7
Sabah, minik bir miyavlama sesiyle uyandım.
"Miyav! Miyav!"
Gözlerimi güçlükle araladım. İlk işim, gözlerimi Alaca'nın yatağına çevirmek oldu. Uyanmıştı. Minik başını kaldırmış, kısık kısık miyavlayarak sesini duyurmaya çalışıyordu.
Telefonumu elime alıp saate baktım. Saat henüz yediydi.
Esneyerek kollarımı başımın üzerine doğru uzattım.
"Kalk Ayşen Hanım, Alaca acıkmış sanırım." diye kendi kendime söylendim.
Yataktan kalkıp doğruca Alaca'nın yanına gittim. Eğilerek onu nazikçe kucağıma aldım ve banyoya geçtim.
"Alaca, acıktın mı sen bakalım?" diye sordum.
Minik bir miyavlamayla karşılık verdi.
Onu lavabonun kenarına, kaymayacağı güvenli bir yere yerleştirdim. Önce ellerimi ve yüzümü yıkadım. Ardından sıra minik afacana geldi. Henüz tuvalet eğitimini tamamlamadığı için biraz kirlenmişti. Onu temizlemem gerekiyordu.
Kedi şampuanından avucuma az miktarda sıktım ve dikkatlice yıkamaya başladım. Tabii Alaca bu durumdan pek hoşlanmamıştı. Bir yandan kıpırdanıyor, bir yandan da şikâyet edercesine miyavlıyordu.
"Tamam, tamam. Biliyorum, hiç hoşuna gitmedi ama böyle olmaz ki miniğim. Hem Mine sultan kokuyu alırsa ikimizi de terlikle kovalar!" dedim gülerek.
İşimi bitirdiğimde onu hemen yumuşacık bir havluya sardım. Güzelce kuruladıktan sonra kucağıma alıp odama geçtim.
Fön makinesini düşük ısıda ve uzaktan tutarak tüylerini tamamen kuruttum. Ardından yatağındaki pedi yenisiyle değiştirdim. Temiz yatağını hazırladıktan sonra onu dikkatlice yerine bıraktım.
"İşte şimdi pamuk gibi oldun." diyerek başını okşadım.
Alaca rahatça yatağına kıvrılırken ben de odamı toparlayıp üzerimi değiştirdim. Son olarak aynada kendime şöyle bir baktım ve aşağı indim.
Doğruca mutfağa geçtim. Alaca'nın mamasını hazırladıktan sonra salona gidip koltuğa oturdum. Onu dikkatlice kucağıma yerleştirdim ve biberonunu uzattım.
Aç olduğu her hâlinden belliydi. Minik minik yutkunarak sütünü içerken kulaklarını oynatıyor, arada bir de patileriyle parmağımı kavramaya çalışıyordu.
Çok tatlıydı.
Onu hayranlıkla izliyordum. O küçücük hâliyle hayatımın böylesine güzel bir parçası olacağını hiç düşünmemiştim.
Mamasını bitirdiğinde doyduğunu belli edercesine başını kucağıma yasladı. Ardından minicik bir iç çekti ve gözlerini kapattı. Birkaç saniye içinde uykuya dalmıştı bile.
Kıpırdamadan öylece kaldım. Uzun süre onu seyrettim. Sabahın sessizliğinde, kucağımda huzurla uyuyan bu minik canı izlerken üzerimdeki bütün yorgunluğun silinip gittiğini hissettim.
Bazen insanın mutluluğu, kucağına sığacak kadar küçük olabiliyordu.
☕
Günler geçmiş, Alaca kısa sürede ailenin maskotu olmuştu.
Evde herkesin ayrı bir ilgisi vardı ona. Kimi oyun oynatıyor, kimi kucağına alıp seviyordu. Alaca ise bu ilginin tadını çıkarmayı çoktan öğrenmişti.
Bugün pazardı.
Gençlerle birlikte dışarı çıkmak için sözleşmiştik. Uzun zamandır hep beraber vakit geçirememiştik. Bugün biraz gezip eğlenmek, belki güzel bir yerde oturup sohbet etmek istiyorduk.
Tabii bu buluşmanın kadrosu da oldukça kalabalıktı.
Abim, Eda, Pera, Pera'nın abisi Vural, ortağı Ales ve ben...
Bir de maalesef Filiz yengemle kuzeni Necmettin vardı.
İçimden derin bir nefes aldım.
Günün nasıl geçeceğini şimdiden kestirmek zordu. Çünkü Filiz yengemin olduğu yerde sakinlik pek uzun sürmezdi. Necmettin de ona eşlik edince ortaya nasıl bir manzara çıkacağını tahmin etmek hiç güç değildi.
Yine de moralimi bozmayacaktım.
Bugün kendime güzel bir gün geçirme sözü vermiştim.
Üstelik Alaca'yı evde bırakacak olmanın burukluğu dışında keyfimi kaçıracak hiçbir şey yoktu.
Şimdi tek yapmam gereken hazırlanmaktı.