Keşfet

BÖLÜM 9 — KANER`İN ÖFKESİ

Bizi bağlayan yollar

9. BÖLÜM — KANER'İN ÖFKESİ

Karahan Konağı'nda sabah olmasına rağmen kimsenin içi rahat değildi.

Dün gece yaşananlar herkesin aklındaydı.

Kaner, salonun bir köşesinde telefonuyla konuşuyordu.

Karşıdaki adamın söylediklerini dinledikçe yüzü sertleşti.

“Bir daha söyle.”

Adam kısa bir sessizlikten sonra konuştu.

“Eski binaya giren adamlardan birinin izine ulaştık.”

Kaner'in çenesi gerildi.

“Kim olduğunu biliyor musunuz?”

“Henüz değil. Şehir dışına doğru gitmiş.”

“Peşinden gittiniz mi?”

“Gittik ama izini kaybettik.”

Kaner birkaç saniye sustu.

“Nasıl kaybettiniz?”

“Aracı değiştirmiş olabilir.”

Kaner'in eli telefonda sıkıldı.

“Bulun.”

“Emredersiniz.”

Telefon kapandı.

Camilya yanına geldi.

“Ne oldu?”

Kaner ona döndü.

“Eski binaya giren adamlardan birinin izini bulmuşlar.”

“Peki?”

“Kaçmış.”

Dmitri de yanlarına geldi.

“Demek hâlâ mektubun peşindeler.”

Kaner başını salladı.

“Büyük ihtimalle.”

Camilya endişeyle sordu.

“Şimdi ne olacak?”

Kaner'in sesi sertleşti.

“Kim aldıysa bulacağız.”

Aynı saatlerde Karel çalışma odasındaydı.

Masanın üzerindeki dosyalar açıktı.

Rebeka'nın adı geçen eski belgeleri tek tek inceliyordu.

Kapı çalındı.

“Gir.”

Karel'in en yakın adamı içeri girdi.

“Karel Ağa.”

Karel başını kaldırdı.

“Konuş.”

“Eski binanın yakınında bir adres bulduk.”

Adam kâğıdı masaya bıraktı.

Karel adresi aldı.

“Kim kullanıyor?”

“Henüz bilmiyoruz.”

Karel kâğıdı masaya bıraktı.

“Öğrenin.”

“Emredersiniz.”

Adam çıkmak üzereyken Karel yeniden seslendi.

“Bir de Rebeka'nın geçmişini araştırın.”

Adam durdu.

“Ne kadar geriye gidelim?”

Karel'in bakışları sertleşti.

“Yirmi iki yıl.”

“Anlaşıldı.”

“Kimlerle görüştü, kimlerle bağlantısı vardı, nerede kaldı... Hepsini öğrenin.”

“Baş üstüne.”

Adam çıktı.

Karel odada yalnız kaldı.

Bir süre masadaki dosyaya baktı.

Sonra bakışları çekmeceye kaydı.

Ayağa kalktı.

Çekmecenin yanına gitti.

Anahtarı çıkardı ve kilidi açtı.

Çekmeceyi sertçe açtı.

Rebeka'nın mektubu hâlâ oradaydı.

Karel mektubu eline aldı.

Kâğıdı sıktı.

“Yirmi iki yıl...”

Sesi öfkeliydi.

“Bunca yıl ne sakladın benden?”

Mektubu tekrar açtı.

Okudukça yüzündeki öfke arttı.

Bir satırda durdu.

Gözleri sertleşti.

Mektubu masaya bıraktı.

Sonra tekrar eline aldı.

“Bunu neden şimdi söyledin?”

Cevap yoktu.

Karel mektubu yeniden çekmeceye koydu.

Ama bu kez çekmeceyi hemen kapatmadı.

Bir süre mektuba baktı.

Sonra çekmeceyi sertçe kapattı ve kilitledi.

Öğleden sonra Kaner'in adamlarından biri konağa geldi.

Elinde bir kâğıt vardı.

“Kaner Bey.”

“Ne oldu?”

“Mektubun izine ulaştık.”

Kaner hemen ayağa kalktı.

“Nerede?”

“Eski binadan çıktıktan sonra bir adama verilmiş. Şehir merkezindeki eski bir telefoncudan çıktığını tespit ettik.”

Kaner kâğıdı aldı.

“Adres?”

Adam gösterdi.

“Burası.”

Kaner birkaç saniye baktı.

“Gidin. Kontrol edin.”

“Yanımıza adam alalım mı?”

“Alın. Ama dikkatli olun.”

“Emredersiniz.”

Adam çıktı.

Kaner arkasından baktı.

Öfkesi hâlâ dinmemişti.

Akşam olduğunda Karel yeniden çalışma odasına geçti.

Kapıyı kapattı.

Çekmeceye baktı.

Sonra anahtarı çıkardı.

Çekmeceyi açtı.

Rebeka'nın mektubunu tekrar eline aldı.

Bu kez yüzünde yalnızca öfke vardı.

Mektubu bir kez daha okudu.

Son satıra geldiğinde eli durdu.

Karel'in gözleri kısıldı.

“Demek öyle...”

Mektubu masaya bıraktı.

Arkasına yaslandı.

Yirmi iki yıl boyunca sustuğu için pişman değildi.

Ama artık susmaya da niyeti yoktu.

Çekmeceden mektubu çıkardı.

Masaya koydu.

Ve ilk kez Rebeka'nın bıraktığı sözlerin peşinden gitmeye karar verdi.

Ne sakladıysa öğrenecekti.

Ne yalan söylediyse ortaya çıkaracaktı.

Bu kez hiçbir şey yarım kalmayacaktı.