OKUL
Kantinde her zamanki yerinde oturmuş kahvesini yudumluyordu. Kahvesini yudumlarken masaya Kaya yaklaştı ve “Burası boşsa oturabilir miyim?” Pınar evet anlamında başını sallar ve Kaya yanına oturur. Pınar kafasını kaldırır ve Kaya ile sohbet eder. Ders saati gelir ve derse gitmek üzere kalkar ve dersliğe doğru ilerler.
Dersliğe giderken aklına bir şey takıldı. O çocuğu ilk defa görmüştü ama o çocuk onu sanki çok iyi tanıyor gibiydi. O kadar boş yer varken onun yanına oturmuştu. Bir sonraki teneffüste arkadaşlarına o çocuğu tarif etti. Ama kimse o çocuğu bilmiyordu. Teneffüs bitmeden tekrar kantine gitti, gözleri o çocuğu aradı ama o çocuk yoktu.
Birden bir ürperti geldi ve arkasına dönüp baktı. Kaya ona bakmaktaydı ve ondan başka gören yoktu. Kaya sadece ona gözükmekteydi. Sebebiyse muamma. Öleceğini sandı, ama o şey onu alıp gitti. Pınar’ın anısına bir köşe yapıldı. O günden sonra okulda tedbirler alındı ama iş işten geçmişti artık.
O tahminlere göre 1960’larda okulda intihar eden Kaya Çorumlu adında bir öğrencinin ruhu idi ve her yıl öldüğü gün okula geliyordu. Bir kişiyi kurban seçip onu yanında götürüyordu. Seçtiği kişi dışında onu kimse görmüyordu. Kendisi gibi yalnız takılanları seçerdi. Issız yerler onun yeriydi. Issız bir yere giderseniz dikkatli olun derim.
Aradan birkaç gün geçmişti. Okulda herkes Pınar’ın başına gelenleri konuşuyordu. Bazıları Kaya’nın sadece şehir efsanesi olduğunu düşünürken, bazıları onun gerçekten okuda dolaştığına inanıyordu.
Bir gün teneffüste birkaç öğrenci kantinde oturmuş, Pınar’ın yaşadıklarını konuşuyordu. Tam o sırada yan masada oturan yaşlı görünümlü bir adam başını kaldırdı.
“Pınar’dan da önce aynı şey olmuştu.”
Masadaki herkes bir anda sustu.
“Ne demek istiyorsun?” diye sordu öğrencilerden biri.
Adam birkaç saniye sessiz kaldı. “Bu okulda Kaya’yı ilk gören kişi Pınar değil.” Adam derin bir nefes aldı ve etrafına baktı. Sanki anlatacağı şeyin duyulmasını istemiyordu. “Yıllar önce, ben de bu okulda öğrenciydim,” dedi. “ O zamanlar Kaya’nın adını kimse doğru düzgün bilmiyordu. Sadece bazı öğrenciler onun hakkında konuşuyordu.”
“Ne anlatırlardı?” diye sordu Pınar’ın arkadaşı.
Adam başını öne eğdi. “Bir gün sınıftan bir kız kayboldu. Adı Nilüfer’di. Tıpkı Pınar gibi okulda genellikle yalnız dolaşırdı. O gün teneffüste onu kantinde tek başına otururken gördük. Daha sonra yanına bir çocuk geldi. Çocuğun kim olduğunu bilmiyorduk.”
“Çocuk Kaya mıydı?”
Adam cevap vermeden önce birkaç saniye sustu. “Evet.”
Masadaki öğrenciler birbirlerine baktılar.
“Nilüfer o çocukla konuştu. Sonra ders zili çaldı ve herkes derslerine gitti. Ama o derse gitmedi.”
“Peki, sonra ne oldu?”
“ Nilüfer’i okulun arkasındaki harabe binanın bahçesinde öylece oturuyordu. Dilini yutmuş gibi hiç konuşmadı. Sadece aynı şeyi mırıldanıyordu.”
Adam kısık sesle şunu dedi, “Beni yalnız bırakmıyor.”
Masada bir sessizlik olmuştu. “Kim?” diye sordu öğrencilerden biri.
Adam gözlerini kapıya çevirdi. “Kaya…”
Öğrenciler bir müddet birbirlerin baktılar. Aralarından biri sessizliği bozdu. “Nilüfer’in ne zaman kaybolduğunu biliyor musunuz?”
Adam başını salladı. “Tam olarak hatırlayamıyorum ama okulun arşiv odasında kayıtlarda vardır.”
Öğrenciler arşiv odasına giderler ve bütün dosyalara tek tek bakarlar. Dosyaların en arkasında hepsinden farklı bir dosya vardı. Dosyanın üzerinde Nilüfer yazmaktaydı. Dosyalar tozlu olduğu için kapağı açtığı gibi etrafı toza buladı. Dosyayı açtığında resim dikkatini çekti ve bir anlığına donup kaldı.
“Çocuklar… Buraya bakın.”
Herkes fotoğrafın etrafında toplandı. Fotoğrafta Nilüfer, okulun bahçesinde tek başına oturuyordu. Fakat fotoğrafın arka tarafında, birkaç metre ötede bir çocuk daha vardı. Yüzü net değildi ama kıyafetleri Pınar’ın tarif ettiği Kaya’nın kıyafetleriyle aynıydı.
Tam o sırada arşiv odasının kapısı yavaşça kapandı.
Currtt…
Herkes sustu. Kapının diğer tarafında birinin durduğunu hissediyorlardı. Sonra kapının ardından bir ses geldi:
“Beni mi arıyordunuz?”
Kısa bir sessizlik oldu. Ardından içlerinden biri kapının altından bakmaya karar verdi. Tam o sırada kapının arkasında duran kişi eğildi ve o da ona baktı.
Ama bu oydu.
“Bu nasıl olur? Ölmemiş miydi?”
Fotoğraftaki kıyafetleri hala üzerindeydi. Karşılarında kanlı canlı duruyordu. Kapıyı açtılar ama koridor bomboştu. Kapını arkasında duran kişi, birkaç saniye önce orada olmasına rağmen ortadan kaybolmuştu.
Yerde eski bir fotoğraf duruyordu.
İçlerinden biri eğilip fotoğrafı aldı. Fotoğrafın arkasında bir tarih ve kısa bir cümle yazıyordu. Tarihi görünce hepsi birbirine baktı. Bu Kaya’nın öldüğü gündü.
Tam o sırada okulun başka bir yerinden bir ses duyuldu.
“Pınar…”
Ses koridorun sonundan gelmişti. Öğrenciler birbirlerine baktılar. İçlerinden biri, “Pınar’ın adını kim söyledi?” diye fısıldadı. Cevap veren olmadı. Yavaşça koridorun sonuna doğru ilerlediler. Sesin geldiği yerde eski bir sınıf vardı. Kapısı aralıktı.
İçeri girdiklerinde duvarda eski fotoğrafların asılı olduğunu gördüler. Fotoğrafların arasında Kaya’nın fotoğrafı da vardı. Fotoğrafın altında küçük bir not yazıyordu:
“Her yıl aynı gün. Bir kişi.”
Öğrencilerden biri fotoğrafa yaklaştı. “Demek doğruymuş…” Tam o sırada sınıfın kapısı arkalarından kapandı. Işıklar söndü. Karanlığın içinden bir ses duyuldu.
“Yalnız olanı seçerim.”
Kimse hareket edemedi. Ses yeniden duyuldu. “Çünkü yalnız olan beni daha kolay görür.” Bir anda ışıklar tekrar yandı. Sınıfta kimse yoktu, sadece fotoğraf vardı. Kaya’nın olduğu fotoğraf ve Kaya yalnız değildi. Yanında Pınar’da vardı.
O korkuyla baktı. O anda okulun dışında bir çığlık duydu. Ertesi gün okulda kimse bu olay hakkında konuşmadı. Ama o günden sonra öğrenciler teneffüslerde asla tek başına dolaşmadılar.
Yine de okulun koridorlarında birinin yürüdüğü görülüyordu. Ve her yıl, Kaya’nın öldüğü gün yaklaştığında, okulda yalnız kalan öğrencilerden biri aynı sesi duyuyordu.
“Pınar…”
Kaya’nın hikayesi bitmemişti. Sadece yeni birini bekliyordu.
Yorumlar
- Talya Sun: sağ ol
- Talya Sun: İlk önce arkadaş gibi davranıyor ardından onu kendisi ile birlikte götürüyor.
- Mehmet Yıldırım: Konuşturan kaya ve pınar süper ikili olmuş🤣
- Talya Sun: aklıma enteresan hikâyeler geliyor ve yazıyorum
- Talya Sun: ve zamanında kendi de yalnızdı ve bu yalnızlık ve alaydan dolayı intihar etmişti.
- Talya Sun: Zamanında kendisi de yalnızdı.
- Talya Sun: Kaya eskiden ölen bir öğrenci. Tek gezen yalnız kişileri alıp gidiyor.
- Talya Sun: aslında başta anlaatım Kaya mevzusunu