Yarım Kalan Hatıralar
Erkal Yusuf Akkan
Ayrı kalmamız gerekiyordu belki de,
Yan yana olsak felaketler olacaktı belki de.
Ama dünyanın sonu değildi elbet;
Bazen olması gerekenler de olmaz,
Yanlış olduğu için değil,
Zamanı olmadığı için.
Karşımda duran öğrencilere baktım. İçimde bir sıcaklık, bir heyecan vardı. Her şeyi hissedebiliyordum, hatırlamak dışında. Ne kadar denersem deneyeyim, zihnim karanlık bir boşluktan ibaretti.
Ama en çok Manolya'yı hatırlamak istiyordum. Onunla olan anılarımızı merak ediyordum. Bir yandan da korkuyordum. Ya hiç hatırlayamazsam? O zaman ne olacaktı? Sanki hayatımın yarısı yok olmuş, geriye bomboş bir hiçlikten ibaret kalmış olacaktım.
Hepsiyle tek tek göz göze geldim. İyi bir öğretmen olmalıydım. Yoksa gözleri bana bakarken böyle parlar mıydı?
Yavaşça öğretmen masasına oturdum. Ben oturunca çocuklar da oturdu. Derin bir nefes aldım ve gözlerini üzerimden ayırmayan o iki kadına baktım.
Manolya, nasıl oluyorsa beni gerçekten görüyormuş gibi bakıyordu. Gerçek beni. O, gerçekten aşık olduğum kadın olabilir miydi?
Çocuklara bir şey söyleyecekken sarı saçlı kız elini kaldırıp ayağa kalktı.
"Hocam, başınıza gelen talihsiz olayı biliyoruz," dedi. Üzgün olduğu her halinden belliydi. Hem de hepsinin.
Sonra gülerek ekledi: "Ama merak etmeyin, siz bizi mezun etmeden gitmeye niyetimiz yok."
Herkes gülmeye başladı. Ben de tebessüm ettim.
"Adın neydi?" dedim.
"Tuğçe," deyip yerine oturdu.
"Açıkçası bu kadar sevildiğimi bilmiyordum. Umarım bir an önce sağlığıma kavuşup sizi mezun edebilirim," dedim.
Ellerimi çok kullanıyordum, terliyordum. Bu ortam yabancı değildi ama sanki ilk defa burada bulunuyormuş gibiydim.
Elimle Manolya'yı işaret ederek, "Kendisi benim kız arkadaşımmış. Açıkçası ailem dışında kimseyi hatırlamıyorum. Söylesenize, size hiç Manolya'dan bahsettim mi?" dedim çaresizce.
Halime Hanım'ın yüzünün asıldığını gördüm. Ama Manolya bana bakıp gülümsüyordu.
Arka sırada gözlüklü bir erkek çocuk vardı. İzin alıp ayağa kalktı.
"Hocam, Manolya abla ile pikniğe bile gittik sınıfça. Müdire Hanım da geldi, hatta yakantop-"
Bir anda Halime Hanım araya girdi.
"Tamam, yeter bu kadar. Hocamızı daha fazla yormayalım," dedi stres dolu bir sesle.
Ama Manolya gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Yavaşça ayağa kalktım. Benim kalkmamla çocuklar da tekrar ayağa kalktı. Elimle oturmalarını işaret etsem de oturmadılar. Dudaklarımı birbirine bastırıp,
"Sizi görmek iyi geldi. Umarım çok yakında tekrar görüşürüz, sözüm olsun," deyip Manolya'ya baktım. "Düğünümüze hepinizi davet edeceğim," dedim.
Çocuklar ıslık çalıp alkışlamaya başladılar. Ama Manolya şaşkınlıkla bana bakıyordu.
Halime Hanım sınıfın kapısını sertçe açtı ve "Artık gidelim," dedi. Manolya'dan gözlerimi kaçırıp sınıfın dışına çıktım.
Neden böyle dediğimi bilmiyordum. Aklım yerine geldiğinde evlenecektik elbette. Fakat şimdi her şey bu kadar karışıkken Manolya'ya umut vermemeliydim.
Belki de hiçbir zaman hatırlamayacaktım. Bu düşünceler eşliğinde asansöre doğru yürüyordum. Arkamda Manolya ve Halime Hanım vardı. Suratımın asıldığını fark etmişlerdi.
Halime Hanım koluma dokunup, "Yusuf Hocam, imzalamanız gereken evraklar var," dedi. Başımı sallayıp gösterdiği odaya doğru adımladık.
Halime Hanım iyi birine benziyordu ama gereksiz temasları gözümden kaçmıyordu. Önden gidip kapıyı bize açtı. Odasına girip oturduk.
Bana bakıp, "Kahve söyleyeyim mi?" dedi. Ama canım istemiyordu, bütün şevkim kaçmıştı.
Kısaca "Hayır," dedim. Manolya'ya da ağız ucuyla sorup hayır cevabını alınca önüme birkaç evrak koydu. Hızlıca okuyup imzaladım.
Ayağa kalktım. Manolya yanımdaydı. Halime Hanım da karşıma geçti. Üzgün bir ses tonuyla, "Ne zaman isterseniz beni arayabilirsiniz," dedi.
"Teşekkür ederim," deyip Manolya'yla odadan çıktık.
Asansöre iki adımda varıp düğmesine bastım. Gelmesini beklerken kollarımızın birbirine temas ettiğini fark ettim.
Bana bakarak, "Neden bir anda moralin bozuldu?" dedi.
"Hiç. Sadece bir an önce her şeyi hatırlamak istiyorum. Sen de çok sessizsin," dedim. Başını onaylar gibi salladı.
Asansörün kapıları açılınca içeri girdik. Küçük bir asansördü. Zemin kata bastım ve kapılar kapandı.
İkimiz de sessiz ve üzgündük. Benim yüzümden.
Zemin kata geldiğimizde kapılar açılmadı ve bir anda ışıklar söndü. Manolya çığlık atarak bana sarıldı. Ben şaşkınlıktan ona karşılık bile veremedim.
Sanırım asansörde kalmıştık.