkesin gözü önünde öperim."

Titrek bir nefes verip alnımı alnına yasladım. "Ya gidersin," dedim dişlerimin arasından, "ya gidersin!"

Şaşkınlıkla, "Ne?" deyip başını kaldırdı ve gözlerimin içine baktı.

Ama hamle yapmasına fırsat kalmadı. Tam o sırada büyük bir gürültü koptu; babam kapıyı kırmıştı.

Babam içeri girdiğinde gözleri doğrudan bize döndü ama yüzünde en ufak bir şaşkınlık belirtisi yoktu. Arkasında ise şok içinde bize bakan ablam ve annem duruyordu. Babam hiç zaman kaybetmeden hızla üzerimize doğru geldi ve sert bir hamleyle Yusuf'a bir tokat attı.

Yusuf aldığı darbeyle sarsılsa da başı yana düşmedi; dik durmaya çalışıyordu. Ama ben daha fazla dayanamadım ve hemen kendimi siper ederek Yusuf'un önüne geçtim.

"Baba, dur!" diye haykırdım.

Babam beni görmezden gelerek sadece Yusuf'a bakıyordu. Gözlerinden alev fışkırıyordu resmen. Kollarımı Yusuf'un gövdesine dolayıp onu sıkıca sarmıştım; Yusuf da arkamdan kollarımı tutuyor, beni kendine doğru çekmeye çalışıyordu.

Annem arkadan sert ve buz gibi bir sesle, "Manolya, çekil aradan!" diye bağırdı.

Onu duymamazlıktan geldim, yüzüne bile bakmadım. Tüm dikkatimle babamın üzerindeydim, bakışlarımı bir an bile onun gözlerinden ayırmıyordum.

"Baba..." dedim, sesimin titremesine engel olamayarak.

Ama bana tahammülü kalmamış gibi gürledi: "Manolya sus! Ya aradan çekil ya da yemin ederim ayırt etmem!"

Bu sözüyle birlikte gözlerim anında doldu. Babam bugüne kadar bana hiç vurmamıştı. Bırakın vurmayı, bana sesini yükselttiğini dahi hayal meyal hatırlıyordum. O, benim canım acısa dünyayı yakacak olan babamdı... Ama şimdi bizi anlamadan, dinlemeden karşıma geçmiş, beni de dövmekle tehdit ediyordu.

"Sen ne zannediyorsun baba?" dedim, gözümden yaşlar sicim gibi akarken.

Yusuf arkamdan, "Manolya..." diye fısıldadı, durmam ve susmam için yalvarır gibiydi. Ama yapmadım. Yusuf'un önünden çekilip hemen yanına geçtim, elini sıkıca kavradım.

"Sen Yusuf'u dövünce o benden vazgeçecek mi sanıyorsun? Ya da siz beni eve kapatınca ben ondan vazgeçer miyim? Bu iş çocuk oyuncağı değil!" Sesimi daha da yükselterek devam ettim: "Sırf sizin saçma takıntılarınız yüzünden biz ayrılmayacağız!"

Annem bana bakıp acıyan bir tavırla, "Şu haline bak," dedi. "Üç günlük bir çocuk için anne babanın kalbini kırmaya değer mi?"

Annemin bu sözüyle birlikte sanki kan beynime sıçradı.

"Peki benim parçalanmış kalbim ne olacak?" dedim, elimle kendimi göstererek. Gözyaşlarım artık öfkeden alev alev yanıyordu.

"Ya bir anne nasıl önce kendi çocuğunu düşünmez?" Elimi anneme doğru doğrultup titreyen bir sesle devam ettim: "Sen... Sen bizi hep el alem ne der diye büyüterek hapsettin!"

Annem duyduğu sözleri kendine yedirememiş olacak ki, "Nankör!" diyerek üzerime atılmaya kalkıştı. Ama bu sefer önüme siper olan kişi Yusuftu. Ben hâlâ kırgın ve kızgın gözlerle anneme bakarken, o da bana aynı nefretle bakıyordu.

Annem tam yeniden bir hamle yapacaktı ki, odanın içinde yankılanan bir çığlık her şeyi durdurdu.

"Yusuf!"

Bir kadının bağıran sesiyle hepimiz irkilerek o yöne baktık. Elzem Teyze gelmişti, yanında Mahir Amca da vardı. Hemen arkalarında ise Serce, Rüzgar ve Onur Abi duruyordu.

Yusuf, Elzem Teyze'yi görünce büyük bir şaşkınlıkla, "Anne? Senin ne işin var burada?" diye sordu.

Onların aniden odaya doluşmasıyla nedense içimi tarif edilemez bir korku kapladı. Güven ararcasına hemen Yusuf'un kollarını tuttum. Yusuf da ne hissettiğimi, neyden ürktüğümü anlamış olacak ki hiç ikiletmeden tekrar yanıma geçti ve elimi sımsıkı kavradı.

"Ya izin verirsiniz ya da kaçarız!"

Yusuf'un bu sözleri odanın ortasına bir bomba gibi düştü. Ben de dahil olmak üzere, odadaki herkes buz kesmişti; herkesten derin bir şok dalgası geçmişti.

Bakışlarımı Yusuf'un yan profilinde gezdirdim. Yüzündeki o sarsılmaz kararlılığı görünce artık şunu anlamam gerekiyordu galiba: Yusuf blöf yapmıyordu. Gerçekten de gözünü karartmıştı.

Mahir Amca bu sefer araya girmek istedi, adımlarını bize doğru yöneltti. Ama Yusuf, elini havaya kaldırarak kendi babasının tek bir kelime etmesine dahi izin vermedi.

"Yeter baba!" diye gürledi Yusuf. Ses tonu odayı titretmişti. "Bu sefer sakin olması gereken, bu sefer susması gereken kişi ben olmayacağım!"

Gözlerini odadaki tüm yetişkinlerin üzerinde gezdirdi. "Ya siz şu an yaşadığımız saçmalığın farkında mısınız?" Birleşmiş ellerimizi sertçe havaya kaldırıp indirerek devam etti: "Biz birbirimizi seviyoruz! Ve siz sırf kendi egolarınız yüzünden buna engel oluyorsunuz. Bunun mantıklı tek bir sebebi dahi yok! Ama olsaydı da... Olsaydı da benim için hiçbir şey değişmezdi!"

Babama baktım ama öfkesi bir an olsun azalmamıştı. Gözlerini Yusuf'tan ayırıp bana çevirdi.

"Manolya seninle gelmek istemiyordu, sesinizi duydum!" dedi, sesindeki nefret buz gibiydi. "Kızımı zorla kaçırmaya çalışıyordun sen!"

Ve daha kimsenin tek bir kelime dahi etmesine izin vermeden, bütün gücüyle Yusuf'a sert bir yumruk attı.

Yusuf bu ani hamleyi hiç beklemiyordu. Aldığı darbenin şiddetiyle dengesini kaybederek geriye doğru savruldu. Başını çok sert bir şekilde yere çarptı ve o an gözleri kapandı... Bilincini kaybetmişti.

O gaddar çarpma sesini duyduğum an içimden kopan çığlık, bırakın odanın içini, muhtemelen bütün mahalleyi inletmişti.