5 GEÇMİŞ
Yirmi iki yıl önce...
İstanbul'un karanlık dünyasında Karel Karahan'ın adını bilmeyen yoktu.
Mafya dünyasında sözü geçen, karşısına çıkmaya cesaret edenlerin iki kez düşündüğü bir adamdı. Sertti. Öfkelendiğinde önünde durmak kolay değildi. Ama ailesine karşı bambaşka biriydi.
Özellikle çocuklarına karşı.
Karun ve Kaan onun için her şeydi.
Rebeka ise Karel'in hayatındaki en büyük kırılmaydı.
İtalyan olan Rebeka ile yaptığı evlilik, Karel'in ailesinin isteğiyle gerçekleşmişti. Başlangıçta birbirlerine alışmaya çalışmışlar, zamanla aralarında gerçek bir bağ oluşmuştu. Ardından Karun ve Kaan dünyaya gelmişti.
Fakat son aylarda Rebeka değişmişti.
Karel bunu hissediyordu.
Bakışları değişmişti.
Konuşmaları azalmıştı.
Ve o gece Karel, bunun nedenini öğrenecekti.
Eve girdiğinde salondaki sessizlik dikkatini çekti.
Rebeka karşısında duruyordu.
Yanında hazırlanmış bir bavul vardı.
Karel olduğu yerde kaldı.
“Bu ne?”
Rebeka gözlerini ondan kaçırmadan cevap verdi.
“Ben gidiyorum.”
Karel'in bakışları bavula indi.
“Nereye?”
“İtalya'ya.”
“Ne zaman?”
“Bu gece.”
Karel birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra sesi sertleşti.
“Çocuklar nerede?”
“Uyuyorlar.”
“Onları da götüreceksin.”
“Hayır.”
Karel'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Ne demek hayır?”
“Karun ve Kaan burada kalacak.”
Karel ona doğru bir adım attı.
“Sen annesin.”
“Artık olmak istemiyorum.”
Karel bir an ne diyeceğini bilemedi.
“Rebeka...”
“Ben bu hayattan bıktım.”
“Ben sana ne yaptım?”
“Hiçbir şey.”
“Seni kırdım mı?”
“Hayır.”
“Sana kötü davrandım mı?”
“Hayır.”
Karel'in sesi yükselmeye başladı.
“O zaman neden gidiyorsun?”
Rebeka birkaç saniye sustu.
Sonra gözlerini Karel'in gözlerine dikti.
“Çünkü seni artık sevmiyorum.”
Karel'in yüzündeki öfke yerini şaşkınlığa bıraktı.
“Ne dedin?”
“Seni sevmekten vazgeçtim.”
Karel acı bir gülümseme gösterdi.
“Yıllardır benimle aynı evde yaşadın.”
“Evet.”
“İki çocuğumuz oldu.”
“Evet.”
“Ben seni sevdim.”
“Ben artık seni sevmiyorum.”
Karel'in çenesi gerildi.
“Bu kadar mı?”
“Bu kadar.”
Karel başını iki yana salladı.
“Zaten bu evliliği ailelerimiz istedi.”
Rebeka sustu.
“Ama ben zamanla seni sevdim,” dedi Karel. “Bunu hiç anlamadın.”
“Anladım.”
“O zaman neden?”
“Çünkü artık hiçbir şey hissetmiyorum.”
Karel'in sesi kısıldı.
“Ben seni çok sevdim, Rebeka.”
Rebeka bavulunun sapını tuttu.
“Benim için bitti.”
Karel'in gözleri çocuklarının odasına doğru kaydı.
“Karun'la Kaan'ı nasıl bırakıp gideceksin?”
“Onlar senin çocukların.”
“Senin de çocukların!”
Rebeka cevap vermedi.
Karel'in sabrı tükeniyordu.
“Onları bir daha görmek istemiyor musun?”
“Hayır.”
Karel uzun süre ona baktı.
Sonunda sesi buz gibi çıktı.
“Bir gün pişman olacaksın.”
Rebeka kapıya yöneldi.
“Belki.”
Tam o anda dışarıdan art arda silah sesleri yükseldi.
Karel anında döndü.
Koridorda ayak sesleri duyuldu.
Bir adam koşarak içeri girdi.
“Patron!”
Karel ona döndü.
“Konuş.”
“Pusuya düştük. Dışarıda büyük bir grup var.”
Karel'in yüzü sertleşti.
“Kim?”
“Kim olduklarını henüz bilmiyoruz.”
Karel silah seslerini dinledi.
Sonra Rebeka'ya baktı.
“Sen burada kal.”
Rebeka korkuyla kapıya baktı.
“Karel...”
“Kapıyı kilitle.”
Karel dışarı çıktı.
O gece İstanbul'un karanlığında büyük bir mafya hesaplaşması başladı.
Karel'in adamları sokakları tutarken karşı taraftaki grup geri çekilmeyi reddediyordu.
Silah sesleri gecenin sessizliğini parçalıyor, herkes kimin kazanacağını bekliyordu.
Karel'in en yakın adamlarından biri yanına geldi.
“Patron, sağ taraf düştü.”
“Kalanları toparla.”
“Emredersin.”
Karel birkaç saniye çevresine baktı.
Sonra dişlerini sıktı.
“Kimse ailemin evine yaklaşmayacak.”
Adamları hemen harekete geçti.
Çatışma uzun süre devam etti.
Gecenin sonunda saldırganlar geri çekilmek zorunda kaldı.
Ama Karel ağır bir kayıp vermişti.
En yakın dostu da o gece hayatını kaybetmişti.
Karel eve döndüğünde ilk baktığı yer salon oldu.
Rebeka yoktu.
Bavulu da yoktu.
Gitmişti.
Karel birkaç saniye kapının önünde hareketsiz kaldı.
Sonra çocuklarının odasına çıktı.
Karun ve Kaan hâlâ uyuyordu.
Karel yatağın kenarına oturdu.
İki oğluna baktı.
Onların yüzünde Rebeka'nın izlerini görüyordu.
Ama çocuklarına kızmadı.
Onların hiçbir suçu yoktu.
Karel o gece Rebeka'ya olan güvenini tamamen kaybetti.
Yıllar geçti.
Karel ikinci kez evlendi.
Bu evlilikten dört çocuğu daha oldu.
Onları da bütün kalbiyle sevdi.
Fakat Karun ve Kaan'ın yüzüne baktığında geçmiş hiçbir zaman tamamen susmadı.
Çünkü o iki yüz, ona Rebeka'yı hatırlatıyordu.
Onun gidişini...
Söylediği sözleri...
Ve o gece kaybettiği en yakın dostunu.
Karel yıllarca bu acıyı kimseyle paylaşmadı.
Karun ve Kaan ise babalarının bazen kendilerine neden uzun uzun baktığını hiçbir zaman anlayamadı.
Onlar yalnızca babalarının sevgisini biliyordu.
Geçmişin ağırlığını değil.
Yirmi iki yıl boyunca Rebeka'dan hiçbir haber gelmedi.
Ta ki İtalya'dan gelen tek bir zarfa kadar...
Karel zarfı eline aldığında, yıllardır kapattığı geçmiş yeniden karşısına çıkacaktı.
Ve o zarf, yalnızca Rebeka'nın geçmişini değil, Karahan ailesinin yıllardır sakladığı gerçekleri de ortaya çıkaracaktı.