Keşfet

Bir Kahkahanın Ardında

Beyaz Manolya Kokusu

Manolya Ökten

"İnsan, insana tutunamıyor." der bir şair.

Ben sana tutundum.

Amaçsızca yaşamak için bile.

Zannetme ki ağaçta tek bir dal vardı.

Binlerce dalın arasından tutundum ben sana.

Yusuf'un konuşmasının ardından bakışlarım yüzüne takılı kaldı. O an, ikimizin arasında süzülen o ağır sessizlikte birbirimize bakışımız öyle tuhaftı ki... İçimden gelen dayanılmaz bir dürtüyle ona doğru bir adım atmak, aramızdaki mesafeyi tamamen kapatmak istiyordum.

Ama onun zihninde ne bir izim vardı, ne de kalbinde sığınacak bir yerim... Yine de tüm bunlara rağmen hayatındaydım işte.

Tam dudaklarımı aralayıp içimdekileri dökücekken Halime'nin sesi aramızdaki kırılgan büyüyü bir anda patlattı.

Bize doğru adımlarken gözleri ilk olarak aramızdaki o tehlikeli yakınlığa kaydı. Yakalandığımızı hissettiren o gerilimle Yusuf, sanki yangından kaçar gibi benden bir iki adım geriledi. Gözleri hâlâ bana takılıydı ama bu kaçış Halime'nin dikkatinden kaçmamıştı.

"Yusuf hocam!" diyerek cilveli bir edayla yanımıza ulaştı.

Ellerini hiç tereddüt etmeden Yusuf'un koluna doladı. "Artık gidelim mi okula? Çocuklar erken çıkabilir, hem geç olmadan evrakları halledip imzalayın," dedi, sesindeki yapmacık ilgiyle.

Yusuf hafifçe başını sallayarak, "Tabii," diye mırıldandı. Ardından bakışları Halime'nin üzerimdeki sinsi zafer edasına aldırmadan bana döndü. "Hadi, Manolya," dedi yumuşak ama net bir sesle. Başıyla arabayı işaret ederken, kolunu Halime'nin kavrayışından sakince sıyırıp önümüzden arabaya doğru yürümeye başladı.

Halime, gözleriyle üzerimdeki her ayrıntıyı tiksintiyle süzdükten sonra üstenci bir tavırla, "Bence sen evde kalmalısın," dedi. "Yusuf'u kötü etkiliyorsun."

Aramızdaki son mesafeyi de kapatıp biraz daha yaklaştı. Elini sahte bir acımayla omzuma koyarak devam etti: "Hem yazık değil mi ailene? Git onlarla aranı düzelt..." Sözleri bittiğinde elini tiksinircesine geri çekti.

Onun bu küstah hamlesine cevap vermek yerine, yüzüme yapışıp kalmış kurumuş gözyaşlarımı silmek için ellerimi kaldırdım. Ancak Halime bunu fiziksel bir saldırı sanıp aceleyle bir iki adım geri kaçmaya çalıştı. Dengesini kaybedip kendini bir anda yerde buldu.

Bir anda katılarak gülmeye başladım; zihnimin sınırları zorlanmış, sinirlerim tamamen bozulmuştu.

Yusuf endişeyle koşarak yanımıza geldi. "İyi misiniz Halime Hanım?" diyerek Halime'nin elinden tutup onu nazikçe ayağa kaldırdı. Onların bu hallerini gördükçe kahkahalarım daha da kontrolden çıktı; hatta bir ara dayanamayıp ellerimi dizlerime vurarak gülmeye devam ettim.

Yusuf bana neye uğradığını şaşırmış, derin bir kafa karışıklığıyla bakarken; Halime ayağa kalkmanın verdiği özgüven ve öfkeyle gözlerini üzerime dikmiş, adeta ateş saçıyordu.

Zar zor gülmemi bastırıp arkamı döndüm ve doğrudan arabaya doğru yürümeye başladım. Arkamda bıraktığım iki çift gözün bana tamamen anlam veremez bakışlarla odaklandığını hissedebiliyordum.

Bunu hiç umursamadan arabanın ön koltuğuna hızlıca oturdum. Onlar da adımlarını yavaşlatarak, ne olduğunu anlamaya çalışan kararsız adımlarla gelip yerlerine geçtiler.

Yusuf kontağı çevirmeden önce duraksadı ve başını bana doğru çevirdi. Ağır bir yutkunmanın ardından tam bir şey söylemek için dudaklarını araladı; ancak vazgeçip sustu. Motoru çalıştırdı ve aracı pek de yavaş sayılmayacak serilikte bir hızla okula doğru sürdü.