Keşfet

Bulunmaz Bir Tunus Gediği

Cadı

Fikriye Hanım, dört sene kadar mesut, tatlı bir âlem-i zevciyyet geçirdikten sonra genç, güzel beyinin bir sûret-i müellimede

nagehani vefatıyla taze dul kalarak dayısı Hasan Efendi’nin ha -

nesine avdet etmişti 83. Biçare Fikriye, küçük yaşında peder 85 ve

validesinden de yetim kalmış olduğu için dayısının evinden başka

gidecek bir yeri yoktu. Merhum 87 zevci Bedri Bey, servet namı latife: şaka

na hemen bir şey terk eylememiş, mahsûl-i izdivâcları olarak

yalnız üç yaşında bir kız bırakmış idi.

Matemzede dul kadın, kızı yetim Latife’yi bağrına bastırıp

dayısının şefkat ve sıyanet-i pederânesine iltica ile bir odaya çekildi. Durmayıp gözyaşı döküyor, zevcinin vefatı üzerinden aylar

geçtiği hâlde, eşk-i ye’si bir türlü dinmiyor idi.

Fikriye’nin bu avdeti, o zamana kadar yalnız başına ev hanım -

lığına alışmış olan yengesi Emine Hanım’ın hiç hoşuna gitmedi.

Bu dul yeğenin her ne suretle olursa olsun bir ikinci kısmeti zuhur

edip de evlerinden bir ayak evvel defolması için ne türlü çarele -

re, tedbirlere müracaat kabil ise hepsine başvurmaktan geri

durmuyordu.

Fikriye Hanım güzel, alımlı, oldukça terbiyeli bir kadındı.

Fakat çocuklu bulunması mahzurundan 103 dolayı izdivacına iştah -

lı, münasip bir talip 105 zuhur etmiyordu 106. Yenge Emine Hanım,

kılavuz kadınlara büyücek paralar adadı. Nihayet 107 bir iki kısmet

çıktı. Fakat bunlar da izdivaçlarından, istikballerinden hayır, geçim

umulur kimseler değildi. Kimi ihtiyar, kimi malul 108, kimi züğürt,

kimi çapkın idi.

Fikriye’nin bu kısmetsizliği, yengesinin çaçaronluğunu tahammülfersa bir dereceye vardırdı. Emine, Hanım, kocaya varmanın

fezailini, şiddet-i lüzûmunu 111 izah dırdırına artık hiç fasıla 113

vermez oldu. Türlü ihamlar 114, rumuzlar 115, manidar 116 cümlelerle

her gün, her saat bu istiskali hisseden bedbaht Fikriye’nin zaten

dertli, yaralı kalbi bütün bütün pürhun oluyordu.

Nihayet bir gün kılavuz karının biri telaşla geldi. Fikriye Ha -

nım için yağlı bir parça, bulunmaz bir Tunus gediği kısmet zuhur

eylediğini tebşir etti 121. Artık sevinçten yenge Emine Hanım’ın

etekleri zil çalmaya başladı. Onun reyince 122 tahkike, tedkike

sorguya suale kalkışmaksızın hemen Fikriye’nin bohçalarını bağ -

layıp sandığını, sepetini toplayarak kocasının evine gönderivermek

lazımdı. Kılavuz kadının tavsiyesi de böyleydi. O da istical taraflısıydı. Çünkü bu kısmet pek nadir 126 ele geçen fevkalade 127 ekstra

nevden bulunduğundan, akit 129 uzarsa ara yere dedikodu karışır,

iş bozulurmuş. Bu adamın iştihalısı 130 pek çok, varmak isteyen ka -

dınların haddi hesabı yokmuş. Bozmak için yermeleri, akıl ve hayale gelmez, yakası yeni açılmadık 131 iftiralar atmaları, birçok şeyler

uydurmaları melhuzmuş. Kılavuz kadın, bu ekstra Tunus gediği -

ni şöyle tarif ediyordu:

— … Nezaretinde … Kaleminin müdürü Naşit Nefi Efendi…

Hem şöyle böyle değil, kelli felli, şanlı şöhretli, bütün tetimmatıyla

bir efendi. Yalan kabul etmem, maaşı dört binden, yaşı da kırktan

ziyade. Ercüment, ağır, vakarlı, tamam karı kıymeti bilecek

çağda bir adam. Dosta kısmet olacak bir parça. Artık buna hiç lam

cim istemez. Söz getirdim. Söz verin götüreyim. İş bitsin vesselam.

Fikriye Hanım, kılavuz kadının bu müfit, muhtasar, medâyih-i meşkûkesine karşı derin derin düşünerek:

— Hanım, bu adam böyle kırk yaşını geçinceye kadar hiç ev -

lenmemiş mi? Bekâr mı durmuş?

Bu suale karşı kılavuz kadın, şehadet parmağını entarisinin yakasından içeriye sokup gözlerini süze süze gerdanının etrafını tatlı

tatlı kaşıyarak:

— Dur kızım. Vebal istemem. Hepsini anlatacağım. Evlenme -

miş değil. Evlenmiş. Kısmet olursa galiba sen üçüncü haremi olacaksın?

Fikriye Hanım haykırarak:

— Ay ben iki ortak üstüne mi gideceğim? Allah göstermesin!

— Hanım, lakırdıyı iyi anlamadan bomba gibi ateşlenme öyle.

A şimdiki tazeler ile lakırdı olmuyor ki… Rabb’im esirgesin, hep -

si farfara… Bu efendinin ilk karısı vefat etmiş. İkincisini boşamış.

İşte şimdi sen üçüncü gideceksin. Bir evin bir hanımı olacaksın.

Anladın mı efendim?

— İlk haremi neden vefat etmiş?

Kılavuz kadın, bir kahkaha salıvererek:

— Tedavi eden hekimi bulup da hanımın hangi hastalıktan gittiğini sormayı doğrusu unuttum. Ay üstüme iyilik sağlık, bu da lakırdı mı ya? Senin izdivacına talip olanlar ilk kocanın hangi marazdan

öldüğünü soruyorlar mı?

Beri yandan yenge Emine Hanım bağırarak:

— Aman Fikriye, bazen öyle budalaca sualler sorarsın ki beş

yaşındaki çocuk sormaz. Bırak kadını kendi hâline, lakırdısını bi -

tirsin.

Fikriye Hanım hiddetle:

— Sormayınca meselenin pürüzlü tarafına yanaşmıyor ki ken -

di hâline bırakayım! Kısmet olursa galiba ben üçüncü haremi ola -

cakmışım! “Galiba”ya dikkat buyruluyor mu? Peki birinci haremi

neden ölmüş ise ölmüş. İkincisini neye boşamış? Bunu sormak hakkım değil mi?

Kılavuz, parmağının ucuyla hâlâ yakasının içindeki pireyi

araştırarak:

— O ciheti pek derin bilmiyorum, ne yalan söyleyeyim?

— Kılavuz değil misin? Her ciheti bilmelisin.

— Öyle ağır, kibar bir efendiden “Sen karını niçin boşadın?”

diye nasıl sorulur? Karılığa kocalığa ait gizli bir keyfiyet olmalı.

— Bak işte şimdi bütün bütün merak ettim. Karılığa kocalığa

ait o gizli keyfiyet nedir acaba?

— Karı koca ikisini bir döşekte yatar iken aralarına girip de

tahkik etmek lazım gelir 147 ki bu derece mahremiyete 148 hiçbir

kılavuz muvaffak olamaz zannederim. Bu kadar ince eleyip sık

dokumak iyi değildir. Karı bırakan erkeklerin, kocadan boşanan

kadınların daima diğerleriyle evlendikleri görülüp duruyor. Birinci,

ikinci izdivaçta dirliksizliğe uğrayanların üçüncü, dördüncüde gül

gibi geçinip gittikleri hiç işitilmemiş bir şey midir?

— Pekâlâ. Haydi sebeb-i talak 151, bu cihet 152 meçhul kalsın.

Fakat iki izdivaçtan bu efendinin hiç çocuğu olmamış mı?

Kılavuz kadın, göğsündeki pireyi daha derinlerde arayarak:

— Söz sırası hepsine gelecek. Azıcık sus kızım.

— Ben susarsam sen bu mühim noktalarda sakız çiğneyip gidiyorsun. Çocuğu var mı, yok mu? Söyle.

— Var.

— Kaç tane?

— İki.

— Bir de benimki üç. Hepsi bir araya gelirse. Bir curcunadır

kopar.

— Sen her şeye bir kusur buluyorsun. O, senin çocuğunu kabul

ediyor da sen onunkilere neye katlanmıyorsun?

— Sen bu adam için kırkını geçkin diyorsun ama o mutlaka

elliyi de mütecaviz, büyükbabam yerinde bir kimse olacak.

— Târîh-i vilâdetini görüp de kaç yaşında bulunduğunu par -

mağımla bir bir hesaplamadım. Ben işittiğimi, gördüğümü söylü -

yorum.

— Kılavuz hanım, şimdi şu senin göğsünde dolaşan gibi bu işin

içinde pek çok pire yeniği var. Meselenin nazik noktalarında kem

küm ediyorsun.

Kılavuz kadın, hiddetinden göğsünü yumruklayarak:

— Aman ne gırgırı 158, ne kırkmerak 159 kadınmışsın! Eğer bir

yalanım varsa yedi ceddime 160 lanet olsun. Getiriniz Kelâm-ı Ka -

dîm’i abdest alıp üzerine el basarak söyleyeyim. Müslüman değil

misiniz? Bunun daha ötesi var mı? Bu adam gibi koca şu zamanda

nadir bulunur. Hâli vakti yerinde. Ahlakı, her hâli mükemmel 163.

Mum ile aranıp da bulunmayacak bir zat 164. Benim de iki elim ya -

nıma gelecek. Sizi aldatıp da ne kazanacağım? Özünüzü Cenabı -

hakk’a doğru tutun. Sözlerime itimat edin. Vallah pişman olmazsınız. Bu adam, bir eşine daha tesadüf olunmaz 167 nadir hilkatte

bir erkektir. Fakat onu da söyleyeyim ki düşmanı çoktur. İşiteceği -

niz garip rivayetlere, dedikodulara hiç ehemmiyet 171 vermeyiniz. Billah sonra bana dua edersiniz.

— Elhamdülillah hepimiz Müslüman’ız. Sözlerine inanmak

istiyorum. Lakin sen de inkâr edemezsin ki ifadenin içinde lastikli

sözler var. Bu kadar iyi adamın düşmanı neden çok oluyor? İşiteceğimiz garip rivayetler neler?

Kılavuz kadın yine dövünmeye başlayarak:

— Hay sıkıntımdan şimdi çatlayacağım. Sözlerime inan. Biraz

da Cenabıhakk’a mütevekkil ol 173. Çöpsüz üzüm nerede bulunur?

O adamın da bir iki pürüzü olmasa bu kadar mükemmel bir kocayı

sana bırakmazlar.

— Pürüzü ne imiş?

Beri yandan yenge Emine Hanım, birdenbire feveran ederek:

— Pürüzü ne mi imiş? Elinin körü… Kadın sana yedi ceddi