Keşfet

Kırgınlıklar ve Yanlışlar

Beyaz Manolya Kokusu

Manolya Ökten

1 ay sonra

Aile denilince aklınıza kim geliyor ya da kalbiniz acıyor mu? Ben ailemi seviyordum, onlar da beni seviyordu, biliyordum, anlıyordum. Ama bazen insan, tüm sevgilerin içinde bile sevgisiz kalabiliyordu.

Nankör ya da bencil değilim. Kalabalık bir ailede büyüyüp de yalnız hissetmem benim suçum da değildi.

Lisede sınıf arkadaşlarım arasında ailesiyle arası en iyi olan kişi bendim. Ama bu beni şanslı yapmazdı; çünkü ben kendi içimde çok yalnızdım. Ailesini kaybedenler bile vardı. Dışarıdan bakınca çok mutluyduk, öyleydik de zaten. Ama çocuklar hisseder ya... Her anne babası hayatta olan acı çekmez diye bir kural yok, olamaz da.

Evet, belki lise arkadaşım Ecrin gibi abilerimden psikolojik baskı görmüyordum. Zaten iyi ki de bir abim yoktu.

Ya da ortaokul arkadaşım Yasemin... Annesi ona o kadar baskı kuruyordu ki intihar etmeyi bile düşünmüştü. Neyse ki şu an öğretmendi ve annesinden uzakta bir şehirde yaşıyordu, kurtulmuştu.

Peki... Orku- "Manolya" diyen annemin sesiyle düşüncelerim bölünmüştü. "Efendim anne?"diye seslenip yatağımdan kalktım. Kapıyı açtığımda annem, ablam ve babam hazırlanmıştı; Yusuflara akşam yemeğine gidiyorlardı. Ailemle tabii ki de aramı düzeltmiştim zaten. Aile bu demekti; tilkinin ne yaparsa yapsın kürkçü dükkânına geri dönmesi gibi.

Babam, kınayıcı bir tonda, "Kızım, hiç olacak iş mi bu? Gel, bir iki saat kalacağız zaten. Yemek yiyip belki bir saat de çay içip geri döneceğiz. Hem karşı komşumuz onlar, ayıp," dedi.

"İstemiyorum baba, hem yayınevinden yeni bir kitap geldi, onunla ilgilenmem gerek,"dedim. Ama babam sanki yalan söylediğimi biliyor gibi kaşlarını kaldırarak, "2 saatini ayırıp gelebilirsin Manolya,"dedi.

Ayrıca kendimi iyi de hissetmiyorum deyip küçük yalanlar sıraladım. Tam bir aydır Yusuf'u görmüyordum; benimle karşılaşmak için türlü türlü şeyler yapıyordu ama pas vermiyordum. Benim için o defter kapanmıştı. Ablama bile adını söyletmiyordum. Zaten adı da hiç güzel değil.

Annem artık bu tartışmadan sıkılmış gibi ofladı, "Hadi Kâzım, hadi, geç kalıyoruz," dedi babamı kapıya doğru itekleyerek. Bana dönüp elini salladı, "Görüşürüz kızım," dedi ve merdivenlerden aşağı indiler.

Ablam ise bana sıkıca sarıldı ve kulağıma fısıldayarak, "Birazdan Yusuf gelecek, çok ısrar etti, kıramadım," dedi. Ben bir şey söyleyemeden kapıyı üstüme kapattı. Aşağıdan dış kapının sesi gelince gittiklerini anladım.

....

Erkal Yusuf tam 15 dakikadır Manolya'nın kapısının önündeydi; bir türlü cesaretini toplayamıyor, zili çalamıyordu. Manolya ise yatağında uzanıyordu ama tetikteydi; her an Yusuf gelebilir diye gözü kulağı sürekli kapıdaydı.

En sonunda Yusuf dayanamaz hale gelmişti. Manolya'ya olan özlemi çok yoğundu ve bu kadar kısa zamanda ona bu kadar bağlanacağını tahmin etmemişti.

Bir cesaretle zili çaldı. Manolya uykuya dalmak üzereyken sesi duydu ve irkilerek ayağa kalktı. Sendeleyerek dış kapıya ulaştı, kolunu tuttu ama açmadı.

"Kimsiniz?" dedi ama kim olduğunu biliyordu. Sessizce yutkundu, kapı kolunu daha sıkı tuttu.

Yusuf hemen, "Manolya, benim Yusuf. Kapıyı açar mısın? Seninle konuşmam lazım," dedi; sakin ama özlem dolu bir sesle. Bir an önce onu görmeliydi... belki uzunca sarılmalıydı. Kesinlikle sarılmalıydı.

Ama Manolya kapıyı açmadan, "Erkal, gider misin buradan? Seni istemiyorum diyorum, peşimi bırak artık," dedi. Fakat sözlerinde gerçeklik yoktu; bunu hem Manolya hem de Yusuf biliyordu.

Yusuf'un artık sabrı kalmamıştı; gerekirse Manolya'yı sırtına atar kaçırırdı. Bunu ona söylemekte de zerre tereddüt etmedi.

"Manolya, bak eğer kapıyı açmazsan seni sırtıma atar kaçırırım," dedi Yusuf. Manolya şaşkınca kapıya bir bakış attı ve, "Sen kim olduğunu sanıyorsun da benimle böyle konuşuyorsun?"dedi kaşlarını çatarak. "Asıl ben senin müstakbel nişanlınla konuşursam görürsün," diye yersiz bir tehdit savurdu. Nerde yakalayacaktı da nerde konuşacaktı...

Yusuf artık tükenmiş bir sesle, "Kapıyı açsan ben sana her şeyi anlatacağım zaten,"dedi ve omuzlarını düşürdü. Kısık bir sesle, "Neyse Manolya, sen güzellikle gelmiyorsan ben getirtmesini bilirim,"diye söylendi. Ama Manolya duymamıştı. "Ne sessiz sessiz konuşuyorsun?"dedi, fakat Yusuf omuzlarını kaldırıp imalı bir tavırla, Yarın görürsün,"dedi ve hızlıca merdivenlerden inip gitti.

Manolya ise Yusuf'un gittiğini anlayıp odasına döndü. Kapıyı kapatıp direkt yatağın içine girdi, yorganı komple üstüne örttü. Bu adamla ne yapacağını bilmiyordu. Seviyordu, bunu biliyordu artık ama ablası hariç kimseye söyleyememişti. Hissetmişti; hissetmekten öte, rüyasında bile birbirlerini görmüşlerdi. Manolya'ya göre bu kader değil de neydi.

..........

"Baba, istemiyorum, gelmek... Beni anlayın biraz ya," diye sitem ediyordum. Kahvaltı yapıyorduk ama ben Yusuf yüzünden oldukça keyifsizdim. Çünkü dün gece, babamlar gitmeden önce "Yarın piknik yapalım." demişti. Annem de hemen "Olur." demesiyle, şu an babam tarafından pikniğe gelmeye zorlanıyordum.

"Manolya, itiraz kabul etmiyorum. Dün gece gelmedin, bugün geleceksin. Hem Serce de gelecek; dün seni sordu, 'Niye gelmedi?' diye. Hem biz bizeyiz, yabancı yok,"diyerek biraz sert bir tonda noktayı koydu babam.

Hemen ablama yalvaran bakışlar attım, beni kurtarsın diye. Ama o, "Haklısın babacım. Onur bile geliyor; Manolya gelmezse ayıp olur," dedi. Bakışlarım hemen kısıldı. Ona öldürücü bakışlar attım ama o, hiç beni umursamadı; yüzüme bile bakmadan omuz silkip kahvaltısına devam etti.

"Bu konu burada kapandı. Ben terasa çıkıyorum."dedi. Ablama dönüp babacan bir tavırla, "Kızım, bana bol şekerli bir Türk kahvesi yapar mısın?"diye sordu. Ablam hemen gülümseyerek kabul etti. Babam yukarı çıkarken, ablam da cezveyi çoktan çıkarmıştı. Annem beni dürtüp, "Kalk da bir şeyler hazırlayalım piknik için,"dedi. Derin bir "of" çekip yardım etmeye koyuldum.

Aradan iki saat geçmişti; saat dokuz olmuştu. Biz de yemekleri hazırlamıştık. Annem bazılarını daha dünden yapmıştı. Ben de sarma sarmıştım; ama kendim için... onun için değil. Zıkkım yesin diyecektim ama diyemedim. Her ne kadar beni zor durumda bıraksa da kıyamıyordum.

Rüyamda gördüğüm, hatta onun bile birkaç kere üstümde gördüğü; beyaz, uzun, kolları balon olan elbisemi elime aldım. Onu giymek çok isterdim ama onun beni böyle görmesini istemiyordum. Elbiseyi ablama verdim; zaten uzun zamandır giymek istiyordu.

Ben onunla aynı olan, sadece rengi sarı olan elbiseyi giydim. Odamdan çıkınca annem hazırdı. Babam eşyaları aşağıya götürüp arabaya koyacaktı. Annem beni saçlarımdan öpüp kokladı. "Çok güzel olmuşsun, Manolyam," dedi. Ben de gülümseyip, "O senin güzelliğin, annem," deyip sıkıca sarıldım.

Benden ayrılıp, "Biz gidiyoruz; ailecek Onur'un arabasıyla. Siz de Yusuf'la gelirsiniz," dedi. Beynimden vurulmuşa döndüm. Ne demek Yusuf'la birlikte aynı arabada gitmek?

"Neden anne? Herkes kendi arabasıyla gelsin işte,"dedim. Ama annem diretti: "Olmaz öyle. Ben komşumla konuşmak istiyorum," dedi.

Neydi bu komşu aşkı böyle ya? "Hem babanla Mahir amcan yeni yeni tanışıyorlar; iyice kaynaşsınlar istiyorum," deyip merdivenlerden aşağıya indi.

Ablam neredeydi? "Abla!"diye telaşla bağırdım. Yusuf'la şimdi karşılaşmaya hazır değildim. Piknikte arada bakışırız diye düşünüyordum ama babamlar yüzünden yanıma da gelemez sanıyordum. Yanıldığımı şimdi anlıyordum.

Ablam balkondan çıktı. Hemen yanına gidip, "Bizi Erkal götürecekmiş," dedim. Sadece kendi içimde konuşurken ona Yusuf diyordum.

"Evet,"dedi sakin bir sesle. Kapıyı kapatıp mutfak sandalyesine oturdu.

"Abla, neden bu kadar sakinsin?" dedim hayretle.

Ablam da, "Sen niye bu kadar gerginsin Manolya? Elbet olacaktı bu karşılaşma," dedi.

Ben ablamın elini tutup sızlandım, "Ama ben hiç hazır değilim,"desem de o, bana hiç acımadan elini çekti ve "Hadi, hadi çantanı al da çıkalım," dedi.

Tam bir şey söyleyecektim ki kapının önünden bir ses geldi. Şarkı sesiydi...

Gripin- komşu kızı

Günüm gün olmaz seni görmeden

Gözlerim ayrılmaz penceremden

Günüm gün olmaz seni görmeden

Gözlerim ayrılmaz penceremden

"Abla, bu ne?"dedim ama ablam kolumda