Unutulmayan İzler
Manolya Ökten
Her şeyden çok daha fazlasın,
Acıların en azı,
Ve aşkın en güzel halisin.
Kimsenin yerini alamayacağı
Ve kimsenin sildirmesine izin vermeyeceğim
Bir izsin.
Sonunda okula varmıştık. Aslında yol çok uzun değildi; Yusuf da hızlı sürünce beş dakika, belki daha az bir sürede gelmiştik.
Arabayı durdurur durdurmaz ilk ben indim. Halime'yle aynı havayı solumaya hiç hevesim yoktu.
Okuluna daha önce gelmemiştim ama sınıf öğretmeni olduğu öğrencileriyle tanışmıştım. Ben merakla okula bakarken onlar da arabadan inip yanıma geldiler. Halime, tabii ki Yusuf'un tarafındaydı.
Okulun merdivenlerine doğru yürümeye başladık. Bahçede nöbetçi öğretmenler ve öğrenciler vardı. Zemin kata geldiğimizde Halime asansöre doğru yönelince biz de onu takip ettik.
Asansörün gelmesini beklerken Yusuf'un koluna dokundum; başını bana çevirdi. O da benim gibi etrafı inceliyordu. İçimde beliren bir umutla, "Burası sana nasıl hissettiriyor?" diye sordum.
Etrafa bakarak, "Burası..." diye mırıldandı. "İnan ne hissettiğimi tam olarak bilemesem de kötü hiçbir his yok içimde."
Tam o sırada asansörün kapısı açıldı ve içeri girdik. Kapılar kapanırken Halime üçüncü kat düğmesine basıp konuşmaya başladı: "Okul senin için sadece bir eğitim öğretim yeri değildi Yusuf. Sen çok iyi bir öğretmendin. Okuldaki herkes, hatta hocalar bile belli etmese de sana hayrandı."
Bunları sırf hatırlaması ya da Yusuf'a güzel anıları göstermek için anlatmıyordu; gözlerindeki açık hayranlıkla doğrudan Yusuf'un gözlerinin içine bakıyordu. Boğazımı temizledim, çünkü Yusuf da ona minnet dolu bakışlar atmaya başlamıştı. Neyse ki tam o an asansörün kapısı açıldı.
Hızlıca koridorda ilerleyip en sondaki kapıya doğru yöneldik. Kapı kapalıydı ama içeriden sesler geliyordu. Başımı kaldırıp kapının yanındaki şube tabelasına baktım: 12/G yazıyordu.
Yusuf da tabelaya uzun uzun baktı. Bir şeyler hatırlamaya çalışıyor, kendini zorluyordu; biliyordum. Ve hatırlayacaktı da... Ona inanıyor, güveniyordum.
Halime, Yusuf'a bakıp elini öne doğru uzattı. "Buyurun hocam, sınıf sizin, öğrenciler sizin..."
Yusuf yarım ağız gülümseyerek elini kapının koluna uzattı. Elleri titriyordu. Uzanıp ellerini tutmak, ona destek olmak istedim ama yapamadım. Halime'nin yanında nasıl bir tepki vereceğini kestiremiyordum.
Yusuf, elinden geldiğince yavaş bir şekilde kapıyı açtı. O an sınıftaki sesler anında kesildi; herkes kapıya kulak kesilmiş bakıyordu. Yusuf'u görür görmez, sınıftan şaşkınlık dolu nidalar yükseldi: "Yusuf Hocam!"
Hep birlikte aynı anda ayağa kalktılar. Yusuf sınıfın ortasına doğru birkaç adım atıp öğrencilerine baktı. Ben ve Halime ise kapının eşiğinde kalmış, onu izliyorduk.
Yusuf'un gözleri dolmuştu.
Çünkü her ne yaşanırsa yaşansın, unutmak büyük bir kayıptı. Belki hayat, belki de insanlar tarafından unutulmak alın yazımızdı; ama yine de yaşadıklarımızı acısıyla, tatlısıyla hatırlamalıydık.