Keşfet

Bir Yalan, Bir Gerçek

Beyaz Manolya Kokusu

Manolya Ökten

Doğuştan yanında olana mı "aile" denir, yoksa sonradan kazanılan insanlara mı?

Belki de her ikisine...

Ama bazen insan, hayatta kaybedebileceği tek kişinin kendisi olduğunu anlar.

Ve eğer bir gün hem doğuştan gelen hem de sonradan kazandığın insanlar gerçekten yanında olursa...

İşte o zaman hayatı kazanmışsındır.

Ben kazandım.

Artık benim de sonradan olan bir ailem var.

Yusuf... Erkal...

Evet, onu daha çok kısa bir zamanda tanıdım.

Ama öyle bir içime işledi ki...

Onu kendimden itemedim.

Sabah uyandığımda ablamın müzikleriyle uyanırım sanıyordum ya da annem ile babamın konuşmasına; hiç değilse Yusuf'la rüyalarda buluştuğumuz bir geceye... Ama hiçbiri olmadı ve ben Serce'nin telefon aramasıyla uyandım.

"Ne var Serce, sabah sabah?" dedim sinirli bir sesle.

"Abla, Elera ablayı kap gel, bizim eve. Acil konuşmamız lazım,"dedi; sesi ağlamaklıydı.

Gözüm kapalı dinliyordum, ama sesini duyunca hemen açtım.

"Ne oldu, kötü bir şey mi oldu?"dedim korkuyla. Gözlerim dolmamak için savaş veriyordu.

Ya Yusuf'a bir şey olduysa... Allah korusun.

Serce ise, "Siz çabuk gelin, anlatacağım," dedi.

Yataktan hemen fırladım. "Abla!' diye bağırdım. Odanın kapısını açıp mutfağa koştum. Ablam kahve yapıyordu.

"Noldu kız, ciyak ciyak bağırıyorsun?" dedi.

"Serce aradı," dedim ağlamaklı bir sesle.

"Bir şey olmuş, bizi çağırıyor."

Ablam ise, "Ne diyorsun Manolya, sabah sabah rüyanda mı gördün?" dedi.

Başımı hayır anlamında iki yana salladım. "Abla, hadi! Çabuk olmamız lazım," deyip kapıya koştum.

Ben aceleyle kapıya koşunca, ablam da ocaktaki kahvenin altını kapatıp peşimden koştu. "Manolya, emin misin? Bak yanlış anlamadın, değil mi?" diye sordu ciddiyetle.

"Hayır abla, eminim,"dedim, telaşla çıkan sesimle.

Koştura koştura Yusufların evine gidiyorduk, üstümüzde pijamalar vardı. Ablamın üstünde küçük kalpleri olan gömlekli pijama takımı vardı, benim ise onun ayıcık desenli versiyonu. Umarım gerçekten önemlidir, Serce...

Kapıya vardığımız gibi yumruklamaya başladık. Kapıyı Serce açtı. Ablam hiç düşünmeden ona sarılıp, "Noldu, iyi misin?" dedi telaşla.

Serce ise ablamdan yavaşça ayrılıp, "Gelin, içeri geçin, anlatacağım," dedi sakince.

Şaşırmıştım. Çünkü sesi çok sakindi; telefonda duyduğum panik hâlinden eser yoktu. Bu sakinlik içime daha kötü bir his düşürdü. Umarım bu işte bir bit yeniği yoktur...

İçeri girdiğimizde Yusuf ve Onur abi de oturuyordu. Yüzleri asıktı, ama aynı zamanda içlerinde birikmiş bir öfke de hissediliyordu.

Yusuf kafasını kaldırıp beni görünce yüzüne kısa bir şaşkınlık yayıldı. Bir an dondu kaldı. "Senin burada ne işin var, Manolya?" dedi, bakışları üzerimdeki ayıcıklı pijamaya kayarak.

Ben ayakta durup mahcup bir şekilde, "Serce bizi acil çağırınca biz de yeni uyanmıştık, apar topar geldik,"dedim.

Ama ablam hemen sevgilisinin oturduğu koltuğa geçip boynuna sarıldı.

Ben ise anlamlı bir bakışla Serce'ye ters ters baktım. Yusuf da aynı şekilde Serce'ye bakıyordu, bakışları sertleşmişti.

"Serce, ben halledicem demedim mi? Sen niye Elera'ları bu işe karıştırıyorsun?"dedi sert bir sesle.

Sesi odanın içinde yankılanınca ortam bir anda daha da gerildi.

Ben hiç düşünmeden Yusuf'un yanına geçip elini tuttum. "Kötü bir şey mi var?" dedim endişeyle.

Yusuf bir an bana baktı, sonra Serce'ye çevirdi gözlerini. Cevap vermedi.

Serce ise bakışlarını kaçırıp asık bir suratla mutfağa doğru yürüdü.

Onur abi mutsuz bir sesle, "Annemle babam Serce'ye kızdılar. Bu yıl da mezuna kalmak istiyormuş. Serce de onlarla kavga edince babam 'görücü gelecek' dedi," dedi.

Sanki odadaki hava bir anda ağırlaştı.

Ben bir anda yerimden doğruldum. "Nasıl yani? Sırf mezuna kaldı diye görücü mü gelir? Bu nasıl bir saçmalık böyle!" dedim, sesim yükselerek. Zaten Elzem teyzeyi de hiç sevmemiştim.

Yusuf, elimi daha sıkı kavradı. Bakışlarım ona kayınca, gözlerinde hem öfke hem de çaresizlik vardı. "Elbette biz onu kimseye vermeyeceğiz... Ama babamın sözünün üstüne de söz söyleyemedik," dedi dişlerinin arasından.

O an odada bir sessizlik oldu.

Ablam ise şaşkın ve endişeli bir sesle, "Ee... ne olacak şimdi?"dedi.

Serce'nin sesi bir anda odayı doldurdu: "İyi ki doğdun, Erkal Yusuf abiii!"

Bir an herkes donup kaldı. Az önceki gerginlik sanki havada asılı kaldı.

Biz hepimiz şaşkınlıkla ona baktık. Serce elinde pasta, başında parti şapkası, ağzında uzayan dilli düdükle ortada duruyordu. Arada düdüğü çalıyor, o sessizliği iyice tuhaf bir hâle sokuyordu.

O an neye şaşıracağımı bilemedim; ne Serce'nin bu anına, ne de biraz önce konuşulanlara...

Yusuf, şaşkınlığı üzerinden ilk atan kişi oldu. Hızla Serce'nin yanına gidip, "Kızım sen mal mısın? Biz ne konuşuyoruz, sen ne yapıyorsun?" dedi.

Hepimiz ayağa kalkmıştık.

Ablam şaşkın bir sesle, "Yalan mıydı yani? İsteme?" dedi.

Serce ise hiç etkilenmemiş gibi, geniş geniş, "Yooo," dedi.

Benim ise derdim sadece Erkal Yusuf'du."Senin doğum günün mü bugün?" diye sordum hafif kızgın bir tonla.

Yusuf ise, "Evet ama konumuz bu değil şu an,"dedi.

Ben de sinirli bir sesle, "Nasıl bana söylemezsin?" dedim.

Yusuf'un şaşırmış bakışları şimdi tamamen benim üzerimdeydi.

"Manolya, sen iyi misin? Ben sana kardeşimi akşam istemeye geliyorlar diyorum, sen bana doğum günü diyorsun," dedi Yusuf sert bir ses tonuyla. Benimle böyle konuşmasını hiç sevmemiştim.

Kaşlarımı çatarak, "Ama kardeşin bunu hiç takmıyor, ben niye kendime dert edineceğim?" deyip kollarımı göğsümde birleştirdim.

Yusuf ise, "Hadi o mal, sen niye ona uyuyorsun güzelim?"dedi.

"Sen bana 'mal' mı dedin?"diyip gözlerimi açtım, hiç güzelim demesine aldırmadan.

"Hayır,"dedi hemen kendini savunarak.

Herkes bize şaşkın bakışlar atıyordu.

Yusuf tam ağzını açacakken Serce araya girip, "Ay abi vallahi şimdi çığlık atarım, susun!"dedi.

Sonra sakin bir sesle, "Ben biliyorum, siz beni kimseciklere vermezsiniz. Ben o yüzden rahatım,"diyip pastayı Yusuf'un gözüne sokacak kadar kaldırdı.

Yusuf derin bir nefes aldı ve bana baktı.

Ben ise ona kızgın kalacaktım ama bugün doğum günü olduğu için kıyamadım, bugünlük bir istisna yapabilirdim. Sinirden kasılan yüzüm yumuşamıştı ve ona gülümsedim.

Elimi tutup gözlerime baktı ve derin bir iç geçirip mumları üfledi. Herkes alkışladı. Serce düdüğü çalınca Yusuf ona baktı ve yüzündeki gülümseme silindi.

"Pastayı bırak, gel; seninle konuşacağız," dedi sabit bir ses tonuyla. Koltuklara oturduk. Ablam, "Gidip yardım edelim Serce'ye," dedi. Ben de "Tamam,"deyip ayağa kalktım. "Ben önce tuvalete gideyim, gelirim oradan," dedim.

Ablam başını sallayıp mutfağa gitti. Ben de tuvalete girdim ve hâlime baktım. Resmen ayıcıklı pijamayla Yusuf'un yanındaydım. En azından saçlarımı elimle düzelttim. Arkamı dönüp tuvaletin kapısını açtım.

Tam kapıdan çıkacakken Yusuf bir anda içeri girdi ve kapıyı kapattı. Beni kapıyla kendi arasında sıkıştırdı. Bir an ne olduğunu anlayamadım, nefesim boğazımda düğümlendi. Gözlerim onun yüzüne kilitlendi.

"Bu ayıcıklı pijama ne kadar çok yakışmış sana," dedi, beni baştan aşağı süzerek.

Kollarımı boynuna doladım ve yalancı bir gülümsemeyle, "Yaa, ne demezsin," dedim bıkkın bir ses tonuyla.

Bir elini belime, diğer elini kapıya yasladı. "Özür dilerim, amacım sana hakaret etmek değildi,"dedi.

Başını hafifçe eğip tatlı tatlı gülümsedi.

Derin bir nefes aldım. "Sorun değil... senin ne demek istediğini bir bakışından anlıyorum ben," dedim.

Aynı anda başımı Yusuf'un omzuna yaslayıp sessizce ona sarıldım.

Kulağıma eğildi. "Sence şu an sana nasıl bakıyorum ve ne demek istiyorum?"

Nefesi tenime değince içimde bir şey kıpırdadı.

Gözlerim istemsizce dudaklarına kaydı. O da çoktan benimkilerdeydi. Yutkundum. Gözlerine bakarak, "Gerçekten ilk öpüşmemiz tuvalette mi olacak yani?"dedim.

"Yanımda sen varken hiçbir şeyin önemi yok ama sen hazır değilsin-'

Cümlesini tamamlamasına izin vermedim. Dayanamıyordum artık. Dudaklarına yapıştım.

O an her şey sustu. Sanki gerçekten, birlikte olduktan sonra hiçbir şeyin önemi kalmamıştı.

İlk birkaç saniye dudaklarımız hiç hareket etmedi. Bir an panikledim; yanlış bir şey yaptığımı