Doğruyla Yanlış
Manolya Ökten
Kalbim bedenimden çıkmak istiyor.
Kalbim kırılıyor, kırıldıkça küçülüyor.
Kalbim bana isyan ediyor.
Ve kalbim inatla seni isterken,
senden uzaklaşmak zorunda kalıyor.
Karşımda duran kadına bakarken zihnimden geçen düşüncelerin hiçbiri masum değildi. İçimi amansız bir korku kaplamıştı; Yusuf'un aklını çelmesinden, onun zihnini bulandırmasından ölesiye korkuyordum. Akıl unutsa bile kalp gerçekten unutur muydu?
Böyle bir şeye asla izin veremezdim. Kendine bir şans doğduğunu sanıyor, o ham hayallerle avunuyordu. Ona, istediği o kapının yüzüne sonsuza dek kapandığını ve bunun bir daha asla mümkün olmayacağını en sert şekilde göstermem gerekiyordu.
"Hoş geldiniz," dedim, dudaklarımın kenarında zoraki bir tebessümle.
O da aynı soğuk edayla, "Hoş bulduk," diyerek içeri adım attı. Ayakkabılarını çıkarıp doğrudan salona geçti; ben de hemen adımlarımı takip ettirip arkasından girdim.
Neyse ki Yusuf tekli koltukta oturuyordu. Halime gidip koltuğa yerleştiğinde, ben henüz oturmadan bakışlarımı doğrudan Yusuf'a çevirdim.
"Hadi dışarı çıkalım," dedim ortamdaki gerilimi dağıtmak ister gibi.
Yusuf yüzüme bakıp ellerini iki yana açtı. "Çok şükür ya!" dedi takılarak. "Beni dışarı çıkartmıyorlar, 'Kaybolursun' diyorlar... Sanki beş yaşında çocuğum!"
Onun bu hâline tebessüm ettiğimi görünce, yüzünde rahatlamış bir ifadeyle yerinden kalktı.
Bir anda Halime de ayağa kalkıp adeta Yusuf'un dibinde bitti. Kadının bu cüreti karşısında şakaklarıma ani bir sızı saplandı; artık onu Yusuf'un yanı başında görmekten, gölgesi gibi dibinde bitmesinden başım çatlayacak gibi ağrıyordu.
Yusuf'a bakıp yüzüne yapıştırdığı saçma bir gülümsemeyle, "Bence okula gelin," dedi. "Hem imzalayacağınız evraklar var hem de çocukları görürsünüz. Bugün kurs günü; sizi karşılarında görünce eminim çok sevineceklerdir."
Yusuf hiç ikiletmeden, "Olur," dedi.
O sırada Elzem teyzenin Onur abiye kaş göz işareti yaptığını yakaladım. Mesajı alan Onur abi tam ayağa kalkıp, "Biz de gele-" diyecekti ki parmağımı ona doğru kaldırıp sözünü kestim: "Hayır!"
Onur abi parmağımın ve sesimdeki kararlılığın ciddiyetini anında kavrayıp, "Tamam," diyerek geri yerine oturdu.
Babam hemen araya girip, "Ne oluyor Manolya?" diye sorduysa da onu duymamazlıktan geldim. Doğrudan Yusuf'a dönüp kolunu sıkıca tuttum. Gözlerinin en derinine bakarak, "Kimsenin gelmesini istemiyorum," dedim net bir sesle.
Yusuf bakışlarındaki merakla, "Neden?" diye sordu.
Güçlükle yutkundum. "Çünkü bizi ayırmak istiyorlar," dedim.
Yusuf şaşkınlıkla kaşlarını yukarı kaldırdı. "Neden?" diye sordu tekrar.
Belki de hayatımda ilk kez Yusuf'un karşısında bu kadar çok utandım, mahcup hissettim. "İşlerimizden dolayı..." dedim sesim titreyerek. "Beni sana layık görmüyorlar."
Yusuf, kolunu tutan elimi kavrayıp destek verircesine sıkıca kenetlendi parmaklarıma. Sanki ağzımdan ne çıkarsa çıksın elimi asla bırakmayacak gibi güven doluydu duruşu. "Mesleğin ne?" diye sordu yumuşacık bir tonla.
O an tam yanı başındaydım ama onu ölesiye özlediğimi hissettim. Sesini duyuyordum duymasına ama bana o eski, içten gülüşünü... En çok da o gülüşünü özlemiştim.
Tam mesleğimi söyleyecekken Elzem teyze hışımla ayağa kalkıp araya girdi. "Ne münasebet canım!" dedi sesini yükselterek. "Biz niye sizinle uğraşalım? Yetişkin insanlarız!"
Şaşkınlıktan donuklaşan bakışlarımı ona çevirmişken durmadı, zehrini akıtmaya devam etti: "Siz zaten birbirinize uymuyordunuz, sürekli kavga edip duruyordunuz. Bu unutma olayı olmasaydı çoktan ayrılacaktınız zaten..."
Söylediği her şey koca bir yalandı. Evet, zamanında bir ayrılık yaşamıştık ama o da sırf onların yüzündendi!
Yusuf hızla bakışlarını bana çevirdi. Ancak gözlerimde beliren o derin şaşkınlığı ve çaresizliği görünce, ne olduğunu anlamak istercesine bakışlarını tekrar annesine döndürdü. Elzem teyze ise arkasına güç almak ister gibi anneme baktı, ondan onay bekledi.
O an içimden tek bir şey için yalvardım: Annem yapmasın... Bana karşı, içimdeki bu aşka karşı tek bir kelime dahi etmesin. Keşke tüm dünya karşımda dursaydı, herkes ayrılmamızı isteseydi ama ailem yapmasaydı bunu. Beni, benliğimi ve sevgimi bu kadar kolay yok saymasalardı...
Ama annem beni yine şaşırtmadı. Ayağa kalkıp bakışlarını doğrudan gözlerime dikti. "Siz bir çift olamazdınız," dedi soğukkanlılıkla. "Doğruyla yanlış gibiydiniz..."
Boğazıma oturan yumruyu yutkunarak geçirmeye çalıştım; dolan gözlerimin ardından bakışlarımı Yusuf'a çevirdim. O ise anneme hayretler içinde bakıyordu. Kızının arkasında duran, onu savunan bir anne görmeyi bekliyordu muhtemelen...
Daha fazla orada duramadım. Bir saniye bile kalsam, salonda kim var kim yok umursamayıp hüngür hüngür ağlayacaktım. Odadaki herkes adeta bir seyirci gibi Yusuf'la bana bakıyordu. Oysa biz sadece birbirini seven iki insandık... Halime ise yüzünde aşağılayıcı bir tebessümle beni izliyordu. Başka zaman olsa o bakışları ona yutturmak, onu mahvetmek isterdim ama şimdi sanki vücudumdaki bütün güç çekilmiş, canım çekilmiş gibiydi.
Yusuf dudaklarını aralayıp bir şey söyleyecekken parmaklarımı onun elinden kaydırıp bıraktım ve hızla kapıya doğru adımladım.
Arkamdan seslendi: "Manolya!"
Duymamazlıktan geldim. Zaten beni hatırlamıyordu... Ailelerimiz de işi bu kadar zorlaştırırken, artık beni hatırlamak istemeyecekti bile. Bu kadarına, bu kadar yükü taşımaya gücüm kalmamıştı.
Kapıyı açıp kendimi dışarı attım, ellerim titreyerek hızlıca ayakkabılarımı giydim. Bir aptal gibi... Sadece bir beyaz elbise ve bir tencere yaprak sarmasıyla beni bir anda hatırlayacağını sanmıştım. Bu kadar kolay olamazdı elbette; ama zaten bu hayatta ne kolay olmuştu ki? Binanın dış kapısını da ardımdan itip taşlı, yokuşlu yoldan aşağı doğru koşar adımlarla inmeye başladım.
Tam o sırada arkamdan gelen adım sesleri yaklaştı. Yusuf bir anda kolumdan tutup beni sertçe kendine doğru döndürdü. Gözlerimden yaşlar sicim gibi süzülüyordu. İki kolumu da sıkıca kavrayıp başını eğdi ve alnını alnıma yasladı.
"Bırak..." dedim çatallaşmış, acıdan kısılan sesimle.
İkimiz de gözlerimizi yummuş, zamanın durduğu o eşikte öylece duruyorduk. Nefeslerimiz birbirine karışırken Yusuf dudaklarından dökülen tek bir kelimeyle dünyamı durdurdu:
"Gitme..."
Artık şimdi kim gitmemi isterse istesin, gitmeyecektim.