Elinin körü mü? Ölünün körü mü?

Manolya Ökten
Misafiri de misafirliği de hiç sevmezdim; ne küçükken ne de şimdi. Ama şu an durum çok farklıydı. Çünkü Serce, kapımızın önünde bizi evine davet ediyordu. "Babam da evde yok, zaten rahat rahat otururuz"dedi.
"Tamam, ben bizimkilere haber edeyim, geliriz," dedim.
Serce, "Görüşürüz o zaman," dedi.
Ben de "Tamam, 5 dakika sonra oradayız," deyip kapıyı kapattım.
Merdivenleri hızlıca çıkıp eve girdim. Annemle ablam televizyon odasında oturuyordu. Yanlarına geçer geçmez heyecanla konuya girdim:
"Elzem abla bizi evine davet ediyormuş, şimdi!" dedim.
Annemin yüzü bir anda aydınlandı. "Aa, ne kadar güzel! Hemen gidelim, geç kalmayalım,"dedi.
Sevinçle ablama dönüp, "Kızım, yemeğin altını kapat, yanmasın," diye seslendi ve apar topar odasına hazırlanmaya geçti.
Ablam bana dönüp, "Bu kadının misafirlik aşkı beni benden alıyor," dedi. Kapıya bir bakış atıp sonra hemen kolumu tutarak beni kendine çekti.
"Bana bak, Erkay da orada olacak mı?" dedi meraklı bir ses tonuyla.
Ama benim takıldığım tek nokta, onun adını yanlış söylemesiydi.
Kaşlarımı çatıp kolumu ondan kurtardım. Ayağa fırlayıp, "Erkay değil abla, Erkal! Zor bir isim değil," diye çıkıştım. Ardımı dönmeden odamıza geçip yatağa oturdum.
Ablam ise hiç vakit kaybetmeden arkamdan geldi, kapıyı usulca kapattı.
Dolabın kapağını açıp bana döndü. "Tamam ya, Erkan... aman, Erkal işte! Onu boşver de ne giyeceksin sen?"dedi.
Kollarımı göğsümde bağlayıp arkama yaslandım. "Böyle geleceğim işte,"dedim omuz silkerek. Üstümde sade bir beyaz tişört, altımda ise aynı renk eşofman vardı.
Ablam dudaklarını büzüp bana kınayıcı bir bakış attı. "Saçmalama ya, Erkal'la karşılaşırsanız?"dedi.
"Ne yapayım abla, abiye mi giyeyim?" dedim, ters bir ifadeyle ona bakarak.
Ablam hemen beni tiye aldı. "Yok canım, o sade kalır, gelinlik giy,"dedi gözlerini devirip.
Sonra dolabı karıştırıp, beyaz uzun kollu bir crop çıkardı. Altına da yine beyaz, üzerinde kahverengi çizgileri olan uzun bir etek seçti.
"Ay abla, yeter,"diyerek ayağa kalktım. "Adam beni her gördüğünde üzerimde beyaz var. Anladık, beyaz bana çok yakışıyor ama yine görürse yanlış anlayacak," dedim kaşlarımı çatarak.
Ablam bana dönüp derin bir nefes verdi. "Aslında... doğru anlarda," dedi. Sonra 'neyse'der gibi başını iki yana salladı.
"Tamam, sen bunları giy, ben bir şeyler bulurum,"deyip ablamı odadan kovar gibi dışarı çıkardım. Kapıyı kapatmak üzereyken geri döndü.
"Mavi bir bluz ve uzun etek var dolapta, onu giy. Kayınvaliden hanım kız falan diye düşünsün," dedi.
Bıkkın bir nefes verdim. "Tamam abla, anladım. Sen anneme bak hadi,"deyip onu başımdan savdım.
5 dakikaya oradayız, demiştim Serce'ye ama 25 dakika geçmişti. Üstelik ablamın seçtiği kıyafetleri giymiştim. Ama Elzem ablaya hanım hanımcık görünmek için değil; ablamın gazabından korktuğum içindi. İçimde tuhaf bir heyecan vardı, yine de bunu bastırıp kapıyı çaldım.
Elzem abla bizi karşıladı. Hemen onunla ve Serce'yle selamlaşıp içeri girdik. Elzem ablanın, ablamla daha fazla muhatap olması gözümden kaçmadı. Koltuklara yerleştik; ablam annemle ortamızdaydı, karşımızda ise Elzem abla ve Serce oturuyordu.
.....
Aradan 2 saat geçmişti ve sohbet iyi gidiyordu. Bir anda kapı açıldı, içeri Yusuf annesine seslenerek girdi: "Anne, yarın işe başlıyorum!"dedi. Bizi görünce dumura uğradı. Gözleri hemen bana döndü, ben de ona bakıyordum.
Annemin sesiyle önüme döndüm, o da annesine bakıyordu.
"Maşallah Yusuf oğlum, mesleğin ne?"dedi annem.
Yusuf, "Edebiyat öğretmeniyim, yarın da başlıyorum inşallah,"dedi.
Annem de, "Hayırlısı oğlum,"dedi.
Elzem abla tam bir şey söyleyecekti ki karşı odanın kapısı açıldı.
Onur abi esneyerek içeri girdi ama üstü çıplaktı. Ben hemen önüme döndüm. Annem ve Elzem abla gözlerini kocaman açmıştı. Yusuf, abisine yarım ağız gülüyordu. Ablam ise resmen ağzı açık bir şekilde Onur abiye bakıyordu.
Serce hemen, "Abi napıyorsun, görmüyor musun misafirlerimiz var?"dedi.
Onur abi o an ayılır gibi oldu, hızlıca elleriyle üstünü kapatmaya çalıştı. "Kusura bakmayın, burada olduğunuzu bilmiyordum," deyip ablama bile bakmadan, başı önünde odasına koştu.
Elzem abla mahcup bir tavırla, "Kusura bakmayın, düşünemedik bunu,"dedi.
Annem hemen araya girip, "Olur mu öyle şey,"dedi.
Ama ablam hâlâ ağzı açık bir şekilde Onur abinin gittiği kapıya bakıyordu.
Annemle göz göze gelip aynı anda ablamın kolunu çimdikledik. Ablam irkilip hemen kendine geldi, sessizce çayına döndü.
Yusuf hâlâ ayakta dikiliyordu. Elzem abla gülerek, "Oğlum otursana, yine kal gibi kaldın," dedi bize dönüp.
Yusuf gözlerini devirip, "Anne, yapma artık şu şakayı,"dedi ve Serce'nin yanına oturdu.
Derken Elzem ablanın telefonu çaldı. "İzninizle, bir telefona bakıp geleceğim," dedi.
Annem hemen araya girip, "Tabii tabii, rahatınıza bakın," dedi.
Hemen Serce'ye dönüp, "Tuvalet nerede?" diye sordum. Serçe eliyle göstererek, "İleriden sola dön, ilk kapı abla," dedi.
"Teşekkür ederim,"deyip yerimden kalktım. Sola dönüp kapıyı açmak üzereyken Yusuf bir anda kolumu tuttu. Kulağıma eğildi.
Kalbim o an yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı.
"Yarın saat 5'te sen, ben, ablan ve abim buluşacağız,"dedi kulağıma eğilip fısıldayarak. Başka biri varsa o da gelsin.
Başımı hızla kaldırdım. Kaşlarım çatıldı. "Niye onlar geliyor?" dedim bir anda, sesim beklediğimden daha yüksek çıkmıştı.
Yusuf hemen etrafına bakıp bana döndü. Elini belime koyup daha da yaklaştı. Elim refleksle göğsüne değdi.
"İnan, ben de seninle baş başa olmak isterdim," dedi gözlerimin içine bakarak.
Ne yapacağımı şaşırıp, "Tamam,"dedim. O da elini belimden çekip başını sallayarak gitti.
Ben hemen tuvalete girip yüzümü yıkadım. Aynaya baktığımda yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Hemen yüzümü kurulayıp tuvaletten çıktım.
Salona girdiğimde herkes yemek masasındaydı, Onur abi de oradaydı. Ablam bana dönüp, "Mahir amca bugün geç geleceğini söyledi, yemeğe katılamayacakmış,"dedi.
Elzem abla ise gülümseyerek, "Siz kalın bari,"diye açıkladı.
Başımı sallayıp ablamın yanındaki en soldaki sandalyeye oturdum.
Babam eve gelse kendi anahtarı vardı; hem evde yemek de vardı, bu yüzden içimiz rahattı ve yemeklerimizi yiyorduk.
Bir anda Elzem abla ve Serce ayağa kalktı. Hepimizin bakışı onlara döndü.
Elzem abla, "Mutfakta yemek unuttuk, onları alacağız,"dedi.
Onlar mutfağa giderken herkes tekrar yemeklerine döndü. Benim çorbam bitmişti. Kaşığımı masaya bırakıp başımı kaldırdım; Yusuf'un bana baktığını gördüm.
Elzem abla ve Serce ellerinde tabaklarla salona girince Yusuf hemen önüne döndü.
Elzem abla yanıma gelip elindeki tabağı sertçe önüme bıraktı ve "Öllüğün körü," dedi. Ben hemen kaşlarımı çatıp, "Efendim?" dedim, anlamayarak.
Ama ablam şaşkınca, "Ölünün körü mü?" dedi.
Bir anda masadaki herkes gülmeye başladı. Ablam şaşkınlıkla onlara bakıyordu. Ben ise Elzem abladan dolayı sinirlenmiştim ve bir anda ablama patladım.
"Yok, elinin körü!"dedim yüksek bir sesle.
Ablam daha da şaşırdı.
Elzem abla yerine geçip bana ters ters bakıyordu. Amacı neydi bu kadının?
Yusuf, annesiyle aramda olan gerilimi fark edip ablama döndü. "Öllüğün körü yani erişte üstü kıyma... Ankaralıyız da biz, orada hep böyle derler,"deyip ablama gülümsedi.
Ablam da yemeğin tadına bakıp, "İsmi garip ama tadı çok güzelmiş,"dedi.
Tadım iyice kaçmıştı. Serce bunu fark edip, "Ne oldu abla, iyi misin?" diye sordu.
Derin bir nefes aldım. "Çisem adında bir arkadaşım vardı. O da Ankaralıydı ama şimdi Kore'de... Çok görüşemiyoruz. Özledim onu,"dedim gülümseyerek. Ama gözlerim dolmuştu.
Onu kardeşim gibi severdim.
Annem de özlem dolu bir sesle konuştu. "Çisem bizim kızımız gibiydi, çok severdik. Hâlâ konuşuyoruz ama yüz yüze konuşmak gibi olmuyor tabii. Orada tercümanlık yapıyor," dedi.
Elzem abla sevgi dolu bir gülümsemeyle, "Ne kadar güzel... En yakın zamanda görüşürsünüz inşallah,"dedi.
Ardından bana döndü, gözlerini hafifçe kısıp, "Sen ne işle meşgulsün kızım?" diye sordu.
İfademi hiç bozmadan, "Yayınevinde kitap editörlüğü yapıyorum," dedim.
Elzem abla kaşlarını kaldırıp sahte bir gülümsemeyle baktı. "Ne kadar güzel... E he