Baba Kız Arasında Bir Karâr-ı Mühim
Ortağımın ruhu, cerbeze-i kelâmına medyumu hayran ettikten sonra tıkırtıyı kesti. Adamcağızın ispritizmaya sülukundan beri
böyle şarlatan bir ruha tesadüf etmediğine emniyet ettim. Karı ne
yaptı yaptı Naşit Nefi Efendi de dâhil olmak üzere davet heyetini
beraatine ikna etti, kandırdı gitti. Binnaz’ın ruhu böyle, acaba dirisi
ne yaman bir kadınmış? Biçare zevci bunun elinden neler çekmiş?
Fakat ortağımın o geceki muvaffakıyyet-i iknâiyyesi natamam
kaldı. Çünkü o safsatalarına yalnız ben kanmamıştım, kanamazdım.
Masumiyetine belki bütün âlemi inandırabilirdi. Lakin beni müm -
kün değil. O, bir kadın ruhu ise ben de kadının kendiydim.
Herkes dağıldı. Zevcimin odasında yatmak benim için mem -
nu olduğundan pederimle bir tarafa çekilerek dertleşmeye başladık.
Sordum:
— Beybaba, bu garaibe karşı son fikriniz nedir?
Pederim eliyle başını işaret ederek:
— Bu eski kafa, o yeni sanialara kolay kanmaz.
— Hep bunlar saniaysa insanoğlunun desisedeki 2640 cüretine
karşı akıllar çileden çıkmamak kabil değil.
— Evet, evet, hep bunlar ispritizma namını verdikleri yeni ruh
hokkabazlığı. Yoksa kemikleri çürümüş kadınların, ruhlarını yüz
yazısına, paçaya çağırır gibi davet etmek hiç kimsenin haddine düşmemiş.
— Beybaba, ya bu garaibin fennî manâ-yı sahîhini 2641 bulmalı
veyahut sadâ-yı itirâzı 2642 kesmeli. Çünkü ruh nazariyesi müddei -
leri enzâr-ı istiğrâbımıza gösterdikleri garaible bizi az çok meb -
hut, mağlup ediyorlar. Bunların iddialarını ret, hilelerini irae ve
ispatla olur. Biz ise buna muktedir olamıyoruz.
— Haklısın kızım fakat medyumun vesateti 2645 olmaksızın ruh
hiçbir suretle bize karşı tezahüratta bulunmuyor ki gırtlağından ya -
kalayarak bu gayr-i maddî denilen şeyin eski kalıbıyla bi’l-teces -
süd insanlar arasında bir ikinci hayat sürmeye nasıl muvaffak
olduğunu anlayabileyim…
— Siz rûh-ı tecessüde tesadüf etseniz gırtlağına atılmak cesaretini gösterir misiniz?
— Niçin göstermeyeyim? O, bize karşı meydan okuyor, türlü
tehditlere kalkıyor, meramını cebren 2647, kahren kabul ettirmeye
uğraşıyor da biz neden meskenet 2648 gösterelim? O, ruh ise biz de
insanız. Onu Allah halk ettiyse bizi bir hâlik-ı sânî yaratmadı
ya! Hep bir saniin kuluyuz. Halik Teala hazretleri, insanlara birbiriyle hoş geçinmelerini emrediyor. O, ölülerin dirilere tasallutu -
nu elbette tecviz etmez 2652. Musallatlara, mütecavizlere karşı cihat
haktır. Ruh, bize sataşıyorsa biz de ona ilân-ı harb ederiz. Fakat
ben onu nerede bulayım? Kendini aradığım zaman o gelip mertçe
karşımda ahz-ı mevki etmiyor ki!
— Siz Binnaz Hanım’ın ruhu ile karşı karşıya gelmek istiyor -
sanız onun kolayı var.
— Nedir?
— Kızarsa insanı boğmaya gelirmiş.
— Öye ise kızdıralım da gelsin. Fakat “Ortağımı ben boğma -
dım. O korkusundan öldü!” dedi. İşitmedin mi?
— Neden korkmuş da ölmüş?
— Bir rûh-ı tecessüd zavallı kadının üzerine yürümüş.
— Bu rûh-ı tecessüd kimmiş?
— Binnaz Hanım bu noktada sükût ediyor.
— Hakikat meydanda, inkâr edemiyor. Sükûtla işi geçiştirmek
istiyor. Bu evde bana kaç kişi söyledi. Çocuklarına kim sataşırsa
Binnaz’ın ruhu onu tedibe gelirmiş.
— İşte pekâlâ. Bir vesile ile üvey çocuklarını dövün de bakalım
gelen giden olacak mı?
— Vesileye lüzum yok. Oğlan da, kız da artık o kadar arsız, o
kadar terbiyesiz olmuşlar ki bir ev halkı ellerinden bidad kalıyor.
“Bize her kim el kaldırırsa cadı anamız gelir onu boğar!” fikri artık
zihinlerine yerleşmiş. Zerre kadar kimseden korkmuyorlar. Yaptıkları hayâsızlıkları size tariften tedip ederim.
— Ne yapıyorlar?
— Aman beybaba, beni söyletmeyiniz. O oğlan, kuruyasıca fıskiyesini çıkarıyor da sofaları, odaları suluyor. “Etme ayıptır” dedin
mi inadına gidip boydan boya minderlerin, makatların 2657 üzerine
işiyor.
— Pataklayıver.
— Pataklayacağım. Hem de kaç zamandır… Biriken hıncımı
çıkarmak için iyice pataklayacağım.
— Kocandan hukûk-ı zevciyyene tamamen riayeti 2658 talep et.
Şeran bu senin hakkındır. Ölü karıdan korkup da diriye karşı barit
yaşamak. Bu tahammül olunur bir muamele midir?
— Peki beybaba bütün bu vesayanızı 2660 tamamıyla icraya ha -
zırım. Fakat…
— Ey fakatı ne oluyor?
— Bu suretle şiddet-i gayz u infiâlini celbedeceğimiz cadı, bir
gece üzerime hücum gösterirse sonra beni kim müdafaa, muhafaza
edecek?
— Ben!
— Siz mi?
— Evet ben. İyice anladım ki bu evde cadı yahut o namla hare -
ket eden tehlikeli bir mahluk var. Buna karşı seni yalnız bırakmayacağım. İki cebime dolu iki revolver yerleştirip bu yalının sofalarında taşlıklarında sabahlara kadar dolaşarak âdeta basiretkâr bir
nöbetçi vazifesini ifa edeceğim.
— Ân-ı tehlikede hemen imdadıma yetişebilecek misiniz?
— Senin yanına da dolu bir revolver vereceğim.
Pederim, cüzi bir mülahazadan sonra kulağıma eğilerek ya -
vaşça:
— Bu tertibatımızı zevcine haber verme. Bu mühim sır ikimi -
zin arasında kalsın. Ruhu kuşkulandırmayalım.
— Bizim bu muhaveremiz ruha malum olmaz mı?
— Kim bilir? Bakalım bu husustaki iktidarını da tecrübe ede -
riz… İşi gizli tutarsak bir şey keşfedebilecek mi, anlarız.
— Sonra bu tecrübe bize ağır oturmasın!
— Ağırı, hafifi yok. Bu belanın ya altından gelmeli ya üstünden.
— Ben revolver ile ne iş göreceğim?
— Kızlık zamanında sana revolver atmayı talim etmiştim.
Pekâlâ silah kullanırsın.
— Havaya yahut bir nişangâha revolver atmakla mütecessit bir
ruha sıkmak beyninde çok fark vardır.
— Şükriye, benden sana izin… Cadıya tesadüf ettiğin yerde hiç
durma yapıştır. Bu menhusun kanı sana helal olsun.