2. Bölüm- Fildişi Mühür
Kütüphanenin koyu ahşap kaplı duvarları arasında zamana direnen o hafif çıtırtı yankılandı. Kırmızı balmumu mühür, Alya’nın parmakları arasında ufalanarak yere döküldü. Yıllardır katlı duran sararmış kağıt, ilk kez dışarıdaki fırtınanın nemli havasıyla temas ediyordu.
Rüzgar, Alya’nın hemen yanında durdu. Elindeki feneri doğrudan kağıdın üzerine tutarak ışığı sabitledi. Artık yüzündeki o alışılmış alaycı tebessümden eser kalmamıştı; bir adli psikolog ciddiyetiyle kağıttaki mürekkep izlerini süzüyordu.
"Yazı stiline bak," dedi Rüzgar alçak bir sesle. "Mürekkep dağılmış, harfler düzensiz. Bunu yazan kişi müthiş bir baskı ve korku altındaymış. Son anlarını yaşadığını biliyordu."
Alya titizlikle kağıdı tamamen açtı. Eski Türkçe ve Fransızca terimlerin harmanlandığı, hırpalanmış bir el yazısıyla yazılmış satırlar gözlerinin önüne serildi. Derin bir nefes alıp yüksek sesle okumaya başladı:
"Bu satırlar elinize ulaştığında, bu konağın kulesi benim mezarım olmuş demektir. Mühürlü kapıların arkasında beni bekleyen kaderden kaçış yok. Ancak bilinsin ki; beni yok eden şey bir düşmanın gazabı değil, en yakınımdakinin ihtirasıdır. Fildişi tarağın sahibi, bu kulenin karanlığına gömülen tek kurban ben olmayacağım. Gerçek, o tarağın dişleri arasında saklı..."
Alya okumayı bitirdiğinde kütüphanede ağır bir sessizlik hakim oldu. Dışarıdaki gök gürültüsü, adeta mektuptaki kehaneti doğrularcasına konağı salladı.
"Fildişi tarak..." Alya bakışlarını masanın üzerindeki o zarif ama tüyler ürperten objeye çevirdi. "Mektupta doğrudan tarağa atıf var. Bu basit bir ziynet eşyası değil, bir kilit veya bir gizleme yeri olabilir."
Rüzgar tarağı masadan eldivenli eliyle kaldırdı. Işığa doğru tutarak tarağın üst kısmındaki oymaları ve motifleri inceledi.
"Haklısın," dedi Rüzgar, parmağını tarağın kenarındaki küçük bir girintiye basarak. "Bak şuraya... Bu oyma sadece estetik değil. Katilin veya kurbanın adının baş harfleri buraya gizlenmiş."
Tam o sırada, kütüphanenin giriş kapısının hemen dışındaki koridorda ağır ve yankılı bir adım sesi duyuldu. Sadece iki adım... Ardından bir kilit mekanizmasının kurulma sesi.
Alya anında tepki vererek belindeki feneri kapattı ve Rüzgar’ı kolundan çekip devasa kitaplığın gölgesine doğru çekti. Karanlıkta iki ikilinin de nefesleri birbirine karışıyordu.
"Aşağıdaki kalabalıktan biri değil bu," diye fısıldadı Alya, silahına doğru hamle yaparken. "Adımları çok bilinçli."
Rüzgar, Alya’nın kulağına doğru eğildi. Sesi heyecanlı ve alçak bir fısıltıdan ibaretti:
"Görünüşe göre bu karanlık kulede geçmişin sırlarını arayan tek kişiler biz değiliz, Dedektif..."
Alya ve Rüzgar, kitaplığın koyu gölgesinde tek bir nefes bile almadan pusuda bekledi. Alya’nın eli belindeki silahın kabzasındaydı; cebindeki mektup ve Rüzgar’ın ceketindeki fildişi tarak tamamen emniyetteydi.
Kütüphanenin ağır ahşap kapısı gıcırtıyla aralandı. İçeriye giren uzun boylu, siyah trençkotlu siluet yüzünü tamamen gölgede bırakacak şekilde şapkasını öne eğmişti; yüzü karanlıkta hiçbir şekilde seçilmiyordu. Adam çevresine bakmadan, sanki ne aradığını çok iyi biliyormuş gibi doğruca masanın arkasındaki gizli bölmenin bulunduğu duvara yürüdü.
Cebinden çıkardığı pirinç anahtarla bölmeyi zorladı, fakat bölmenin zaten açılmış ve boş olduğunu görünce duraksadı. Soğuk bir küfür savurarak boş çekmeceye parmaklarını sürttü, ardından aceleyle arkasını dönüp geldigi kapıdan hızla çıkarak koridorun karanlığında kayboldu. Adım sesleri merdivenlerde yankılanıp tamamen kesildi.
Rüzgar, Alya'nın kulağına doğru hafifçe eğildi. "Geçmişin sırlarını arayan tek kişiler biz değiliz derken şaka yapmıyordum. Adam doğrudan tarağı ve mektubu almaya geldi."
Alya, gölgeden çıkıp kapıya doğru bir adım attı. "Ve geç kaldı. Yüzünü göremedik ama buraya ne için geldiğini biliyoruz. Artık burada işimiz bitti, gidiyoruz."
İkili, kütüphaneden çıkıp adamın gittiği yönün aksine, koridorun diğer ucundaki servis merdivenlerine yöneldi. Ceblerindeki kanıtlarla birlikte, gecenin karanlığına ve fırtınaya karışmak üzere konağın arka çıkışına doğru hızla ilerlediler.
Tam o sırada kulenin jeneratörleri gürültüyle devreye girdi. Yüksek tavanlı devasa salonun kristal avizeleri yeniden ışıldamaya, devasa ahşap kapıların kilitleri mekanik bir sesle açılmaya başladı.
Salon hâlâ tam bir kargaşa içindeydi. Güvenlik görevlileri kapıları ardına kadar açarken, müzayedeci podyuma çıkıp mikrofonu eline aldı:
"Değerli konuklarımız, fırtına nedeniyle yaşanan teknik arıza sebebiyle açık artırmamız ileri bir tarihe ertelenmiştir. Anlayışınız için teşekkür ederiz."
Paniğin ardından gelen bu anonsla birlikte, Türkiye'nin önde gelen zenginleri ve koleksiyonerleri söylenerek yavaş yavaş konağı terk etmeye başladı. Alya ve Rüzgar, kalabalığın arasına zahmetsizce karışarak dikkat çekmeden dışarı çıktılar. Sağanak yağmurun altında kapıda bekleyen lüks araçlarına binip kendi dünyalarına doğru yola koyuldular.
Alya, Karadağ Malikânesi’ne adım attığında üzerindeki ıslak ceketi çıkarıp sadık emektarları olan uşağına uzattı. Alya'nın bakışlarındaki ciddiyeti çok iyi bilen uşak, hemen öne atıldı.
"Hoş geldiniz Alya Hanım. Bir sorun mu var?"
"Bana bu geceki müzayedeye katılan tüm davetlilerin, özellikle de siyah trençkot giyen ve konağın geçmişiyle ilgilenen kişilerin detaylı listesini çıkar," dedi Alya, sesi buz gibiydi. "Bu gece o konakta Karadağlar’ın bilmesi gereken şeyler yaşandı."
Uşak saygıyla başını eğdi. "Hemen ilgileniyorum efendim, sabaha kadar tüm istihbarat masanızda olur."
Ertesi sabah, yağmur yerini gri ve serin bir İstanbul sabahına bırakmıştı. Alya, gece boyunca aklından çıkmayan o fildişi tarağı ve üzerindeki gizli harfleri incelemek için tek bir dakika bile kaybetmek istemiyordu.
Güneş henüz tam doğmadan arabasına atladı ve Sancaktar Holding'in kural tanımaz varisi Rüzgar Sancaktar'ın boğaza nazır lüks rezidansının yolunu tuttu.
Rüzgar’ın kapısına varıp zili kararlı bir şekilde çaldı. Kapı açıldığında, karşısında altındaki eşofmanı, dağılmış saçları ve elindeki kahve kupasıyla kendisini muzipçe süzen bir Rüzgar duruyordu.
Rüzgar kapının pervazına yaslanıp gülümsedi. "Vay canına... Ice Queen sabahın bu saatinde kapımda. Seni buraya getiren şey kahve tutkusu olamaz herhalde?"
Alya hiç gülümsemedi, tek bir adım atarak içeri süzüldü. "Kahveyi bırak Sancaktar. Tarağı ver."
Rüzgar, kapının eşiğinde rahat bir tavırla durup kahvesinden bir yudum daha aldı. Yüzündeki o sinir bozucu derecede çekici tebessüm genişlerken Alya’nın gözlerinin içine baktı.
"Yavaş ol bakalım, Ice Queen," dedi Rüzgar, içeri doğru bir adım atan Alya’nın yolunu kapatmadan ama geri de çekilmeden. "O tarağı ve mektubu dün gece birlikte bulduk. Yani yarı yarıya ortağız. Ortak malımızı sana öylece teslim edip seni yolcu edeceğimi düşünmüyordun herhalde?"
Alya buz gibi bir ifadeyle Rüzgar’a yaklaştı. "Bu bir oyun değil, Sancaktar. O tarak bu cinayetin en kritik delili ve onu analiz etmek benim işim. Ver şunu bana."
"I-ıh," dedi Rüzgar başını hafifçe iki yana sallayarak. "Bir adli psikolog olarak sana o tarağı tek başına inceleme izni veremem. Eğer o kanıtın peşinden gidilecekse, beraber gideceğiz."
Alya ne yapıp ettiyse, ne kadar tehditkâr bir tavır takındıysa da Rüzgar geri adım atmadı. Tarak da mektup da Rüzgar’ın rezidansındaki kırılmaz kasadaydı ve Alya onu zorla alamayacağını gayet iyi biliyordu.
Tam o sırada Rüzgar bir adım öne çıkıp sesini ciddileştirdi: "Gündüz gözüyle kütüphaneye ve gizli geçide tekrar bakmamız lazım Alya. Dün gece o trençkotlu adamın boş çıkardığı o bölmede gözden kaçırdığımız bir detay olabilir. Tarağı da alıyorum, birlikte konağa dönüyoruz."
Alya dişlerini sıkarak çaresizce kabul etmek zorunda kaldı. "Pekala. Ama arabayı ben sürüyorum."
Alya’nın lüks siyah cipi, boğaz hattından konağa doğru hızla ilerlerken araçtaki sessizliği Alya'nın konsoldaki telefonunun acı acı çalması böldü. Ekranda "BABAM" yazıyordu.
Alya direksiyonu daha sıkı kavradı, derin bir nefes alıp aramayı hoparlöre
Yorumlar
- Ayşe Yılmaz: E hayatta bazen de risk almak gerekmez mi😁
- Doğan Sancak: O adam bir sır peşinde ve sen risk alıyorsun
- Ayşe Yılmaz: Acaba kim?
- Ayşe Yılmaz: Evet kesinlikle
- İsmail Parlak: alya dikkatli ol!
- Furkan Metehan: Kesinlikle daha dikkatli olmalısın
- Ayşe Yılmaz: Şu anlık öyle gözüküyor 🧐
- Deniz Deveci: alya katilin torunları mı arasında?