Keşfet

KORKULUK

BU HİKÂYELER UYUTMAZ 1

Her yaz olduğu gibi bu yaz da o eve gittiler. Geniş bahçeli, beyaz boyalı, dere kenarındaki o ev…

Beren için bu ev yalnızca yaz tatillerini geçirdikleri bir yer değildi. Çocukluğunun en güzel anılarının çoğu burada geçmişti. Bahçede geçirdiği uzun saatler, ailesiyle yaptığı küçük yürüyüşler ve özellikle de odasının penceresinden görünen dere…

Derenin akışını izlemek Beren’e her zaman huzur verirdi. Saatlerce penceresinin önünde oturup suyun hareketini seyredebilirdi.

Ama bu kez farklıydı.

Evin kapısından içeri adımını attığı anda içini açıklayamadığı bir sıkıntı kapladı. Neden böyle hissettiğini bilmiyordu. Sanki biri, görünmez bir el gibi kalbini sıkıyordu.

Beren bir süre kapının önünde öylece durdu. Sonra bu garip hissi önemsememeye çalışarak odasına çıktı.

Odası her zamanki gibiydi. Her yaz aynı şekilde yerleştirilmiş eşyalar, aynı çarşaflar, aynı pencere ve aynı manzara… Her şey olması gerektiği gibiydi.

Ama hava… Ağırdı. Odanın içinde açıklayamadığı bir soğukluk vardı. Beren pencereye doğru baktı. Dışarıda dere her zamanki gibi akıyordu.

Yine de içindeki huzursuzluk geçmiyordu.

Belki Hilal’le konuşursa biraz rahatlayacağını düşündü. Odadan çıkıp Hilal’in odasına gitti. Kapıyı hafifçe çaldı.

“Hilal, müsait misin?”

“Müsaidim, gel bakalım.”

Beren içeri girdi. Bir süre kardeşine baktıktan sonra konuşmaya başladı.

“Bir şey soracağım ama doğruyu söyleyeceksin, tamam mı?”

Hilal gülümsedi.

“Tabii. Ne zaman yalan söyledim ki?”

Beren bir an duraksadı.

“Odada bir tuhaflık var. Hissediyor musun? Sanki boğuluyormuşum gibi oluyor.”

Hilal güldü.

“Bence uzun yoldan geldik ya, biraz yorgunsun. Dinlenince geçer.”

Beren kardeşinin söylediklerini düşündü.

“Belki de… Bu gece seninle kalsam iyi olur. Eskisi gibi pijama partisi yaparız.”

                                        

Hilal’in gözlerinin içi gülmektedir.

“Neden olmasın. Film seç, ben atıştırmalıkları hazırlayayım.”

Beren’in yüzünde hafif bir gülümse oluştu. En azında bu gece yalnız kalmayacaktı. Birlikte hazırlanmaya başladılar. Atıştırmalıkları hazırladılar, rahat kıyafetlerini giydiler ve filmi açıp yan yana oturdular.

Film gecesi, bir nebze olsun Beren’in kafasını dağıtmıştı. Kahkahalar, mısır kokusu ve dışarıdan gelen cırcır böceklerinin sesi… Her şey normal görünüyordu.

Sanki eve ilk girdiklerinde hissettiği o garip sıkıntı hiç yaşanmamış gibiydi. Ama Beren’in içindeki his tamamen kaybolmamıştı. Ne kadar eğlenmeye çalışsa da zaman zaman aklı yine odasına ve dışarıdaki dereye gidiyordu.

Filmin sonunda Hilal ayağa kalktı.

                                   69

“Hadi biraz hava alalım.”

Beren hemen başını salladı.

“Ben istemiyorum.”

Hilal ısrar etti.

“Biraz çıkalım. Hemen hava serinlemiştir.”

Beren kardeşinin ısrarına daha fazla dayanamadı. Birlikte bahçeye çıktılar. Hava gerçekten serindi. Gökyüzü bulutlarla kaplıydı. Bahçenin sessizliği gecenin ilerleyen saatlerinde daha da belirginleşmişti.

Derenin yönünden esen rüzgar, garip bir fısıltı taşıyor gibiydi. Beren’in gözleri istemsizce o yöne kaydı.

Dere ay ışığında parlıyordu. Suyun yüzeyindeki ışık hafifçe hareket ediyordu. Beren bir süre dereye baktı. Sonra suyun yüzeyinde bir şey gördü.

Bir anlığına bir şey hareket etmişti. Beren’in yüzündeki ifade değişti.

“Hilal, gördün mü?”

Hilal şaşkınlıkla ona baktı.

“Neyi?”

Beren dereyi işaret ederek...

“Orada… Sanki biri var.”

Hilal dereye baktı. Sonra Beren’e dönüp gülümsedi.

“Canım, suyun yansıması o.”

Beren yine de ikna olmamıştı. İkisi birlikte dere kenarına kadar yürüdüler. Hilal kardeşinin elini tuttu.

“Bak işte, sıradan bir dere.”

Beren suya bakıyordu. Ama yüzü bembeyaz olmuştu.

İçindeki o huzursuzluk yeniden ortaya çıkmıştı. Bu kez daha güçlüydü. Sanki biri kulağına çok yakından fısıldıyordu

“Gel…”

Beren’in gözleri bir anda değişti. Elini Hilal’in elinden çekti. Dere kenarına doğru ilerlemeye başladı.

Hilal arkasından seslendi.

“Beren!”

Ama Beren duymuyordu. Sanki büyülenmiş gibiydi. Adım adım suya doğru ilerledi. Derenin içine baktı. Gözbebekleri boşluğa dalmıştı.

Hilal’in içini korku kapladı. Koşarak kardeşinin yanına gitti ve kolundan tuttu.

“Beren, ne yapıyorsun!”

Beren’in bedeni donmuş gibiydi. Nefes bile alamıyordu. Hilal ne yapacağını bilemeden onu kendine çekmeye çalıştı.

Tam o sırada arkadan bir ses geldi. Hilal irkilerek arkasına döndü. Fakat gördüğü sadece küçük bir kediydi. Bir anlığına rahatladı. Sonra tekrar önüne döndü.

Beren yoktu.

Hilal’in yüzündeki ifade bir an değişti.

“Beren?”

Etrafına baktı.

“Beren!”

Cevap yoktu. Gözleri dereye kaydı. Derenin yüzeyinde beyaz bir silüet yüzüyordu. Ay ışığı bedeninin üzerinde parlıyordu. Gözleri açıktı. Soğuk, cansız ve korkunç bir sessizlik vardı.

Hilal çığlık attı.

Anne ve babası sesi duyup koşarak dışarı çıktı. Hilal’in kollarında sırılsıklam, buz gibi bir beden vardı.

Beren çoktan gitmişti.

O gece evin içindeki sessizlik artık eskisi gibi değildi. Derenin sesi gecenin içinde duyulmaya devam ederken Hilal olanları anlamaya çalışıyordu.

Rüzgar derenin üzerinden uğuldadı. Ve Hilal o fısıltıyı bir kez daha duydu:

“Ben hala buradayım…”

Yorumlar

  • Enes: Hepimizin bazen suyun sıradışılığı karşısındaki ruh halini anlıyorum
  • Ebru Uysal: eğlenmeye bak aksi halde peşini bırakmaz
  • İsmail Parlak: hilal çağrısı böyle bir anda pek yetersiz gibi görünüyor
  • Elisa: Bütün o gülümsemeler sana yetmiyor mu?
  • Ece kaplan: Cansız bir silüet ibaresi çok tehditkâr bir dönüş yapıyor dikkat et!
  • Efe Şahin: gözüne çarpan her şeyde bir kurcalama var doğrusu dikkatli olmalısın