Keşfet

BÖLÜM 10 — KAREL`İN ŞÜPHESİ

Bizi bağlayan yollar

10. BÖLÜM — KAREL'İN ŞÜPHESİ

Gece yarısını çoktan geçmişti.

Karahanların evinde herkes odasına çekilmişti. Dışarıda nöbet tutan adamların ayak sesleri ara sıra koridordan duyuluyordu.

Karel ise hâlâ çalışma odasındaydı.

Rebeka'nın mektubu masanın üzerinde duruyordu.

Karel kâğıdı yeniden eline aldı. Baştan sona bir kez daha okudu.

Sonra yine aynı cümlede durdu.

“Onların senden olduğundan hiçbir zaman emin olamadım.”

Karel'in yüzü gerildi.

“Yirmi iki yıl sonra bunu neden yazdın?”

Cevap vermeyeceğini biliyordu.

Rebeka artık hayatta değildi.

Ama bıraktığı bu mektup, Karel'in yıllardır düşünmek istemediği şeyleri yeniden aklına sokmuştu.

Sandalyeden kalktı ve pencereye doğru yürüdü.

Yirmi iki yıl öncesini düşündü.

Rebeka'nın son zamanlarını...

Eskisi kadar konuşmamasını...

Telefon geldiğinde odadan çıkmasını...

O zaman bunların hiçbirine fazla anlam vermemişti.

Karel'in hayatı zaten başlı başına bir savaştı. Düşmanlar, hesaplaşmalar, yapılan işler ve korunması gereken insanlar vardı.

Evinin içinde yaşanan değişiklikleri fark edememişti.

Şimdi ise o günlerde yaşanan küçücük şeyler bile gözünde büyüyordu.

Karel pencerenin önünde bir süre sessiz kaldı.

Sonra kendi kendine konuştu.

“Benden ne sakladın, Rebeka?”

Bu soruyu yıllar önce sorması gerekiyordu.

Ama artık çok geçti.

Aklındaki asıl soru ise başka biriydi.

Rebeka'nın hayatında gerçekten başka biri olmuş muydu?

Eğer olmuşsa...

Kimdi?

Karel masasına geri döndü.

Yıllar önce çevresinde bulunan insanları düşünmeye başladı.

Eski ortakları.

Güvendiği adamları.

Rebeka'yla tanışan insanlar.

Bir anda aklına bir isim geldi.

Karel'in bakışları değişti.

Birkaç saniye o ismi düşündü.

Sonra başını iki yana salladı.

“Hayır...”

Buna inanmak istemiyordu.

Çünkü düşündüğü kişi, yıllar önce en çok güvendiği adamlardan biriydi.

Karel mektuba yeniden baktı.

İki çocuk.

Rebeka'nın bahsettiği iki çocuk...

Kafasındaki soru işaretleri daha da büyüdü.

Ya mektuptaki sözlerin bununla bir ilgisi varsa?

Ya Rebeka'nın sakladığı şey, düşündüğünden çok daha büyükse?

Karel telefonunu aldı ve en güvendiği adamını aradı.

Telefon kısa süre sonra açıldı.

“Karel Ağa?”

“Yarın sabah eski kayıtları çıkar.”

“Hangilerini?”

“Rebeka'nın İstanbul'da olduğu son yıllardaki kayıtları.”

Adam kısa bir süre sustu.

“Ne arıyoruz?”

Karel düşünmeden cevap verdi.

“Şimdilik hiçbir şeyi eleme.”

“Anladım.”

“Kimlerle görüşmüş, kimlerle konuşmuş, kimler eve girip çıkmış... Hepsini öğren.”

“Tamamdır.”

Karel telefonu kapatmadan önce bir şey daha söyledi.

“Bir de o dönem benimle çalışan adamların listesini çıkar.”

“Kimleri özellikle araştırayım?”

Karel'in sesi bir anda sertleşti.

“Rebeka'yla yakın olanları.”

“Emredersiniz.”

Telefon kapandı.

Karel telefonu masaya bıraktı.

Odadaki sessizlik yeniden çöktü.

Bir süre hiçbir şey yapmadan oturdu.

Aklına gelen o isim hâlâ gitmiyordu.

Belki yanılıyordu.

Belki de Rebeka'nın mektubu yüzünden herkesten şüphelenmeye başlamıştı.

Ama içindeki şüphe bir türlü susmuyordu.

Karel yeniden mektubu eline aldı.

“Ne sakladıysan bulacağım.”

Mektubu çekmeceye koyup kilitledi.

Tam ayağa kalkacakken kapının önünde durdu.

Aklındaki isim yine karşısına çıkmıştı.

Karel'in yüzü sertleşti.

“Eğer gerçekten sen isen...”

Cümlesini tamamlamadı.

Çalışma odasının ışığını kapatıp dışarı çıktı.