Misafirler ve Tesadüfler

Erkal Yusuf Akkan
Hayatımda hiç görmediğim kadar çok manolya çiçeğinin arasında yürüyordum.
Rüyalarım genelde okulla ilgili olurdu. Evet, 28 yaşında bir edebiyat öğretmeniyim.
Rüyamda bazen öğrencilerimi görürdüm. Korkulu rüyam olan o sözleri söyleyip peşimden ayrılmazlardı: "Hocam, bir puan daha lütfen." Kötü bir öğretmen değilim, sadece biraz fazla disiplinliyim. Dersi dinlemeyip sonra da puan istemek, benim nezdimde saygısızlıktı. Ama şimdi ne bir okulun içindeydim ne de öğrencilerim not istiyordu.
Bir anda durup şaşkınlıkla karşımdaki göle bakıyordum. Ama şaşırmama neden olan şey, arkasını dönmüş bir kadın görmemdi. Siyah saçları vardı, üstünde beyaz bir elbise... Yavaşça arkasını dönüp bana gülümsedi. O kadar güzel gülümsedi ki bir an ölmüş olabileceğimi bile düşündüm. Gözleri yeşildi, elinde ise bir dal manolya çiçeği vardı.
Bana doğru yürümeye başladı. Ben hâlâ olduğum yerde, onun gelmesini bekliyordum. Saçları rüzgârda hafifçe uçuşuyordu. Tam önüme gelip önce çiçeğe, sonra bana baktı ve gülümsedi. "Hoş geldin," dedi. Anın büyüsüne o kadar kapılmıştım ki sadece kafamı sallayabildim. Sonra yavaşça yanımdan ayrılırken elindeki çiçek yere düştü. Hemen eğilip çiçeği yerden aldım, "Düştü..." diyebildim sadece. O kadar tuhaf bir durumun içindeydim ki yeşil gözlü kadın uzaklaşırken ben elimde bir dal manolya çiçeğiyle öylece kaldım.
Beyaz manolya çiçeğiydi; etraftaki bütün çiçekler de öyleydi. "Erkal..." diye bir ses duydum. Biri adımı söylüyordu. Hızla etrafıma baktım ama kimse yoktu. Yeşil gözlü kadın olamazdı; hem sesi inceydi hem de çoktan gitmişti. Bir kez daha adımı duydum. Bu sefer daha kaba, daha sinirli bir tondaydı.
"Erkal... Erkal! Erkal!" diye adımı söyleyen abimle göz göze geldim. Beni dürtükleyerek uyandırdığı için hiç de sakin olmayan bir sesle, "Ne oldu abi ya, insan böyle dürtükleyerek uyandırılır mı?" dedim. Belki uyandırmasaydı rüyanın devamını görecektim.
"Oğlum hadi kalk, kış uykusuna mı yattın? Mola verdik, yemek yiyeceğiz," dedi.
"Tamam, sen git, ben elimi yüzümü yıkayıp geliyorum," dedim.
Köfteci Yusuf'ta durmuştuk. Ankara'dan İzmir'e taşınıyorduk.
Tayinim çıkmıştı ve pek sevgili ailem, beni yalnız bırakmamak için hep birlikte arabayla yola çıkıyorduk. Üç kardeştik: büyük abim Onur, ben ve küçük kız kardeşim Serce. Küçük dediğime bakmayın, 23 yaşında; hâlâ üniversiteye gidemedi mezuna kalıyor sürekli, abim şirketimizde müdürdü. Annem ev hanımıydı, çok güzel sarma sarardı. Babam ise "Ben artık yoruldum, çalışamayacağım," deyip her şeyi abime bırakmıştı. Benim öğretmen olmamı da pek kabullenemiyor, şirket yerine farklı bir yol seçtiğim için arada sırada bana kızıyordu. Yine de ailemi seviyordum.
Yüzümü yıkayıp tuvaletten çıktım. Sonra aklıma o yeşil gözlü kadın geldi. Tam onu hayal edecekken abim yine durur mu: "Orada niye mal mal duruyorsun? Tamam sana Erkal dedik diye kal gelmiş gibi dur demedik." Dedi
İnanır mısınız, bu kötü şakaya ben hariç tüm ailem güldü. Neyse ki adımı seviyordum; bence çok değişik ve marjinal bir adım vardı.
Yemeğimizi yiyip tekrar yola koyulduk.
........
Sıla - vaziyetler
Manolya Ökten
Bu vaziyetler hayra alamet
Değil de durdum düşündüm
Yine niye beni buldu eziyetler?
Aklımı ner'de düşürdüm?
Bu vaziyetler hayra alamet
Değil de durdum düşündüm
Yine niye beni buldu eziyetler?
Aklımı ner'de düşürdüm?
Yine bu sabah da gözümü ablamın şarkılarıyla açtığım için ne kadar da mutluydum... Kendisi 32 yaşında olup, iki yıl önce doktorluğu bıraktığı için artık bütün gün benimle uğraşıyordu. Kaç kere "Yüksek sesle müzik açma!"dedim hatırlamıyorum; inadına yapıyordu. Yataktan hızlıca kalkıp hâlâ dans eden ablamın omzuna vurdum ve su içmek için mutfağa girdim.
Sonunda müziği kapatıp yanıma geldi. Üzerinde annemin şalvarı, başında ise yazması vardı. Suyumu içip kendimi mutfak tezgâhına yasladım ve "Daha dün temizlik yapmadın mı? Her gün temizlik mi olur?" diye sitem ettim. Bıraksam günde üç kere yapacaktı.
"Boş boş konuşma, misafir geliyor bugün,"dedi. Kaşlarımı çatarak, "Ne misafiri yine ya, bıktım artık bu misafirlerden," dedim. Sevmediğim iki şey vardı: biri ablamın temizlik takıntısı, diğeri ise misafirler.
"Ne bileyim ben, oğulları evleniyormuş. Öyle konuşmak için geliyorlardır. Sen de hemen yatağını topla, bana yardım et. Annem pazara gitti," dedi. Sonra şarkısını açıp temizliğine devam etti.
...........
Eşek gibi dip köşe temizlik yapmıştık, belim kopmuştu. Editör olduğum için hep masanın başındaydım, ondan dolayı da belim zaten ağrıyordu ama kime ne ki...
Aynada kendime bakıyordum. Üzerimde mavi, uzun, kalp yaka ve fener kollu bir elbise vardı.
Odamın kapısı açıldı demeyi çok isterdim fakat ablamla aynı odada kalıyorduk. Ablam beni çekiştirip aynada kendine baktı. O da çok güzel olmuştu. Benimle aynı model elbisenin sarı rengini giymişti. Tek fark, benim uzun dalgalı saçlarımı açık bırakmış olmamdı; ablam ise kısa, düz, göğsüne gelen saçlarını topuz yapmış, önüne iki tutam saç bırakmıştı.
"Çok güzel olmuşsun abla," dedim. O da aynı samimiyetle, "Sen de çok güzel olmuşsun," dedi. Ablamla birbirimize çok benziyorduk; sadece benim gözlerim yeşildi. Onu da babamdan almıştım.
Annem kapıyı tıklatıp içeri girdi. "Benim güzel kızlarım, hadi birazdan misafir gelir, içeri gelin," dedi. Odaya gittiğimizde sadece babam vardı. Bize bakıp, "Benim güzel kızlarım gelmiş," diyerek kocaman sarıldı. Bana 'Manolya çiçeğim" diyip başımdan öptü. Sonra Elera ablama dönüp onu da saçlarından öptü. Ardından hızını alamayıp annemi de öpecekti ki kapı zili çaldı.
Misafirleri içeri ağırlayıp ablamla mutfağa geçtik. Ablama hemen dönüp, "Bu daha iki ay önce seni istemeye gelen adam değil mi?" dedim. Ablam telaşlı bir şekilde, "Sessiz ol Manolya, duyacaklar şimdi. Adama bak, sanki acelesi var gibi hemen evleniyor. Allah kurtarmış beni zaten bundan," dedi. Ben gülerken annem içeri gelip, "Ne gülüyorsunuz? Çabuk kahveleri yapın," dedi. O çıktıktan sonra ablam kahve yapmaya başladı.
Ablam önde kahveleri götürürken ben arkasından suları getiriyordum. Hızlıca dağıtıp oturduk yerimize. Damat olan adam ablama doğru dönüp laubali bir tavırla, "Geçen sefer geldiğimizde kahveleri tuzlu yapmıştın, inşallah şimdi ballıdır,"dedi. Ablam gayet sakin bir tonda, "İsminiz neydi?" diye sordu. Karşıdaki adamın yüzü düştü.
"Gökhan," dedi. Ablam ise, "Gökhan Bey, geçen sefer ben istemediğim halde, haberim olmadan geldiğiniz için sinirliydim ve tepkim de bu oldu. Kusura bakmayın," dedi. Daha sonra hızını alamayıp, "Sizde maşallah, ne kadar aceleniz varmış ki iki ayda hemen evlenme arifesine bile girmişsiniz," deyip kinayeli bir şekilde güldü.
Daha sonra herkes ortamın gerildiğini fark edip gülümsedi. Gökhan da bir daha konuşmadı. Aileler kendi aralarında sohbet ederken dışarıdan sesler geliyordu. Ablam ayağa kalkıp perdeyi çekti, camdan baktı. Sonra bize dönüp gülerek, "Yeni komşularımız var galiba," dedi. Annem hemen ayağa kalkıp ablamı hafifçe itti: "Çekil bakayım bi," dedi. Babam ise, "Tamam Suzan, şimdi sırası mı? Yarın bakarız kim gelmiş kim gitmiş," dedi.
Annem, "Ay dur Kazım, vallahi yeni komşular gelmiş," dedi. Sonra bize dönüp, "Yarın hemen sarma, börek falan yapıp götürelim,"diye ekledi ve babamın yanına oturdu. Sessizce oflayıp, "Kabak yine bizim başımıza patladı,"dedim. Ablam da başını sallayıp, "Onu boşver de ben bu adamı nasıl kabak ettim?" diyip güldü.
Gecenin ilerleyen saatlerinde misafirler gitti. Ablamla annem hemen bulaşıkları da bana kitledi. Ben de onları halledip odamıza gittim. Yatmadan önce yarın yine boş kalamayacağımı düşünüp hayıflandım.