REBEKA`NIN GEÇMİŞİ
Gece yarısı çoktan geçmişti.
Karahan Konağı'nın içinde herkes odalarına çekilmiş gibi görünüyordu ama kimse gerçekten uyumuyordu. Koridorlarda dolaşan adamların ayak sesleri, dışarıda nöbet tutanların telsiz konuşmaları ve arada bir açılıp kapanan kapılar gecenin sessizliğini bozuyordu.
Karun çalışma odasında tek başına oturuyordu.
Önündeki dosya açıktı ama tek bir satır bile okuyamıyordu.
Aklında sürekli aynı görüntü dönüp duruyordu.
Camilya'nın yanında duran Dmitri.
Camilya'nın yüzündeki korku.
Ve ardından söyledikleri...
“Biz size ihanet etmedik.”
Karun gözlerini kapattı.
İnanmak istemiyordu.
Camilya'nın düşmanın oğluyla nişanlanması, onun gözünde her şeyi değiştirmişti. Artık Camilya'nın yapacağı hiçbir açıklama Karun'un şüphesini dağıtmıyordu.
Tam o sırada telefonu çaldı.
Karun telefonu açtı.
“Konuş.”
“Karun Bey, dışarıda birkaç araç var.”
“Kim?”
“Tanımıyoruz.”
“Kaç araç?”
“Dört tane. Hepsi siyah.”
Karun hemen ayağa kalktı.
“Kapıları kapatın. Kimseyi içeri almayın.”
“Emredersiniz.”
Telefon kapandı.
Karun pencerenin önüne yürüdü.
Bahçenin girişinde duran dört siyah araca baktı.
Araçların kapıları aynı anda açıldı.
Adamlar tek tek dışarı çıktı.
Hepsi koyu renk takım elbiseler içindeydi.
Son araçtan Kaner indi.
Üzerinde siyah bir gömlek vardı. Ceketini bile giymemişti. Konağın önünde onlarca adamın beklediğini biliyordu ama bundan rahatsız olmuş gibi görünmüyordu.
Adamları birkaç adım arkasından ilerlerken Kaner başını kaldırıp konağa baktı.
Karun'un adamlarından biri elini silahına götürdü.
Kaner bunu fark etti.
Olduğu yerde durdu.
Bakışlarını adama çevirdi.
“Çek elini silahından.”
Sesi sakindi.
Ama sertti.
Adam elini hemen indirdi.
Kaner bu kez kendi adamlarına baktı.
“Kimse silahına davranmayacak.”
Adamları sessizce başlarını salladı.
Kaner tekrar konağa döndü.
“Ben konuşmaya geldim.”
Karun merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Kaner olduğu yerde bekledi.
İki adam birkaç metre arayla karşı karşıya durdu.
Karun doğrudan sordu:
“Yine sen...”
Kaner'in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Evet.”
“Burada ne işin var?”
“Seninle konuşmaya geldim.”
“Benim seninle konuşacak bir şeyim yok.”
Kaner başını hafifçe yana eğdi.
“Benim var.”
Karun kaşlarını çattı.
“Ne hakkında?”
Kaner'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Camilya ve Dmitri hakkında.”
Karun'un yüzü sertleşti.
“Camilya hain.”
Kaner birkaç saniye sessizce ona baktı.
Sonra bir adım öne çıktı.
“Yine aynı kelime.”
“Çünkü fikrim değişmedi.”
“Kanıtın var mı?”
Karun sustu.
Kaner başını hafifçe salladı.
“Yok.”
Bir adım daha yaklaştı.
“O zaman Camilya'nın adını ağzına alırken dikkat et.”
Karun'un sesi sertleşti.
“Sen benim aile meselelerime karışma.”
Kaner'in bakışları sertleşti.
“Senin aile meselen beni ilgilendirmez.”
Bir an durdu.
“Ama Camilya'ya yaptıklarınız beni ilgilendirir.”
Karun küçümseyerek baktı.
“Senin yüzünden bu noktaya geldi.”
Kaner'in kaşları çatıldı.
“Benim yüzümden mi?”
“Düşmanın oğluyla nişanlandı.”
“Bu onun kararı.”
Kaner'in sesi sertleşti.
“Sen bu kararı kabul etmiyorsun diye onu hain ilan edemezsin.”
Karun bir adım attı.
“Sen onun tarafındasın.”
Kaner hiç tereddüt etmedi.
“Evet.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Çünkü onu seviyorum.”
Kaner'in sesi sakindi ama sözleri netti.
“Camilya benim için sıradan biri değil. Ona bir şey olmasına izin vermem.”
Karun cevap vermedi.
Kaner devam etti:
“Onun gözlerinin önünde Dmitri'ye yaptıklarınızı gördüm.”
Bakışları sertleşti.
“Camilya'nın korktuğunu da gördüm.”
Karun sessiz kaldı.
“Ben o gece oradaydım. Her şeyi gördüm. Şimdi bana unut demeni bekleme.”
“Dmitri'nin ne olduğunu bilmiyorsun.”
“Belki bilmiyorum.”
Kaner başını hafifçe salladı.
“Ama Camilya'nın hain olduğunu da sen kanıtlayamadın.”
Karun'un öfkesi arttı.
“Bana ders verme.”
Kaner kısa bir gülümseme gösterdi.
“Ders vermiyorum.”
Bir an durdu.
“Son kez söylüyorum. Camilya'ya haksızlık etme.”
Tam o sırada içeriden bir adam hızla çıktı.
“Karun Bey!”
Karun ona döndü.
“Ne oldu?”
“Arka kapıda nöbet tutan adamlardan biri kayıp.”
Karun'un yüzü değişti.
“Ne zamandır?”
“Yaklaşık on dakika.”
Kaner hemen sordu:
“Arka tarafta bir hareketlilik oldu mu?”
Adam başını salladı.
“Bir araç izi gördük.”
Kaner telefonunu çıkardı.
“Arka tarafı kontrol edin.”
Adamları hemen harekete geçti.
Birkaç saniye sonra telsizden ses geldi.
“Kaner Bey, burada araç izi var.”
Kaner'in bakışları sertleşti.
“Takip edin.”
Karun ona baktı.
“Sen neden bu kadar ilgileniyorsun?”
Kaner gözlerini ondan ayırmadı.
“Çünkü kaybolan bir mektup var.”
Karun'un kaşları çatıldı.
“Sen onu nereden biliyorsun?”
“Camilya anlattı.”
Karun'un bakışları sertleşti.
“Demek sana anlatıyor.”
Kaner'in yüzünde kısa bir gülümseme oluştu.
“Bana güveniyor.”
Bir an durdu.
“Ben de o güveni boşa çıkarmam.”
Tam o sırada konağın içinden sert bir ses geldi.
Herkes bir anda içeri döndü.
Kaner önden yürüdü.
Karun da peşinden gitti.
Koridoru geçtiklerinde üst kattaki odalardan birinin kapısının açık olduğunu gördüler.
İçeride çekmeceler karıştırılmış, dosyalar yerlere saçılmıştı.
Karun içeri girdi.
Yerdeki dosyalardan birini aldı.
“Eski kayıtlar...”
Kaner odaya baktı.
“Bunlara kim dokundu?”
“Bilmiyorum.”
Kaner gözlerini odada gezdirdi.
“Birileri bir şey aramış.”
Karun dosyayı sıkıca tuttu.
“Ne aradıklarını bilmiyoruz.”
“Öğreniriz.”
Tam o sırada aşağıdan gürültü yükseldi.
Adamların bağırışları duyuldu.
Kaner hızla merdivenlere yöneldi.
Karun da arkasından indi.
Girişe geldiklerinde dış kapının açık olduğunu gördüler.
Bir adam nefes nefese yanlarına geldi.
“Kaçtı.”
“Kim?”
“Yüzünü göremedik.”
Kaner bahçeye baktı.
Uzakta bir aracın ışıkları hızla uzaklaşıyordu.
Telefonunu çıkardı.
“Aracı takip edin.”
Adamlarından biri hemen araca bindi.
Karun Kaner'in yanına geldi.
“Ben de geliyorum.”
Kaner ona baktı.
“Gel.”
İki araç kısa süre sonra konağın önünden ayrıldı.
Şehrin karanlık sokaklarında takip başladı.
Öndeki araç ara sokaklara giriyor, Kaner'in araçları arkasından ilerliyordu.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonunda Karun sordu:
“Ya mektup o araçtaysa?”
Kaner gözlerini yoldan ayırmadı.
“Bulacağız.”
“Ya çoktan yok edildiyse?”
Kaner'in yüzü sertleşti.
“O zaman kimin yok ettiğini buluruz.”
Karun ona baktı.
“Sen gerçekten bu işin peşini bırakmayacak mısın?”
Kaner kısa bir nefes aldı.
“Camilya'yı korkmuş hâlde gördüm.”
Bir an sustu.
“Bundan sonra bu işin peşini bırakmam.”
Öndeki araç bir anda hızlandı.
Kaner de hızını artırdı.
Birkaç dakika sonra araç eski bir deponun önünde durdu.
Kaner arabadan indi.
Karun da hemen arkasından çıktı.
“Ben önden gireceğim.”
Karun başını salladı.
“Tek başına girmiyorsun.”
Kaner ona baktı.
“Zaten yalnız gelmedim.”
İkisi birlikte depoya doğru ilerledi.
Kaner elini kaldırdı.
Adamları durdu.
İçeriden konuşma sesleri geliyordu.
Kaner birkaç saniye dinledi.
Sonra kapıyı açtı.
İçeride iki kişi vardı.
Biri kaçmaya çalıştı ama kapıda bekleyen adamlar önünü kesti.
Diğeri olduğu yerde kaldı.
Kaner doğrudan karşısına geçti.
“Mektup nerede?”
Adam cevap vermedi.
Kaner birkaç saniye bekledi.
“Bak, sabrım zaten yok. Daha fazla bekletme beni.”
Adam başını eğdi.
“Bilmiyorum.”
Karun öfkeyle öne çıktı.
“Yalan söylüyorsun!”
Kaner kolunu kaldırıp onu durdurdu.
“Dur.”
Sonra tekrar adama döndü.
“Kim aldı?”
Adam sustu.
Kaner'in bakışları sertleşti.
“Biliyorsun.”
Tam o sırada adamın telefonu çaldı.
Kaner telefonu elinden aldı.
Ekranda tek bir mesaj vardı:
Mektup bende değil. Ama kimin aldığını biliyorum.
Kaner mesajı okudu.
Karun da ekrana baktı.
“Kim?”
Adam yutkundu.
“Rebeka'nın geçmişinden biri.”
Karun'un yüzü gerildi.
Kaner birkaç saniye sessiz kaldı.
Ne mektubu alan kişinin kim olduğunu biliyorlardı ne de Rebeka'nın geçmişinden kimin bu işin içinde olduğunu.
Bildikleri tek şey, birilerinin hâlâ mektubun peşinde olduğuydu.
Kaner telefonu cebine koydu.
Sonra Karun'a döndü.
“Camilya'yı bu işin dışında tut.”
Karun hemen karşı çıktı.
“