1. BÖLÜM — ŞÜPHE
1. BÖLÜM — ŞÜPHE VE KAYIP ADRES
1. BÖLÜM — KAYBOLAN MEKTUP
Rebeka öldüğünde İtalya'da sicim gibi yağmur yağıyordu.
Roma'daki hastanenin uzun koridorlarında yağmurun camlara vuran sesi duyuluyor, beyaz duvarların arasında yankılanan ayak sesleri sessizliği daha da ağırlaştırıyordu.
Bir odanın kapısı kapanmıştı.
İçeride, yıllardır İstanbul'dan uzakta yaşayan bir kadının hayatı son bulmuştu.
Rebeka...
Yirmi iki yıl.
İstanbul'dan ayrılıp İtalya'ya gidişinin üzerinden tam yirmi iki yıl geçmişti.
O gün arkasında iki evladını, bir evi ve kimsenin kolay kolay unutamayacağı bir geçmişi bırakmıştı.
Karun ve Kaan...
Yıllar boyunca annelerinden uzakta büyümüşlerdi.
Rebeka ise zamanla çocuklarının hayatında yalnızca uzaktan hatırlanan bir isim hâline gelmişti. Aradan geçen yıllar, eski anıların üzerini yavaş yavaş kapatmıştı.
Karahan ailesi için Rebeka artık geçmişte kalmış bir isimdi.
Ama ölümü...
Yıllardır kapalı duran bir kapının yeniden açılacağının habercisiydi.
Henüz kimse bunun farkında değildi.
Haber Karahan Konağı'na ulaştığında salonda ağır bir sessizlik hâkim oldu.
Karun elindeki telefona bakıyordu.
Ekranda yalnızca birkaç kelime vardı.
Rebeka hayatını kaybetti.
Karun uzun süre telefonu kapatmadı.
Kaan pencerenin önünde, sırtı kardeşine dönük şekilde duruyordu.
Bir süre sonra sessizliği bozdu.
— Gerçek mi?
Karun'un sesi oldukça düşüktü.
— Evet.
Kaan başka bir şey söylemedi.
Yıllar önce kendilerini bırakıp giden bir annenin ölümüne üzülmeleri mi gerekiyordu, yoksa yıllardır taşıdıkları öfkeye mi sarılmalıydılar?
İkisi de bilmiyordu.
Tam o sırada salonun kapısı açıldı.
İçeri giren adamın elinde beyaz bir zarf vardı.
Zarfı Karun'a uzattı.
— İtalya'dan geldi.
Karun zarfı aldı.
Üzerinde tek bir isim yazıyordu.
Rebeka.
Karun zarfı açtı.
İçinden tek sayfalık bir mektup çıktı.
Mektubu birkaç saniye boyunca sessizce okudu.
Kaan birkaç adım yaklaştı.
— Ne yazıyor?
Karun cevap vermedi.
Mektubu bir kez daha gözden geçirdi.
Sonra yalnızca bir kelime söyledi.
— Adres.
Kaan'ın kaşları çatıldı.
— Başka bir şey yok mu?
Karun başını yavaşça salladı.
— Yok.
Mektupta uzun bir açıklama yoktu.
Yalnızca bir adres vardı.
İstanbul'daki eski bir binanın adresi...
Kaan'ın yüzündeki ifade değişti.
— Bu yeri biliyor musun?
Karun başını hafifçe salladı.
— Kimsenin bilmemesi gereken bir yer.
İkisi birkaç saniye boyunca mektuba baktı.
Fakat o an hiçbiri, Rebeka'nın bıraktığı bu kısa mektubun yıllardır birbirinden uzak duran kardeşleri aynı yerde karşı karşıya getireceğini bilmiyordu.
Aynı saatlerde İstanbul'un başka bir yerinde iki kişi eski bir binanın önünde duruyordu.
Dmitri elindeki mektuba bakarken kaşlarını çattı.
Yağmurdan dolayı kâğıdın kenarları hafifçe ıslanmıştı.
Camilya kardeşinin yanında sessizce bekliyordu.
— Buradan emin misin, Dmitri?
Dmitri mektuba tekrar baktı.
— Evet.
Camilya binaya baktı.
— Annem gerçekten bizi buraya mı gönderdi?
Dmitri birkaç saniye sustu.
— Mektubu o gönderdi.
Camilya'nın bakışları yeniden binaya döndü.
Dışarıdan bakıldığında terk edilmiş bir yapıdan farkı yoktu.
Eski duvarlar...
Karanlık pencereler...
Yağmurla ıslanmış taş zemin...
Fakat Rebeka'nın bıraktığı mektuptaki adres onları buraya getirmişti.
Dmitri kapıya doğru ilerledi.
Camilya da hemen arkasından gitti.
Kapı açıldığında dışarıdaki soğuk havanın aksine içeride ağır bir sessizlik vardı.
Burası dışarıdan göründüğü gibi terk edilmiş değildi.
Karahan ailesinin gizli buluşma noktalarından biriydi.
İçeride birkaç adam konuşuyordu.
Fakat ikizler içeri adım attığı anda bütün konuşmalar kesildi.
Karun başını kaldırdı.
Kaan da aynı anda onlara baktı.
İki kardeşin yüzündeki ifade bir anda değişti.
Karun ayağa kalktı.
— Buraya nasıl geldiniz?
Dmitri durdu.
— Biz...
Kaan sözünü kesti.
— Bu adresi nereden biliyorsunuz?
Camilya cevap vermek istedi.
Fakat Dmitri daha önce davranıp elindeki mektubu gösterdi.
— Annemiz gönderdi.
Karun'un bakışları mektuba kaydı.
— Rebeka mı?
Dmitri başını salladı.
— Evet.
Kaan'ın yüzündeki ifade sertleşti.
— Bu yerin adresini kimse bilmiyor.
Dmitri şaşkınlıkla baktı.
— Biz de bilmiyorduk. Mektupta yazıyordu.
Kaan birkaç saniye sustu.
— Demek size de mektup gönderdi.
Dmitri başını salladı.
— Evet.
Karun'un bakışları sertleşti.
Sonra gözlerini Camilya'ya çevirdi.
Camilya'nın yüzünde endişe vardı.
Kaan bir adım öne çıktı.
— Bir hafta önce sizi nerede gördüğümüzü hatırlıyor musunuz?
Dmitri'nin yüzü gerildi.
— Ne demek istiyorsun?
Kaan'ın sesi sertleşti.
— Hatırlamıyor musun?
Karun söze girdi.
— Düşman ailenin yanındaydınız.
Camilya'nın yüzü soldu.
Karun devam etti.
— Üstelik Camilya'nın düşman ailenin oğluyla nişanlandığını öğrendik.
Camilya başını kaldırdı.
— Bu düşündüğünüz gibi değil.
Kaan sertçe karşılık verdi.
— Öyleyse nasıl?
Camilya sustu.
Çünkü söylemek istediği şeyleri nasıl anlatacağını kendisi de bilmiyordu.
Dmitri kardeşinin önüne geçti.
— Onu suçlamayın.
Karun'un gözleri Dmitri'ye döndü.
— Sen de mi onu savunuyorsun?
Dmitri'nin sesi sakindi ama kararlıydı.
— Çünkü o benim kardeşim.
Kaan'ın sesi soğudu.
— Belki de ikiniz de aynı oyunun içindesiniz.
Dmitri'nin yüzündeki ifade değişti.
— Biz hain değiliz.
Karun bir adım öne çıktı.
— Öyle mi?
— Evet.
— Öyleyse bu yeri nasıl buldunuz?
— Mektuptaki adresle.
Karun'un sesi daha da sertleşti.
— Annen öldü.
Dmitri bir an sustu.
Bu cümle diğerlerinden daha ağır gelmişti.
Başını hafifçe eğdi.
— Biliyorum.
Karun'un bakışları değişmedi.
— Bir hafta önce düşmanla berabersiniz. Şimdi de ailemin gizli merkezine geliyorsunuz.
Dmitri başını kaldırdı.
— Ben size yalan söylemiyorum.
— İnanmıyorum.
Dmitri'nin gözleri doldu.
— Ben sizin kardeşinizim.
Karun'un yüzünde kısa bir değişiklik oldu.
Ama hemen ardından ifadesi yeniden sertleşti.
— Benim kardeşim ailemi satmaz.
Dmitri'nin sesi titredi.
— Ben satmadım.
— İnanmıyorum.
Dmitri başını eğdi.
Camilya artık sessiz kalamadı.
— Kardeşim yalan söylemiyor.
Kimse cevap vermedi.
Dmitri birkaç saniye sonra başını kaldırdı.
Camilya'ya baktı.
— Sen bana inanıyorsun.
Bu bir soru değildi.
Camilya başını salladı.
— Evet.
— Ne olursa olsun?
— Evet.
Dmitri'nin gözleri doldu.
— İyi.
Sadece bunu söyleyebildi.
Çünkü o an, bütün odada ona inanan tek kişinin Camilya olduğunu anlamıştı.
Tam o sırada Karun'un telefonu çaldı.
Karun birkaç adım uzaklaşıp telefona cevap verdi.
Kaan da arkasını döndü.
Birkaç saniyelik dikkat dağınıklığı sırasında kimse masaya bakmadı.
Sonra Karun telefonu kapatıp masaya yöneldi.
Bir anda durdu.
Yüzündeki ifade değişti.
— Annemin mektubu nerede?
Kaan döndü.
— Hangi mektup?
— Rebeka'nın gönderdiği mektup.
Kaan masaya baktı.
Mektup yoktu.
Az önce oradaydı.
Ama şimdi kaybolmuştu.
Dmitri şaşkınlıkla başını kaldırdı.
Kaan'ın bakışları bir anda ikizlere döndü.
— Siz aldınız.
Dmitri hemen başını iki yana salladı.
— Hayır.
— Yalan söyleme!
— Ben dokunmadım.
Camilya da etrafa baktı.
— Biz almadık.
Karun kapıya döndü.
— Kapıları kapatın.
Adamlar hemen harekete geçti.
Oda aranmaya başladı.
Masa...
Sandalyeler...
Dolaplar...
Her yer tek tek kontrol edildi.
Ama mektup yoktu.
Rebeka'nın ölümünden sonra bıraktığı tek önemli şey, içinde yalnızca bir adres bulunan mektuptu.
Ve daha kimse ne anlama geldiğini çözemeden ortadan kaybolmuştu.
Dmitri duvarın yanında sessizce oturuyordu.
Camilya onun yanına geldi.
— İyi misin?
Dmitri cevap vermedi.
Camilya kardeşinin elini tuttu.
Dmitri de onun elini sıktı.
Bir süre sessiz kaldılar.
Sonra Dmitri başını Camilya'nın omzuna yasladı.
— Kimse bize inanmayacak.
Camilya gözyaşlarını sildi.
— Ben inanıyorum.
Dmitri gözlerini kapattı.
— Sen yeterlisin.
Camilya kardeşinin elini daha sıkı tuttu.
Odada hâlâ mektup aranıyordu.
Karun ve Kaan ise artık Dmitri ile Camilya'nın ailelerine ihanet ettiğinden şüpheleniyordu.
Kimse gerçeği bilmiyordu.
Kimse Rebeka'nın neden böyle bir mektup bıraktığını ve mektubun nasıl ortadan kaybolduğunu bi
Yorumlar
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim 🙃🙃
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: gizem fazla mı çok teşekkür ediyorum
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: ana hatun gişi
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok haklısın yaa
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: yok vazgeçsin isterseniz öyle yazarım
- Aylin Gür: Camilya ondan vazgeçmeyecek gibi görünüyor
- Asena Kurt: kimse net konuşmuyor dedikleri doğru
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: salak telefon sırası mı
- nadire menekşe: karun telefonla neden mi ilgilendi ki