Hakkı Bir Kocakarı
Fikriye Hanım’ın kinaye tarikiyle ağzından çıkan bu sözlerin
hükmü cidden husul bulur. Kılavuz kadın her gün gider, gelir.
Yenge hanımla bir odaya kapanıp kapıyı sürmelerler. Saatlerce gizli konuşurlar. Bu müzâkerât-ı husûsiyyelerine hiçbir gün Fikriye
Hanım’ı kabul etmedikleri gibi bir müddet, karâr-ı katîleri hakkında da kimseye renk vermezler. Fikriye meraktan ölür. Yengesi -
nin elinde olsa kendini bir an önce evden defedeceğine şüphe yok.
Fakat iş niye uzuyor? Demek halli 196 icap eden bazı müşkülat,
pürüzler var. Bu izdivacın husulü için gösterdiği her türlü mevani
berendazlık ve şiddet-i ârzûya 201 rağmen, yenge hanımı isticalin -
de durduran zorluk acaba nedir? Kılavuz kadının ağzından kaçırmış
olduğu şu “Bu adamın düşmanı çoktur, işiteceğiniz dedilere kodu -
lara, bahusus garip rivayetlere ehemmiyet vermeyiniz.” sözleri
Fikriye Hanım’ın leyâl-i tefekkürâtında 204, sâât-i mülâhazâtında 205,
rüyalarında daima 206 tekrar ediyor, müziç 207, heyecanaver 208 tını -
larla nâkâbil-i hal 209 muvahhiş bir muamma 211 gibi kulaklarında
çınlayıp duruyordu.
Çok sürmez, filhakika 212 bu dediler kodular, garip rivayetler
başlar. Fikriye’nin merakı bu defa olanca kuvvetiyle dehşete 213 tahavvül eder. Bakınız nasıl:
Yenge Emine Hanım’ın, esrarengiz telaşları, müzakereleri
neticesinde besbelli müşkilât-ı mevcûdeye bir sûret-i hal bulunur. Dayı Efendi’ye mesele, bir sûret-i leyyinede anlatılır. Kılavuz kadının becerikliliği sayesinde her şey yoluna girer. İş pişirilip
kurtarılır.
Günün birinde Fikriye Hanım’a, Naşit Nefi Efendi ile akitle -
ri icra olunacağı 221 haber verilir. Zavallı kadından sudur edecek 222
cevâb-ı kabûl veya reddi 224 istimaya lüzum bile görülmeye -
rek işe girişilir. Eksiği, gediği itmam için çarşıya, pazara gidilmeye, akit hazırlıkları görülmeye başlanır.
Yevm-i izdivâc yaklaştıkça yenge hanımın telaşı her gün bir
parça daha artar. Gelen giden misafir kadınlarla uzun uzadıya fısıl -
tılara girişir. Fikriye Hanım odadan içeriye girince sözler değişir,
bütün çehreler istiğrapkâr 229 birer tavr-ı terahhumla 230 evvela 231 o
zavallıya, sonra manidar 232 ve hafi 233 enzâr istîzâhla 234 birbirine di -
kilir. Herkes yekdiğerine baka baka dudaklarını ısırır.
Evet, gizli bir keyfiyet var. Ortada bir şey dönüyor, Fikriye’ye
büyük bir oyun oynanıyor ama nedir?
Yenge Emine Hanım, Fikriye’ye duyurmamak için gelene gi -
dene karşı ettiği sıkı tembihlere, gösterdiği tedbirlere, ihtiyatlara
rağmen, nihayet bir gün bu mühim sır patlak verir. Bunun ne oldu -
ğunu Fikriye de öğrenir. Tüyleri ürperir, pürdehşet kesilir.
Bir gün eve Hasibe Hanım isminde eski dostlarından eli değ -
nekli, ihtiyar bir misafir gelir. Daha kapıdan girer girmez yenge
Emine Hanım önüne çıkarak Naşit Nefi Efendi hakkındaki rivâyet-i
acîbenin Fikriye Hanım’ın yanında kale alınmaması 239 hususunda talîmât-ı lüzûmeye 241 girişir. Fakat misafir hanım, değneğini
titrek eliyle ve pürhiddet bir savurarak:
— Baksana hanım, sen bu eve gelin gelmezden yirmi yıl evvel
ben bu aileyi tanırım. Yalnız Fikriye değil, hemen hemen onun anası da benim elimde büyüdü gibi bir şeydir. Dostlarımız öldüyse ha -
tırları ölmedi. Ben bugün buraya Allah için birkaç söz söylemeye
geldim.
Yenge Emine, o saate kadar pişirmekte olduğu aşa bir kocaka -
rının soğuk su katmaya kalkıştığını anlayınca öfkeyle:
— Büyük hanım, bu hanenin ne kadar büyük ve kadim dostu olursanız olunuz, şu saatte burada bir misafirden başka bir şey
değilsiniz. Nasıl talimat 246 verilirse o yolda hareket etmek üzere
içeri kabul olunabilirsiniz. Yoksa!
Kocakarı, arkasına giydiği geniş hırkanın kabarıklığı ile iki
omuzu ortasında âdeta bir kaplumbağaya benzeyen başını teessüf -
le sağa sola döndürerek:
— Sözünü bitir bakayım! Yoksa? Kapı dışarı öyle mi?
— Evet, maalesef öyle.
— Sen bana iyi bak hanım! Ben öyle senin gibi şımarık yeni
hanımların sözleriyle hareket eden kocakarılardan değilim. Gözünü
aç yavrum. Hem sen karşımdan çekil. Fikriye gelsin. Benim sözüm
ona. Seninle bir işim yok.
— Bu evin hanımı benim. Fikriye’nin esamisi okunmaz 249. Sabahleyin bunakça lakırdılar dinlemeye de vaktim yok. Bir gürültü
çıkarmadan şuradan selametle gidiniz. Haydi bakayım büyük ha -
nım! Haydi!
Kocakarı, müthiş bir feveranla değneğini Emine Hanım’ın
suratına doğru savurarak:
— Çekil karşımdan yelloz!
— Ay bu titrek hâlinle beni mi döveceksin?
— Evet, seni döveceğim, öteye bile geçeceğim.
— Sen bunamışsın hanım. Yanlış yere geldin galiba! Burası
kavga mahalli değil. Pabucubüyüğe git de okun.
— Elhamdülillah ben bunamadım. Bu yaşında sen bunamışsın.
Ne dediğini bilmiyorsun. Ben yanlış yere gelmedim. Hasan Efen -
di’nin evine geldim. O kocan olacak herifi elime bir geçirsem evvela onu döveceğim. Sana ne kadar yüz vermiş böyle. Dünya değişti,
ayaklar baş, başlar ayak oldu. Şimdiki karılar, kocalarına kuman -
da ediyorlar. Âlemin düzeni, nizamı bozuldu. Sen ıslah eyle
Rabb’im! Ne günlere kaldık!
— Benim kocama karşı olacak muamelem 256 senin ne üstüne
vazife! Âlemin nizamından, düzeninden sana ne? Bir ayağın çu -
kurda, senin şurada üç günlük ömrün kalmış. Onun bunun dediko -
dusuna karışacağına istiğfarla, ibadetle meşgul ol.
— Haydi karşımdan çekil kadın! Senin nasihatine 260 muhtaç
değilim. Ölüm, yaşla sırayla değildir. Gençliğine güvenme. Kimin
ölüp kimin kalacağını bir Mevla’m bilir. Onun işine karışılmaz.
(haykırarak)261 Fikriye, nerdesin kızım? Gel bu çaçaron yengenin
elinden beni kurtar. Sana söyleyecek birkaç mühim sözüm var.
Zaten bütün bu muhâvere-i şedîdeyi 263 merdivenin camlı böl -
mesi arkasından dinleyen Fikriye Hanım, bu davet üzerine meydana
çıkar. Yengesinin gazubane nazarlarına ehemmiyet vermeyerek gider, bir tavr-ı ihtirâmla büyük hanımın elinden öper. Kocakarı da mukabeleten Fikriye’nin alnına bir buse kondurarak:
— Gel yavrum, gel… Merhume 270 anacığın üç gecedir sıray -
la rüyama giriyor: “Kızımın başını nara 271 yakıyorlar. Git, kurtar.”
diye yalvarıyor. Seni Naşit Nefi Efendi isminde bir adama veriyor -
larmış. Söz kesilmiş. Nikâh olmak üzereymiş. Bu adamın kaç karı
boşadığını, ne belalı bir herif olduğunu, ne korkunç mazisi bulunduğunu biliyor musun?
O saate kadar kendinden gizlemeye uğraştıkları mühim esrara
artık ermek üzere bulunduğunu hisseden Fikriye, hayırhahı 274 bu
kocakarının karşısında serapa dikkat-i mücesseme kesilerek:
— Hayır bilmiyorum.
— Bilmiyorsun da, öyle (netameli) uğursuz bir herife ne varı -
yorsun? Başın bacadan mı aştı?
— Ben varmıyorum. Veriyorlar. Dayım, yengem dururken bu
hususta bana söz düşmezmiş. Tahkikat, tetkikat, bütün nîk ü bed
onlara aitmiş.
— Bu zamanda bir halayık bile istemediği bir yere satılamaz.
Sen “Varmam!” diye direndikten sonra zorla nasıl verebilirlermiş
bakayım? Ben sana duyduğumu olduğu gibi anlatayım da cesaret
edebilirsen bu herife var.
Bu müthiş kocakarının çenesini tutmanın artık kabil olmaya -
cağını büyük bir meyusiyetle 279 gören Yenge Emine Hanım, iki
elini mütevekkilane göğsüne kavuşturarak çaresizlik ima eder 281
bir vaziyetle:
— Senin ifşa etmene hacet yok, senden evvel ben söyleye -
yim. Çünkü senin duyduklarını aynen biz de duyduk.
— (Fikriye’yi işaretle) Duydunuz da bu zavallıya niçin haber
vermiyorsunuz, bucak bucak her şeyi saklıyorsunuz?
— Büyük hanım, inanılacak bir şey değil ki söyleyelim. Bir
masaldan, bir hayalden, şunun bunun uydurmasından ibaret boş
dedikodular.
— Nasıl boş dedikodu? Nasıl masal?
— Naşit Nefi Efendi’nin vefat eden ilk haremi Binnaz Hanım
güya cadı olmuşmuş da kocasının aldığı karıları boğmak için gece
mezarlıktan çıkar, eve gelirmiş. Söyleyeceğiniz bu değil mi?
Kocakarı, istiazeten büyük bir telaşla hırkasının yakasını ısırarak:
— Öyle ya!..
— Bunca güngörmüş koskoca ak saçlı bir hanımsınız. Siz bu
uydurma şeye inanıyor musunuz?
— Neye inanmayayım? Cenaze evde yattığı gece üzerinden
kedi mi atlatmışlar, ne yapmışlar? Zavallı hatun -neuzübillah 286-
işte cadı olmuş.
Yenge Emine Hanım, kocakarının bu saflığına karşı biraz