İsprit Reisiyle Münakaşa
Naçar, o geceden itibaren zevcimle odalarımızı da ayırdık.
Her emrine böyle suhuletle tabiyet gösterdikçe Rûh-ı Azîz’in büs -
bütün şımararak kariben Naşit Nefi Efendi’den talakımı da talep
edeceğini biliyordum.
Gece odamda yatmak için İrfan Kadın’ı yanıma verdiler. Ben
korkumdan bir can yoldaşıyla da iktifa etmeyerek pederimin hane -
sinden bir hizmetçi daha celbettim.
Naşit Nefi Efendi, o odasında tek başına, evet yapayalnız ya -
tıyordu. Cadı karı, kocamı elimden aldı. Zavallı adamı böyle tefri -
di, geceleri gidip o bedbahtın koynuna kendisi girmek için miy -
di? Bende âdeta şedit bir kıskanç başladı.
Sabahları zevcim kaleme gidinceye kadar ancak bir lahza gö -
rüşebiliyorduk. Çehresi, derin bir mağmumiyet ile günden güne
zayıflıyor, soluyor, saçında sakalında aklar peyda oluyordu. Her
günün müruruyla 2105 artık anlıyordum. Benim odadan defimden
sonra efendi için yeni, naşenide 2106, müthiş bir sûret-i zevciyyet 2107
başlamıştı. Onu odasında artık yalnız bulunca cadı, sade koynuna
değil, biçarenin kalbine, ruhuna, bütün damarlarına hulul ile tek -
mil vücudunu serapa kaplayarak bu talihsizi her an benden biraz
daha tebit; ahirete, mezara, kendine takrip ediyor, dünyadan çekip
götürüyordu.
Bu işitilmemiş felaketten adamcağızın halası 2109 kabil olma -
yacak mıydı? Bunun hiç çaresi yok muydu? Kendisiyle görüştü -
ğüm kısa anlarda, huddamlı hocalara, ervah ile iddiâ-yı münâsebet
eden kimselere müracaat tavsiyesinden geri durmuyordum. Denize
düşen yılana sarılır. Nâkâbil-i îzâh 2111 fakat gözümün önünde cere -
yan eden bu garip, elim ahvalden sonra ben de âdeta aptallaşmış,
eskiden inanmadığım birçok vahi şeylere vücut vermeye başlamış -
tım.
Bu tavsiyelerim nihayet müsmir oldu 2112. Bir gün efendi bana
dedi ki:
— Şükriye, ibramların 2113 üzerine birçok yere müracaat ettim.
Nihayet şehrimizde bir ispritizm cemiyeti keşfettim. İleri gelen azalarından biriyle dost oldum. Vukuatı bertafsil anlattım. Bu zat
çok şaştı. Böyle hırçın, akur ruhları büyük ervâh-ı hâkime nüfuzuyla zabt u tedîb mümkün olacağını söyledi. Beni reisleriyle
görüştürecek.
Zevcim birkaç gün sonra “Cemiyetin reisiyle görüştüm. Muh -
terem bir zat. Binnaz’ın cadılığı hadisesini pek garip buldu. Bu
mesele ile meşgul olmayı vadetti.” tebşirinde 2119 bulundu. Nihayet
bir akşam bizim yalıda akd-i cemiyyet 2120 edileceğini haber verdi.
Gerçekten üç gece sonra bizde toplandılar. Yarısı Frenk yarısı Türk
yedi, sekiz kişi geldi. Misafirleri en geniş mahallimiz olan mabeyn
odasına aldık. Beyefendinin müsaadesiyle iki hizmetçimi beraber
alarak çubukluğa saklandım. Çünkü içeride edilecek sözleri hep
işitmek istiyordum. Çubukluğa tahtaboşun penceresinden girilebi -
liyor, kapısına kulak verilince mabeyn odasında edilen lakırdıları
tamamıyla işitmek mümkün oluyor ve azıcık baş uzatılırsa içerisi
de görülebiliyordu.
O geceki cemiyete pederimi de davet ettik. Pederim pek muannit ve Frenklerin septik tabir ettikleri hilkatte bir adamdı.
Bu kadar bedahetlere rağmen o, hâlâ bu cadı meselesini Bin -
naz Hanım’ın mezardan hurucu sureti haricinde ihtimalat ile izaha uğraşıp duruyordu.
Hakikat her ne ise bir dereceye kadar bu gece anlaşılacak. Binnaz Hanım’ın ruhu davet olunarak kendinden istîzâh-ı keyfiyyet
edilecekti. Ben çubuklukta serapa kulak kesildim. Meraktan çatlı -
yordum.
Nihayet meclis başladı. Fakat pederimin muteriz ve gürültülü sedası bütün seslerin fevkine çıkıyordu. Reîs-i cemiyyete 2127 hitaben diyordu ki:
— Reis efendi hazretleri, ölüm, istisna kabul etmeyen bir
kânûn-ı umûmîdir 2128. Hatta her lisanda bu hakikati müeyyet 2129
“Ölen dirilmez.”, “Giden geleydi babam gelirdi.” gibi durûb-ı em -
sâl vardır. Bunun Fransızcası da “Il n’ ya que les morts qui ne
reviennent pas.” proverbe’i olacak zannederim. Hakikat böyleyken
nasıl olup da bizim Binnaz Hanım, ale’r-rivâyeten 2131 mezarından
çıkarak böyle âlemi birbirine katıyor?
Reis — Efendim, biz buraya meselenin bu cihetini halletmek
için gelmedik. Bu münakaşada asr-ı hâzır 2132 mütefekkîrini henüz
bir vuzuha eremedi. Bu, çok uzun sürer bir keyfiyettir. Bizim bu
geceki içtimaımız 2133, kendinden istizahta 2134 bulunmak üzere bir
ruhu davet içindir.
Pederim gülerek:
— “Davet” tabiri hoş.
Reis — Neden?
— Efendim bu dünyanın hâli bir devridaimden ibarettir. Te -
ceddüt diye insanlar kendilerini aldatıp duruyorlar. Yok eskimiş,
unutulmuş fikirleri, başka birer isim takarak, yeni namıyla meydana
çıkarıyorlar. İşte teceddüt bu. Siyaset de öyle, moda da öyle, tarih
de öyle, her şey öyle. İskender-i Kebîr 2136 zamanı ne ise Napolyon
da o, şimdiki vakit de o.
— Acayip şey. İskender zamanında buhar kuvvvetini makinelere tatbik var mıydı? Elektrik. Radyum. X şuaı ve ilahirihi hep
bunlar tanınmış mıydı?
— Aman efendim, ağzı kapalı, ateşte kaynayan bir tencerenin
kapağının kımıldadığını gören insanlar, kızgın buhâr-ı mâda 2139 bir
kuvvet olduğunu, asırlardan sonra keşfederek bunu makinelere
tatbike kalkışmışlar. Pek geç istifade edilmiş bir ferâset-i beşeriy -
ye… Hâlbuki buhar, tabiattaki rolünü hilkatle beraber oynayıp
duruyordu. Bu yeni bir şey değil. Cüretimi affedersiniz. İşte sizin
“davet” tabiri de öyle.
Reis — Bir şey anlayamadım.
Pederim — Efendim, memleketimizde cinci hocalar, mi -
ne’l-kadîm bu “davet” tabîr-i mahsûsunu istimal ederlerdi.
Birtakım sadedil hacet erbabı, ellerinde avuçlarındakini bu da -
vetlere sarf ettikleri hâlde içlerinden nâil-i maksad 2145 olanı hemen
görülmemiştir. Eski cincilerin yerine şimdi ispritizma, manyetizma,
hipnotizmacılar çıktı. Evvelkiler cinleri, perileri çağırırlardı. Bu
şimdikiler ruhları celbediyorlar. Yine o külfet, yine o davet… Fakat
lütfen teşrifleri 2146 haber verilen meduvvîn-i kirâmı 2147 meydanda
gören yok. Hep laflar o laf, iddialar o iddia… Yalnız kisve-i kelâm
tebdil edilmiş. İsimler değiştirilmiş.
Reis — Ervaha inanmıyor musunuz?
Pederim — İnanacağım bir şeyin mahiyetini tanımak isterim.
Reis — İsbât-ı mâhiyyeti kabil olmayan şeylere ne diyeceksiniz?
Pederim — Bunlar için düşünürüm, çok düşünürüm…
Reis — Mahiyetleri bilinmediği için harareti, ziyayı 2150, elektriği ve saireyi inkâr mı edeceksiniz?
Pederim — Eserleri delaletiyle bu kuvvetleri anlıyoruz yani
bunlar havâss-ı hamsemize 2151 temas ediyorlar. Dinî, felsefi ruhu
bir tarafa bırakalım. O, bahsimizden hariçtir. Şu sizin davetle gelip
bazen kovmakla gitmeyen ruhlarınızı aklım almıyor.
Reis — Bu âlem-i imkânda 2152 sizin aklınızın alamadığı daha
birçok şey olabilir. Fakat sizin inkâr veya adem-i idrakiniz 2153 ile
onların mevcudiyetlerine halel gelmez. Sâhib-i hâne, damadınız
Naşit Nefi Efendi, ölmüş zevcesinin azgın, şerir ruhundan şikâyet
ediyor. Bu muziç ruhun yaramazlığından bir hane halkı, bir ma -
halle ahalisi ve hatta bütün sekene-i karye 2155 müşteki. Buna ne
diyeceksiniz? Meydanda hiçbir sebeb-i iştikâ 2157 yok mu? Hep bu
rivayetler sizi aldatmak için ihtira ediliyor zannında mısınız?
Pederim — Fâil-i mechûl birtakım şeyler vuku buluyor. Bu
cihet nâkâbil-i inkâr… Fakat bakalım bu garaip efalin 2160 bir ruha
isnadı doğru mudur?
Reis — Fâil-i hakîkî ruh değil de ya nedir? Sizin bu hususta
yeni bir keşfiniz var ise söyleyiniz. Biz de hatamızı anlayarak zehabımızı tashih, cehlimizi itiraf edelim.
Pederim — Estağfurullah reis efendi hazretleri. Sizin ruh na -
mına birtakım efal isnat ettiğiniz kuvvet hakkında hiç malumatım
yok.
Bu baptaki vukuf ve ihtisasınızdan istifade etmek isterim.
Reis — Şimdi Binnaz Hanım’ın ruhunu davet edeceğiz. Kendisinin davetimize icabet ve suallerimize ecvibe-i lâzıme ita suretiyle vuku bulacak tezahürlerini göreceksiniz.
Pederim — Ruhun tezahürlerinden evvel ispritlerce mefruz
havassını anlamak isterim.
Reis — Ecsat fâni, ervah bakidir. Bizim için bu, asla şüphe
götürmez bir hakikattir.
Pederim — Sözleriniz fikirlerime tamamıyla muhalif de olsa
hiçbirine itiraz etmeyeceğim. Yalnız bu meslekteki kanaatinizi öğ -
renmek merakındayım. Ceset, fena bulduktan sonra ruhun bekası sizce n