Keşfet

Mühürlü Dudaklar

Beyaz Manolya Kokusu

Manolya Ökten

Ben, Serce ve ablam terasta oturmuş, çekirdek yiyip kola içiyorduk. Onur abi işten yeni çıkmıştı; Yusuf ise çocukların yazılılarını okuyup geleceğini söylemişti.

Ablam, çekirdek çitleyip aynı zamanda dirseğiyle kola içen Serce'nin koluna vurdu.

Serce az daha kolayı ağzından püskürtüyordu. Ablama dönüp kocaman gözlerle, "Ne yapıyorsun, Elera abla ya?" dedi.

Ablam gülerek, "Ne konuştunuz o gün, anlatsana," dedi.

Rüzgar'la iki gün önce kafede buluşup konuşmuşlardı. Ablam da meraklı şirin olduğu için kızı sürekli darlıyordu.

Serce eline çekirdek alıp bir yandan da konuşmaya başladı: "Ya işte abla, birbirimizi tanıdık o gün. Yani sonuçta bir yola girdik. Havadan sudan, ailelerden falan konuştuk."

Ben hemen araya girip, "Aile önemli," dedim. Elimi kaldırarak çiğdem çitlemekten dudaklarım acıyordu ama durduramıyordum.

Ablam kahkaha atıp, "Allah'tan kaynanan iyi ya, Elzem teyze gibi manolyaya takık olsaydı..."dedi.

Ben de hızlı hızlı başımı sallayıp ablamı onayladım.

"Hem de ortada sebep yok. Sebebi geçtim, aramızda bir şey olduğunu dahi bilmiyor bu ne kinciliktir ya! Kaynana dırdırım eksikti, o da oldu," dedim sesimi yükselterek.

Kapı çalınca bir an korktum. Kendimi kaptırıp biraz sesli konuşmuştum; annemler duymamıştır inşallah. Terasın kapısı açılınca Onur abi, Yusuf ve Rüzgar girdi içeri.

"Rüzgar'ın burada ne işi var?"dedi Serce. Ayağa kalkıp endişelenmişti çünkü Yusuf ve Onur abiyle araları iyi değildi.

Yusuf'un yüzü zaten sirke satıyordu. Direkt yanıma oturup çekirdekten bir avuç aldı; bana bakmıyordu.

Onur abi de hemen ablamın yanına geçmişti, o da sinirliydi. Serce ve Rüzgar ayakta kalmış, bize bakıyordu. Rüzgar da biraz mahcup duruyordu.

"Otursanıza, niye ayakta dikiliyorsunuz?" diye sordum. Sanki bunu sormamı bekliyorlarmış gibi ikisi de yan yana oturdu. Ablam da kolaları dolduruyordu.

Rüzgar'a dönüp, "İyi misin? Biraz kötü gözüküyorsun, dedim samimi bir ses tonuyla. Yolda gelirken dövmüşler miydi acaba? Bu iki kardeş her şeyi yapabilirdi gözümde.

Rüzgar, Onur abi ve Yusuf'a bakıp önüne döndü. Bu sefer ben başımı Yusuf'a çevirdim; kollarımı göğsümde bağlamıştım. Yusuf önce bana baktı, sonra Rüzgar'ı eliyle işaret edip, "Bu kıl kuyruk, Serce'nin penceresinin önünde camına taş atıyordu," dedi. Bakışları korkunç bir hâl almıştı.

Ben şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırıp Serce ve Rüzgar'a baktım. Ablam elini ağzına koyup, "Abooo, ateş bacayı sarmış haaa," dedi; ikisine de imalı imalı bakarak.

Rüzgar ise daha çok utanır gibi, "Yok valla, sadece merak ettim nasıl olduğunu. Mesaj attım, cevap vermedi de," dedi, kendini açıklamaya çalışarak. Sesi biraz düşüktü.

Yusuf ve Onur abi sert yüzlerle Rüzgar'a bakıyordu. Ortam bir anda ağırlaşmıştı.

Serce bakışlarını yere indirip, "Şarjım bitmişti,"dedi kısa bir sessizlikten sonra.

Onur abinin telefonu çaldı ama zil sesi biraz garipti. O gergin hava bir anda dağılmıştı; herkes gülmemek için kendini zor tutuyor gibiydi.

Onlar arkadan havlarlar

Roar-roar-roar-roar-roar-roar-roar

Dedim ki, "Her şey bende var"

Var, var, var, var, var, var, var (heh)

Ablam şaşkınca Onur abiye bakıyordu. Ama Onur abi sakince telefon konuşmasını yapıp kapattı.

Ablam ağzını açıp konuşacaktı ki Onur abi, Yusuf ve Serce'ye dönüp, "Yarın akşam düğün varmış,"dedi.

Yusuf hemen, "Kimin?"diye sordu. Onur abi omuz silkip, "Bilmiyorum, bizim eski komşulardan herhalde,"dedi.

Serce ellerini dizlerine vurup, "Bitmiyor bu düğünler, bitmiyor!"dedi."Buraya geldik, hâlâ düğüne gidiyoruz ya..." Diye söylendi.

Ablam hemen araya girip, "Bir dakika ya, sen az önceki şarkıyı gerçekten dinliyor musun?"dedi.

Onur abi de, "Evet, ne oldu ki?" dedi bize şaşkınca bakarak.

Yusuf gülerek, "Bir şey yok abim, dinle sen," dedi ve başını onaylar gibi salladı.

Ablam ise gözlerini kısarak Onur abiye baktı. 'Yok artık... Bu kadar da olmaz ya,' der gibi bakışıyla resmen yargılıyordu.

Yusuf bana dönüp, "Sen de düğüne gelsene," dedi.

Ben de ona şaşkınca bakıp, "Benim o düğünde ne işim var Yusuf?"dedim. "Olsun, sensiz gitmek istemiyorum," dedi.

Onur abi de onaylayınca ablam, "Annem bu kadarına da izin vermez,"dedi.

Onur abiye dönüp, "Daha ilişkimizi açıklamadık, belki söylesek verebilirdi," dedi. Kaçamak bakış atıp sustu.

Rüzgar araya girip Onur abi'ye parmağını kaldırdı: "Yoksa sen Kâzım amcadan mı korkuyorsun?"dedi.

Ablam hemen gülerek başını salladı. Onur abi oturduğu yere sinmişti. Yusuf, Rüzgar'a bakıp, "Hadi, Kâzım amca mülayim bir adam, onu hallederiz," diyerek onur abiye baktı. "Peki ya seni ne yapacağız biz? Hiç de sakin ve anlayışlı değiliz,"dedi, gözlerini kısarak.

Serce üzüntülü bir sesle, "Ya ama abii..." dedi.

Bu sefer yerine sinme sırası Rüzgar'daydı. Onur abi bunu fark edip, "Helal lan Yusufi"dedi. Rüzgar ve Serce hariç hepimiz güldük.

Yusuf bana bakıp, "İzin alma işini hallederim. Sen gelmek ister misin?" dedi. Gözlerimin içine bakarak gülümsüyordu. Ben nasıl hayır diyecektim.O gülüşü... insanı gerçekten mahvediyordu. Dudaklarına bakmaktan kendimi alamadım. Yaklaşmamak için resmen kendimi tuttum.

O ise bana biraz daha yaklaştı. Aramızdaki mesafe neredeyse yok olmuştu... Dudaklarımızın birleşmesine saniyeler kalmıştı ki Onur abi bir anda, sanki ciğeri sökülüyormuş gibi öksürdü.

Bir anda geri çekildim, önüme döndüm. Yusuf başını iki yana sallayıp toparlanmaya çalıştı. Ablam ise alttan alttan gülüyordu.

Serce esneyerek ayağa kalktı, rüzgarı da kaldırdı. Biz kalkalım artık, bizim uykumuz geldi dedi.

Ardından Onur abi de kalktı, evet geç oldu zaten deyip saate baktı.

Üçü kapıya doğru yürüyünce Onur abi Yusuf'a bakıp kalksana dedi.

Yusuf bana dönüp geliyorum birazdan, siz gidin dedi.

Ablamın gitmesiyle ikimiz terasta baş başa kalmıştık.

"Ne oldu?"dedim telaşla.

Yusuf ise gayet sakin bir sesle, "Bir şey yok; sadece seni öpmek istiyorum," dedi ve bakışlarını yeniden dudaklarıma indirdi. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Gözlerimi kapatıp ona doğru uzandım ve sonunda dudaklarımız buluştu. Yusuf elini yanağıma yerleştirdi; ben de bir elimi göğsüne, diğerini ise boynuna koydum. Öpüşümüz derinleştikçe içimdeki ateş harlanıyordu; bu kadarı yetmezdi, tamamen yanmak istiyordum.

Dudaklarımı dudaklarından çekip hızla kucağına çıktım. Yusuf, nefes nefese bir sesle "Manoly-" diye fısıldadı ama devam etmesine tahammülüm yoktu. Daha fazlasını, sadece onu istiyordum. İtiraz etmedi; elleri belimi kavradı. Kucağında rahat bir pozisyon aldığımda, bir eli belimi sıkıca sararken diğeri boynumdan saç diplerime kaydı, saçlarımı çekiştirmeye başladı.

Kısa bir an dudaklarımdan ayrılıp yüzüme baktı. Dayanamayıp iki elimle yakasından kavradım ve onu kendime geri çektim. Tam o sırada ablamın ayak seslerini duydum ama ona yakalanmak bile umurumda değildi. Kapı aniden açıldı. Bir hışımla onu itip kucağından indim; Yusuf da hızla ayağa kalkmıştı. İkimiz de nefes nefeseydik.

Ablam, karşısındaki manzaraya şaşkınlık içinde bakıyordu. "Ben az önce... Sizi mi bastım?" diye sordu hayretle.

Yusuf, cevap vermeden telefonunu cebine tıkıştırıp ceketini üzerine geçirdi. "Ben artık gideyim," dedi; ancak sesi hâlâ düzensizdi, nefesi henüz yerini bulmamıştı. Bana tek bir bakış bile atmadan yanımdan geçip gitti. Ben de ablamın orada varlığını unutup hemen peşinden koştum.

Kapının önüne geldiğimizde Yusuf bir anda arkasını döndü. O kadar ani olmuştu ki, refleksle ellerimi kaldırıp ona çarptım; ama Yusuf anında beni duvara yasladı. Bir elini yanağıma yerleştirip diğerini arkamdaki duvara dayayarak direkt beni öptü. Hiç duraksamadan ona ayak uydurdum, ellerimi tekrar boynuna doladım.

Elini yanağımdan çekip belimi kavradı ve beni sertçe kendine yasladı. Dudaklarımız ayrıldığında alınlarımız birbirine değiyordu; ikimiz de yine nefes nefese kalmıştık. Beni biraz daha kendine bastırarak, "Beni ne hale getirdiğini görüyor musun?" dedi. Onu tüm varlığıyla hissediyordum. Gözlerinin tam içine bakıp memnuniyetle gülümsedim. Ardından başımı boynuna yaslayıp nefesimi düzene sokmaya çalıştım.

Beni kollarıyla daha sıkı sarmalayıp derin bir nefes verdi. A