1. Bölüm- Fırtınanın İzi
İstanbul’dan kalkan özel tarifeli uçağın VIP kabininde hava, Alya’nın duruşu kadar soğuk ve pürüzsüzdü.
Alya Karadağ, babasının altı yaşından beri kulağına küpe yaptığı o altın kuralı zihninde tekrarlıyordu: “Disiplin, zaferin tek anahtarıdır. Duygularına ve çevrendeki gürültülere asla geçit verme.” Özel dikim siyah ceketinin içinde dimdik otururken, kucağındaki ince dizüstü bilgisayarında holdingin önümüzdeki çeyrek yatırımlarını inceliyordu. Kulaklığındaki hafif klasik müzik, etraftaki tüm sesleri kesmeye yetiyordu. En azından... yan koltuğundaki hareketlilik başlayana kadar.
Sol tarafında oturan adam, uçak havalandığından beri bir an olsun yerinde durmamıştı.
Rüzgar, rahat bir tavırla koltuğuna kurulmuş, üzerindeki pahalı ama spor kıyafetlerle kabin görevlilerini kelimenin tam anlamıyla tatlı bir dille ablaya alıyordu. Kim olduğu, nereli olduğu ya da ne iş yaptığına dair en ufak bir ipucu yoktu; sadece aşırı enerjik ve cıvıl cıvıldı.
"Affedersiniz," dedi adam, hostese en cazibeli tebessümünü sunarak. "Bu fındıklar kavrulmuş ama yeterince şefkat görmemiş gibi. Acaba mutfakta biraz daha taze badem var mıdır? Bir de kahvem sütlü olsun ama sütü espressoya eklerken sağa doğru üç kez çevirerek dökebilir misiniz? Aroması öyle çıkıyor da."
Hostes kız hafifçe kızararak başını salladı. "Hemen bakıyorum efendim."
Alya, gözlerini ekrandan ayırmadan derin bir nefes aldı. Dişlerini sıktı. Duymamazlıktan gel Alya. Odaklan.
Ancak adamın durmaya hiç niyeti yoktu. Birkaç dakika sonra başka bir kabin görevlisini daha çağırdı. "Pardon, kabin sıcaklığı 21.5 derece galiba? 22 yapma şansımız var mı? Yanımdaki hanımefendi buz tutmak üzere de, onun için endişeleniyorum."
Alya kulaklığını hışımla çıkarıp masanın üzerine koydu. Başını yavaşça sola çevirdi. Bakışları, bir adamı tek hamlede yere serebilecek kadar keskin ve soğuktu.
"Ben gayet iyiyim," dedi Alya, sesi adeta buzdolabından yeni çıkmış bir bıçak gibi keskin. "Ve sıcaklık yerine çeneni biraz kapatırsan, tüm kabin olarak çok daha huzurlu bir uçuş geçirebiliriz."
Adam, Alya’nın o buz gibi gözlerine bakıp geri çekilmek yerine, yüzüne kocaman, muzip bir gülümseme yerleştirdi. Sanki aradığı eğlenceyi tam da şu an bulmuş gibiydi.
"Aha! Yaşıyormuşsun!" dedi adam heyecanla koltuğunda öne kayarak. "Sabahtan beri bir heykel oturuyor sanıyordum yanımda. Merhaba! Gittiğimiz o dağ kasabasında bu kadar sert bir güzelle karşılaşacağımı beklemiyordum."
"Kim olduğun ya da nereye gittiğin umurumda değil," dedi Alya düz bir sesle. "Sadece iki saatlik bir uçuşta sessizlik istiyorum. Çok zor olmamalı."
"Eh, bu kasaba küçük bir yer," dedi adam çenesini eline yaslayıp tamamen Alya’ya dönerek. "Belki orada karşılaşırız. Adım..." Duraksadı, muzip bir ışıltıyla gözlerini kıstı. "Aslında ismimi vermeyeyim, gizemli kalsın. Sen bana 'Kaos' de, ben de sana 'Buz Kraliçesi'."
Alya adamın bu lakap takma ve cıvıklık hallerine inanamayarak baktı. Onun kim olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu ama gıcık olduğu kesindi.
"İş iş iş... Yüzün hiç gülmüyor mu senin?" dedi Kaos (Rüzgar) neşeyle. "Kaşlarını öyle çatınca yüz kasların erken yaşlanacak, benden söylemesi. Hem bak, bu uçak o dağ kasabasına gidiyor. Sen de mi oradaki tarihi açık artırma için gidiyorsun?"
Alya bilgisayarının kapağını çat diye kapattı. Hareketleri o kadar hızlı ve yumuşaktı ki, bir dövüşçünün reflekslerine sahip olduğu her halinden belliydi. Doğrudan adamın gözlerinin içine baktı. Aralarındaki mesafe sadece birkaç santimdi.
"Dinle beni," dedi Alya, sesi alçak ama tehditkar bir tondaydı. "Babam bana gereksiz parazitleri nasıl hayatımdan çıkaracağımı öğretti. Eğer o çeneni kapatmazsan, bu uçağın irtifasını hiç önemsemeden seni o acil çıkış kapısından aşağı atmam sadece üç saniyemi alır. Anladın mı, 'Kaos'?"
Adam korkmak bir yana, gözleri hayranlıkla parlayarak Alya’yı süzdü. Yüzündeki cıvık gülümseme daha da büyüdü.
"Vauv..." dedi Kaos fısıltıyla. "Şu an beni tehdit mi ettin? Ve bunu yaparken ses tonun inanılmaz karizmatik çıktı. Biliyor musun, galiba ben sert kadınlardan hoşlanıyorum."
Alya şaşkınlıkla gözlerini açtı. Hayatında ilk defa biri onun bu tehlikeli aura’sından korkmamış, aksine dalga geçmişti. Onun Karadağ Holding’in mirasçısı olduğunu bilse muhtemelen böyle konuşamazdı.
"Sen gerçekten ıslah olmaz bir idiotsun," dedi Alya arkasına yaslanıp kollarını göğsünde birleştirerek.
"İdiot olabilirim ama en azından neşeli bir idiotum, Buz Kraliçesi," dedi Kaos neşeyle arkasına yaslanırken. "Ve önümüzde daha uzun bir yol var. Bence beni sevmeye başlasan iyi edersin."
Uçağın tekerlekleri piste temas ettiğinde çıkan o sert sesle birlikte, VIP kabindeki sessizlik yeniden bozuldu. Alya, çantasını toplayıp ceketini düzeltirken hareketleri bir askerin disiplinini aratmayacak kadar kusursuzdu.
Hemen yan tarafında ise "Kaos", sanki bin metrelik bir uçuştan değil de mahalle kahvesinden kalkıyormuş gibi esneyip gerindi. Spor çantasını tek omzuna attı, üzerindeki kapüşonluyu düzeltti ve Alya’ya doğru eğilerek muzip bir gülümsemeyle fısıldadı:
"Güzel uçuştu Buz Kraliçesi. Bana bak, inince o çatık kaşlarını biraz gevşet de kasabanın havası bozmasın."
Alya gözlerini bile kırpmadan adama baktı. "İnince bir daha karşıma çıkmazsan havası da ortamı da gayet güzel kalır."
"Hiç sanmıyorum," dedi adam göz kırparak. "Küçük yerlerde tesadüfler büyüktür. Ayrıca o sert bakışların altında bir yerde bana teşekkür etmek istediğini biliyorum, yolculuğunu renklendirdim sonuçta."
"Seni o acil çıkış kapısından atmadığıma dua et," dedi Alya düz ve buz gibi bir sesle.
VIP merdivenlerinden aşağı inip pistteki lüks siyah araçların yanına geldiklerinde, onları kasabanın sonbahara özgü o soğuk, sisli ve yaprak kokulu havası karşıladı. Alya’nın kapısını siyah takım elbiseli, yaşlı ama oldukça dinç duran sadık uşağı ve aile koruması Ahmet Efendi açtı.
"Hoş geldiniz Alya Hanım. Yolculuğunuz nasıl geçti?"
Alya, arkasında kalan adama tek bir bakış bile atmadan arabaya bindi. "Parazit doluydu Ahmet Efendi, ama bitti."
O sırada kendi kiralık spor arabasının yanına yürüyen Rüzgar ise, Alya’nın siyah camlı, koruma konvoylu lüks aracına bakıp ıslık çaldı.
"Vay canına," dedi kendi kendine sırıatarak. "Buz Kraliçesi bayağı yüksekten uçuyor. Kim bilir hangi zengin züppenin şımarık kızı..."
Kasabanın en yüksek tepesinde, çam ormanlarının arasına gizlenmiş olan Karadağ Malikanesi, tıpkı Alya’nın babası gibi heybetli, soğuk ve aşırı kuralcı bir mimariye sahipti. Alya, odasındaki devasa çalışma masasına oturmuş, ertesi gün yapılacak açık artırmanın dosyalarını inceliyordu.
Ahmet Efendi içeri girip masaya taze demlenmiş bir bitki çayı bıraktı.
"Alya Hanım, yarınki kule satışı için tüm hazırlıklar tamam. Babanız beyefendi de İstanbul’dan süreci anlık takip edecek. Ancak... bilmeniz gereken bir detay var."
Alya başını dosyadan kaldırmadan sordu: "Nedir?"
"Sancaktar ailesinin tek varisi olan genç adam da birkaç saat önce kasabaya giriş yapmış. Babanız onun o ciddiyetsiz tavırlarına karşı dikkatli olmanızı, kulenin Sancaktarlara geçmesine asla izin vermemenizi tembihledi."
Alya kaşlarını hafifçe çattı. Zihninde canlanan imaj; babasının sürekli şikayet ettiği, eğlence düşkünü, şımarık bir holding varisiydi. Sonra bir an için uçaktaki o cıvık adam geldi aklına...
‘Yok canım,’ diye düşündü Alya kendi kendine, hafifçe başını sallayarak. ‘O gerzek sadece çenesi durmayan bir gıcığın tekiydi. Sancaktarların varisi olsa en azından yanında üç beş koruma olurdu, tek başına öyle vurdumduymaz gezmezdi.’
"Merak etme Ahmet Efendi," dedi Alya soğuk bir sesle. "Karadağların karşısında kimin durduğunun bir önemi yok. O kule yarın bizim olacak."
Kasabanın diğer ucunda, göl manzaralı daha modern ve lüks bir köşkte ise Rüzgar, geniş salondaki koltuğa yayılmış, elindeki elmayı havaya atıp tutuyordu.
Köşkün kıdemli kâhyası Hasan Efendi, elinde tabletle yanına geldi. "Rüzgar Bey, babanız beyefendi aradı. Yarınki açık artırma konusunda çok hassas. Biliyorsunuz, Karadağ ailesi
Yorumlar
- Ayşe Yılmaz: Kimeee?
- Aylin Damla Eryılmaz: alya daha fazla katlanmak zorunda değil
- Ayşe Yılmaz: Evet kesinlikle 👍
- ALİ BİLGİN: Çevrendeki ışıltıya rezil olmaktan kaçmalısın
- Ayşe Yılmaz: Bakalım...
- Ayşe Yılmaz: Gerçekten 😅
- Nisa Fidan: Hadi Ama sen bunu kabul etme olur mu?
- Aleyna ş.: Gözlerini cold steel gibi keskinleştirip o adama bakma şeklin çok güçlü!
- Ayşe Yılmaz: Evet o biraz hareketli😅
- Ahmet Poyraz: Bir hostesin bile kızaracağı bir tavır bu adamdan!
- Ayşe Yılmaz: Gerçekten öyle
- Beren Pak: Sen bıkkın kalmamalısın bütün sesleri geçiştiriyorsun güzelim