3. bölüm

Hümeyra ve Zeynep eve gelmişlerdi.
İçeri girerken selam verdiler. Hümeyra içeriye doğru seslendi.
“Anne, biz geldik. Evde misin?”
Fatma Hanım kanepede uyuya kalmıştı. Kızının sesiyle uyanıp doğruldu.
Zeynep içeri girer girmez anneannesinin yanına koşup boynuna sarıldı.
“Anneanne! Bugün okulda seni ve annemi çizdim.” dedi heyecanla.
Çantasından resmini çıkarıp anneannesine uzattı.
Fatma Hanım resmi eline alıp dikkatlice inceledi.
“Çok güzel olmuş kuzum, ellerine sağlık.” dedi sevgiyle.
Hümeyra üzerine rahat kıyafetler giyip salona döndü. Karşı kanepelerden birine oturdu.
Fatma Hanım kızına dönerek,
“Kızım, yemek hazır. Isıtıp yiyelim isterseniz.” dedi.
“Olur anne, ben hazırlayayım sofrayı.” diyerek ayağa kalktı Hümeyra.
Bir süre sonra sofra hazırdı. Üçü birlikte masaya oturdular.
Fatma Hanım yemeklerini yerken aklına geleni söyledi.
“Kızım, karşı komşunun bu akşam Kur'an-ı varmış. Babasının vefatının yıl dönümüymüş.”
Hümeyra şaşkınlıkla annesine baktı.
“Öyle mi? Zaman ne çabuk geçiyor. Bir yıl mı olmuş gerçekten?” dedi.
“Evet kızım, bir yıl olmuş.”
“Tamam anne, gideriz inşallah.”
Akşam namazını kıldıktan sonra evden çıktılar. Karşı komşunun kapısını çaldılar.
Evin bahçesinde erkekler, içeride ise kadınlar toplanmıştı. Herkes Kur'an-ı Kerim tilaveti için bir araya gelmişti.
Fatma Hanım içeri girerken bir anda Enes'in sesi duyuldu.
“Zeynep...
sen de mi buradasın?”
Zeynep de onu görünce sevinçle yanına koştu.
Hümeyra, kızının peşinden bakarken içinden geçirdi.
Demek imam da buradaydı.
Tam o sırada gözleri istemsizce Davut'u aradı.
Davut da Hümeyra'yı fark etmişti. Bakışları yine kendiliğinden ona kaydı. Hümeyra da birkaç saniyeliğine imama baktı. Hemen gözlerini kaçırdı.
Zeynep, Enes'le kapının önünde oynamaya başlayınca Hümeyra seslendi.
“Zeynep, yanıma gel kızım! Burada seni nasıl kontrol edeceğim ben?”
Davut, Hümeyra'ya bakarak sakin bir sesle konuştu.
“Bugün okulda da karşılaşmıştık, ben Enes'in babasıyım, ben göz kulak olurum isterseniz.”
Hümeyra hafifçe başını salladı.
“Teşekkür ederim.” dedi tebessüm ederek.
Davut da küçük bir tebessümle karşılık verdi.
İmam efendi Kur'an-ı Kerim'i okudu, ardından dua etti. Duaların ardından ikramlar dağıtıldı.
Bir süre sonra Hümeyra evden çıktı. Gözü hemen kızını aradı.
Zeynep annesini görür görmez yanına koştu.
“Anne!”
Hümeyra kızının elini tuttu.
Tam o sırada yaşlı bir adamın Davut'un yanına yaklaştığını gördü. Adam, imamın sırtını şefkatle sıvazlayarak konuştu.
“Oğlum, bak senin de çocuğun var. Tek başına yaşamak zor olur. Sana münasip birini bulalım.”
Davut sakin bir şekilde cevap verdi.
“Nasip, amca.”
Yaşlı adam daha fazla üstelemedi. Ardından oğluna seslendi.
“Hadi oğlum, biz de kalkalım artık.”
Davut ayrılmak üzere hazırlanırken Hümeyra'nın yüzünde istemsizce bir tebessüm belirdi.
Davut evli değildi.
Bu düşünce aklından geçer geçmez kendi kendine şaşırdı.
Neden sevinmişti ki?
Daha yeni tanıdığı bir adamın evli olmadığını öğrenmek onu neden mutlu etmişti?
Davut'u yalnızca birkaç kez görmüştü. Aralarında doğru düzgün bir konuşma bile geçmemişti.
Yoksa ondan hoşlanıyor muydu?
Hümeyra hemen kendine kızdı.
Böyle bir şey mümkün değildi.
Kocası onu aldatıp terk ettikten sonra Hümeyra erkeklere olan güvenini kaybetmişti. Yaşadığı ihanet, kalbinde derin yaralar açmıştı. Bir daha kimseye güvenmemeye, kimseye kalbinde yer vermemeye karar vermişti.
Şimdi ise yalnızca bir gün içinde tanıdığı bir adam, içinde bambaşka duygular uyandırmıştı.
Üstelik Davut ona özel bir şey yapmamıştı.
Ama bazen insanın kalbi, aklının henüz anlamlandıramadığı şeyleri hissederdi.
Hümeyra, Davut'un oğluyla birlikte uzaklaşmasını izledi.
Neydi şimdi bu his...