4. Bölüm- Gizli Burs
Tam o kadar büyük bir haberin ağırlığı altında ezilirken Rüzgar'ın gözüne en az ellerindeki kadar eski bir belge takıldı. Derin bir nefes alıp konuyu dağıtmak için Alya'dan hafifçe uzaklaşıp
" O ne lan?" Diye kağıda uzandı.
Belgelerin en üstünde, babasının o değişmez mürekkepli kalemiyle atılmış başlık duruyordu: "Aylık Eğitime Destek Fonu ve Özel Bursiyerler."
Gözleri listenin altındaki isimlerde gezinirken, 1942'ye uzanan o özel notun hemen altındaki isimle aniden çakılı kaldı:
Miran Demir.
Rüzgar bir an için nefes almayı unuttu. Miran... Yıllardır tanıdığı, birlikte büyüdüğü, en yakın dostu Miran. Rüzgar, onun kendi ailesine veya babasına dair hiçbir bağı olmadığını, sadece kendi halinde bir sahaf olduğunu sanıyordu. Babasının bu en mahrem kasasında yakın dostunun adının ve ailesinin izinin ne işi vardı? İçini derin bir şüphe ve büyük bir kafa karışıklığı kapladı. Neşeli, rahat enerjisi bir anda çekip gitti; yüzü kireç gibi bembede döndü.
Alya, Rüzgar'ın o bir andaki donup kalışını ve parmak boğumlarının bembeyaz kesilişini anında fark etti.
Tam o sırada, odanın içindeki o ağır sessizliği Rüzgar’ın cebinde acı acı çalmaya başlayan telefon bozdu.
Rüzgar irkilerek cebindeki telefonu çıkardı. Ekranda beliren ismi görünce Alya ile göz göze geldiler: Miran.
Rüzgar boğazını temizleyip, sesindeki sarsıntıyı gizlemeye çalışarak telefonu açtı. "Efendim Miran?"
Telefonun diğer ucundan Miran’ın o her zamanki sakin, dostane ve güven veren sesi yükseldi: "Rüzgar, neredesiniz siz? Önemli bir haber aldım, hemen bildirmek istedim. Aileye ait o tarihi mührün ve koleksiyonun satılacağı açık artırma tarihi kesinleşmiş... Haftaya Çarşamba. Bir an önce dükkana gelin de ne yapacağımızı konuşalım."
Rüzgar cebindeki listede duran Miran ismiyle, telefondaki o yardımsever dost sesi arasındaki tezatlıkla sarsıldı. "Tamam..." diyebildi sadece. "Şimdi biraz işimiz var akşama geliriz."
Telefon kapandığında Rüzgar derin bir nefes alarak belgeleri cebine sıkıştırdı. Alya tek bir kelime bile etmedi; Rüzgar’ın o çaktırmamaya çalıştığı çaresizliği ve şoku çok net okumuştu. Üstüne gitmedi, adamın gururunu kırmamak için bilmezden geldi ama içindeki koruma içgüdüsü tavan yapmıştı.
"Tamam," dedi Alya yumuşak bir sesle. "Hemen Muğla’ya dönüyoruz o zaman. Miran’ın yanına."
İstanbul’dan Muğla’ya uzanan o uzun yolculuk boyunca Rüzgar’ın zihninde tek bir soru yankılandı: Miran bana neyi anlatmıyor? Neden babamla olan bu bağı gizledi?
Muğla’daki köşkün ve kasabanın rüzgarlı sokaklarına vardıklarında hava kararmıştı. Miran’ın dükkânının önüne geldiklerinde Alya, Rüzgar’ın koluna hafifçe dokundu:
"Ne öğrenirsek öğrenelim... Yalnız değilsin."
Ahşap kapının üstündeki pirinç çanın şıngırtısı dükkânın içindeki hafif müzik sesine karıştı. İçerisi her zamanki gibi tozlu kâğıt, taze demlenmiş çay ve eski cilt kokuyordu.
Dükkânın ön tarafı boştu ama arka taraftaki, nadir eserlerin durduğu paravanın arkasından tanıdık, sakin bir ses yükseldi:
"Gelin, gelin... Arka taraftayım!"
Alya ile Rüzgar birbirlerine kısa ve anlamlı bir bakış atıp adımlarını arka odaya doğru yönelttiler.
Miran, masasının üzerindeki pirinç lambanın cılız ışığında durmuş, elindeki büyüteçle eski bir haritanın kenarlarını inceliyordu. İnce çerçeveli gözlüğünü burnunun ucuna doğru kaydırarak başını kaldırdı. Gözleri önce Rüzgar'a kaydı, ardından doğrudan Alya’nın üzerinde durdu. Yüzünde, onu görmekten ekstra memnun olmuş, yumuşak bir tebessüm belirdi.
"Sonunda gelebildiniz," dedi büyüteci masaya bırakıp oturduğu ahşap sandalyeden kalkarken. İki küçük porselen bardağa demlikten sıcak çay doldurmaya başladı. Bardağın ilkini, Rüzgar’a uzatmadan önce Alya’ya doğru uzattı. Parmakları bardağı verirken Alya'nın eline hafifçe temas etti; bakışları saniyelerce Alya’nın gözlerinde takılı kaldı. "Sabahtan beri ulaşamıyorum size. Kasabayı altüst ettim... İnsan haber verir. Nerelerdeydiniz bütün gün?"
Miran tamamen masum gibi duruyordu; onların gizlice İstanbul’a gidip o karanlık kasa dairesine girdiklerinden, Rüzgar’ın cebinde taşıdığı o sararmış kâğıtta kendi adının yazdığından en ufak bir haberi yoktu.
Rüzgar, göğsündeki o ağır baskıyı ve Miran'ın Alya'ya olan bu ilgisini izlerken çenesinin kasıldığını hissetti. Ceplerine soktuğu ellerini çıkarmadan, o her zamanki alaycı, rahat tavrını takınmaya çalıştı:
"Hiç ya... Kasabanın üst taraflarındaki eski patikalarda dolandık biraz," dedi Rüzgar. Sesi düzgün çıksın diye ekstra çaba harcıyordu. "Alya temiz hava alsın dedik. Telefonlar da orada çekmiyor biliyorsun."
Miran hafifçe kıkırdayıp gözlerini tekrar Alya’ya çevirdi. "Alya’ya bu kasabanın havası yaramış sanırım, yüzün daha da dinlenmiş görünüyor," dedi, sesindeki o ince, sakin ilgili tonla. Sonra Rüzgar'a dönüp ekledi: "İyi yapmışsınız ama bir dahakine haber verin, meraklandım."
Alya, Rüzgar’ın yanına bir adım daha yaklaşarak omzunu onun omzuna neredeyse değdirecek kadar yakın durdu. Rüzgar’ın yapay sakinliğinin arkasındaki o kıskançlıkla karışık sarsıntıyı ve gerginliği hissetmişti. Miran'a karşı son derece mesafeli ve profesyonel bir tebessüm yolladı.
"Teşekkürler Miran, kasaba gerçekten güzel," dedi Alya, Rüzgar'ın koluna hafifçe dokunarak. "Peki açık artırma detayları nedir? Telefonda söylediğin şey..."
Miran sandalyesine çekilip çayından bir yudum aldı. "Hah, evet... Açık artırma haftaya Çarşamba günü tam burada, kasabadaki o eski konakta yapılacak. Aileye ait mühürlü koleksiyon burada satışa çıkıyor. Eğer o belgeleri ve mührü başkası kaparsa, geçmişe dair iz sürmemiz imkânsız hale gelir."
Rüzgar cebindeki kâğıdın ağırlığını hissetti. Karşısında duran bu adam; gençlik zamanlarından beri güvendiği dostuydu, babasının en gizli arşivinde adı geçen kişiydi ve şimdi de gözünün önünde Alya'ya ince ince ilgi gösteriyordu.
Rüzgar’ın bardağı tutarken parmak boğumlarının bembeyaz kesildiğini gören Alya, elini Rüzgar'ın sırtına hafifçe koyarak o korumacı duruşunu net bir şekilde ortaya koydu.
"Çarşamba'ya kadar zamanımız var demek ki," dedi Alya, Miran'a dik bir bakış atarak. "Biz köşkün kalan evraklarını incelemeye devam edelim Rüzgar. Zaman kaybetmeyelim."
"Harika fikir," dedi Miran, Alya’nın Rüzgar'a olan bu yakınlığını gözden kaçırmamaya çalışarak. "Ben de buradaki hazırlıkları tamamlarım."
Dükkânın içindeki o çay kokulu sohbet, dışarıdan bakıldığında üç dostun plan yapması gibiydi; ama masadaki ışık; Alya’nın Rüzgar’a sahip çıkan duruşunu, Rüzgar’ın içini kavuran şüphe ile kıskançlığı ve Miran’ın hiçbir şeyden habersiz o sakince süslemeye çalıştığı ilgisini aydınlatıyordu.
Alya’nın çantasından yükselen telefonun tiz sesi, dükkânın içindeki o ağır, çay kokulu sessizliği bıçak gibi kesti.
Ekranda beliren ismi görünce Alya’nın adımları durdu, kaşları hafifçe çatıldı. Telefondaki isim Babasıydı. Alya, Miran’ın üzerindeki meraklı bakışlarını hissettiğinde soğukkanlılığını bozmadan Rüzgar’a kısa bir göz attı.
"İzin verirseniz, bakmam gerek," diyerek dükkânın ahşap raflarla kaplı, loş arka köşesine doğru ilerledi.
Rüzgar ise Alya'nın yüzündeki o anlık gerilimi fark etmişti. Bir bahane bulup arkasından gitmek için fırsat kolladı. Masanın üzerindeki dumanı tüten çay bardağına elini uzatırken, bilerek parmağının ucuyla bardağı hafifçe devirdi. Sıcak çay masadaki eski haritanın kenarına döküldü.
"Tüh, kusura bakma Miran! Elim çarptı," dedi Rüzgar, telaşlı bir ifade takınarak. "Ben hemen peçete getireyim," diyerek Miran'ın müdahale etmesine fırsat vermeden, dükkânın arka tarafındaki lavabo ve peçetelerin olduğu koridora doğru seri adımlarla yürüdü.
Amacı peçete almak değildi; rafların arkasında telefonla konuşan Alya'ya yakınlaşmaktı. Ahşap rafların gölgesine sığındığı an, Alya’nın fısıltılı ama gergin sesini duymaya başladı.
Alya, babasına çaktırmamak için sesini kısmıştı: "Muğla’dayım baba, işteyiz—"
O an telefonun ahizesinden sızan ses, dükkânın o sessiz koridorunda Rüzgar’ın kulağına kadar ulaştı. Alya'nın babası gür, otoriter ve buz gibi bir tonla lafını kesti:
"Muğla'da
Yorumlar
- Ayşe Yılmaz: Galiba gerçekten önemsiyor onu
- Ayşe Yılmaz: Öyle gözüküyor
- Ayşe Yılmaz: Evet grup çalışmasııı💫
- Tarık Arslan: Bu Üçlüye en sonunda birlikte hareket edilen anları şimdi görmek güzel olsa gerek
- Pınar Eryılmaz: miranı öğrenmesi gerçekten de kafasını karıştırmış Bu durum daha da kötüleşebilir
- Aysel Maden: alya babasıyla konuşma anında yüzündeki gerilirken rüzgarın durumu bambaşka olurdu