BÖLÜM 2
Bir başka arkadaşı da ona:
‘Bir kimse, sıkıntılı zamanında on defa, Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm'i okursa, Allah Teâlâ üzüntüsünü giderir’ dedi, neşeli bir şekilde.
O ana kadar sesi çıkmayan kızlardan biri de şöyle dedi:
‘Rabbimiz, Bakara suresi 177. ayette mealen şöyle buyurmuştur: “Asıl iyilik o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. Yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar; namaz kılar, zekât verir. Sözleştiği zaman sözlerini yerine getirir. Darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabreder. İşte sadık kimseler bu vasfı taşıyanlardır; işte takva sahibi olanlar bunlardır’
“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!” (Bakara, 2/155)’ sıkıntı anında sabretmenin ne kadar mükâfat olduğunu söyledi.
Ne güzel şey anlatıyorlardı. Onları dinledikçe huzur bulmuştum. Fakat beni bataklığa sürükleyen arkadaşlarımı görünce huzurum kaçtı. Üstelik bir de dini konular hakkında konuşan kızlara bakıp alay ediyor, onları rahatsız etmeye çalışıyorlardı.
Bir şey yapmalıydım ama nasıl. Ben düşünürken içlerinden en azgın olan Soner, kızın başörtüsünü tutup çekiştirmeye başladı. Kız onunla bir müddet cebelleştikten sonra kendini kurtarmayı başardı. Ardından da ona tokat attı.
Bunlar olurken ben halen daha yerimde duruyor onlara müdahale etmiyordum, ta ki onun kızı öpmeye çalışmasına kadar. Soner'in kızı öpmeye çalışması beni çileden çıkardı. Öfkeden gözüm döndü ve onun üstüne atlayarak yere yıktım. Ardından da yüzüne defalarca yumruk attım. Öyle ki attığım yumruklar yüzünü tanınmaz hale getirmişti.
Bizim kavga ettiğimizi gören kızlar konuşmayı kesip dağıldılar. Sadece o kız gitmemişti. Gözyaşları içerisinde bizi izliyordu. Soner'in kan revan içerisinde kaldığını gören arkadaşları bizi ayırdıktan sonra üstüme çullandılar. Onlar beş kişi ben tek başınaydım. Bu yüzden bende epey bir dayak yedim. Olsun dayak yemiştim ama kızı da onların elinden kurtarmıştım.
Bizim kavga ettiğimiz tüm okulda duyulmuştu. Okul idaresi bize ceza vermek istedi ama ailelerimiz araya girerek ceza almamızı engellediler. İşte zenginlik böyle bir şeydi. Bizim yerimizde başkası olsaydı, çoktan okuldan uzaklaştırılmışlardı.
Soner'in de benim de yüzümüz gözümüz mosmor olmuştu. Bu yüzden okula gidememiştik. Ancak iyileştikten sonra okula gidebildik. Okulda karşılaştığımız zaman o bana:
‘İlyas, bundan sonra arkadaş değil düşmanız. O yüzden arkanı kollasan iyi olur' dedi tehdit edercesine. Ardından da çekip gitti.
Kızla aynı okulda olmamız beni o kadar mutlu ediyordu ki bu yüzden hiç bir şey umurunda değildi. Kalbim hem aşkla hem de huzurla atıyordu. Bir kaç gün sonra mutluluğum hüzne dönüştü. Çünkü kızın nişanlandığını duymuştum.
Bir hafta amaçsız bir şekilde dolandım durdum. Okula bile gitmek benim için artık zulümdü. Gidince onu görecektim ama neye yarar. O başkasının yâri olmuşken yüzüne nasıl bakacaktım. Bu yüzden okula gitmek benim için zulüm olmuştu.
Bu süreçte iyilik ile kötülük arasında gidip geldim. Nefsim pisliğin içinde kal diyor, vicdanım yapma sonra üzülürsün diyordu. Nefsimle cebelleşirken Soner çıktı karşıma ve bana şöyle dedi:
‘Bak gördün mü, uğruna benimle kavga ettiğin kız sessiz sedasız nişanlanmış’ dedi pis pis gülerek.
Onun sözlerinden sonra elimi yumruk yaptım. Niyetim ona sıkı bir dayak daha atmaktı. Fakat bu niyetimden vazgeçtim.
‘Ne o, onun yüzünden yine benimle kavgamı edeceksin’ dedi Soner, beni sinir edercesine.
Onunla uğraşmaya değmez diyerek yanından ayrılacaktım ki kolumdan tuttu. Daha sonra bana:
‘O kıza değmez, o yüzden hadi gel gidip kafayı bulalım. Hem bu şekilde onu unutmuş olursun'
Onun sözlerinden sonra nefsime yenik düşerek onunla gittim. Sabaha kadar bir eğlence merkezinde içki içip eğlendik. Sabah uyanıp aklım başıma geldiğinde pişmanlıkla içim kavruldu. Üstelik yine yanımda bir kız vardı. Kız derken o tanıdığım ve hiç hoşlanmadığım biriydi. O da bende çıplak bir şekilde yatıyorduk. Gece eğlenirken ne ara gelmiştik eve ve ne ara yatağıma girmişti, hiçbir şeyin farkında değildim.
Sarhoşken insan ne yaptığının farkına varamıyor. İşte içkinin zararları, siz siz olun hiçbir zaman aklı bulandıran Allah Teâlâ’dan uzaklaştıran içkiye bulaşamayın. Ha bu arada o kızın adını da söyleyeyim size, adı Yeliz’di. Yeliz’in kim olduğunu da ileride anlatacağım.
Onu kendimden uzaklaştırmak için yataktan aşağıya ittim. O daha ne olduğunu anlayamadan banyoya gittim. Gözyaşları içerisinde banyo yaptıktan sonra üstümü giydim. Ben üstümü giyinip odadan çıktım ama o halen daha çıplak bir vaziyetteydi ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Ona bakmadan ‘üstünü giy ve buradan defolup git’ dedim, dedim ama söylediklerim bir kulağından girip öbür kulağından çıkmış gibi sırıtıyordu.
‘Yeliz’ dedim ‘Sen üstünü giyinip çıkmazsan ben seni zorla çıkarmak zorunda kalacağım’
O, şuh bir kahkaha attıktan sonra bana:
‘İlyas, sana demiştim benim olacaksın diye, ama sen bana inanmadın. Bak ne oldu sonunda benim oldun. Bundan sonra da benimsin’ dedikten sonra da üstünü giyinip çıktı gitti.
Yorumlar
- Cihan Palabıyık: Onun alaycı takılmaları karşısında sabırlı olamazdın ama dikkatli olmalısın
- Vural: Sen de kendine dikkat etmelisin bunun bedeli ağır olabilir
- Ayşe Aydın: okula gitmek zulümse düşün kafanda her şeyin net olduğu yer olsa bile
- Eda Pekcan: Kızın başkasının nişanlı olması gerçekten acı çok üzüldüm senin için
- Metin Taner Yavuz: Sarhoşken yaptıklarının hesabını vermek çok zor olabilir ilyas
- Ayla Malkoç: Artık dur demenin zamanı geldi
- Erdem Çiçek: ilyas neden sonere bir şey yapmaktan bu kadar çekiniyorsun?
- Esra Sancak: Ne öfkeli anlar Lütfen biraz daha dikkatli ol malum ortalık tekinsiz
- Doğan Sancak: Hakkını ararken insanların gözünde kötü olmamak önemli
- Metin Mutlu: Çocuklar bu kadar zalimleşirken müdahale etmen şarttı ilyas
- Duygu Oral: sonerin tehdidi seni paniğe sokmamalı mücadele etmek zorundasın