Şarlatan Ruh
Yine masanın etrafına dizildiler. Ruhani ıtlakına bihakkın
seza olan meclis azaları, ale’l-usûl ellerini uzattılar.
Reisin tavsiyesiyle gündüzden odanın bir köşesine bir perde
gerilmişti. Tecrübe masası bu perdeden bir metreden ziyade bir mesafede bulunuyordu. Kendi ihtarı üzerine medyumun ayakları bir -
birine iple sıkıca raptedilmişti.
Elinin birini pederim, diğerini de Naşit Nefi Efendi tutuyordu.
O surette ki onlar müsaade etmedikçe reisin kımıldayabilmesine
ihtimal yoktu.
Bu defa masa medit bir intizardan sonra kımıldadı. Ayağın biri
ahiretle dünya arasında telgraf manipülatörü hizmetini görüyordu.
Ruhlar, odadaki karanlığın tezahürata kâfi olmadığını bildirdiler.
Büronun üzerinde yanan tek lamba daha ziyade kısıldı. Odayı he -
men göz gözü görmez bir karanlık kapladı. Birdenbire köşedeki
perde, kuvvetli bir rüzgâra maruz kalmış yelken bezi gibi şişmeye,
hazırunun yüzlerine doğru savrulmaya başladı. Kendi kendime:
— Fırtına koptu, ortağım geliyor. Binnaz Hanım yine pek hid -
detli. Bu gece ortalığı birbirine katacak galiba! dedim.
Bu sırada pederim bağırdı:
— Suratıma bir el dokunuyor. Kimdir onu yapan? Rica ederim
yapmasın.
Ruhların bu dest-i nevâzişi 2552 birkaç çehreyi daha dolaştı. Bu
okşanmadan kimi korkuyor kimi gülüyordu.
Pederim — Gıdıklanıyorum, yapmayınız efendim!
Azadan biri — İçimizden hiçbiri terk-i mevki etmedi. Eller de
hep masa üzerinde. Emin olunuz bu dest-i taltîf gaipten uzanıyor.
Pederim — Hakk-ı itirâza 2554 malik olsaydım Karagöz perde -
si gibi kurulan şu bezin oraya sebeb-i talîkini 2555 sorardım. Zaten
gayr-i merî olan ervah, bir perde ile istitara 2556 neden lüzum görü -
yor? Perde arkasında iş görmek, edânî-i beşeriyyeye 2557 mahsustur.
Ruhlara yaraşmaz. Merak edilecek şey…
Pederim sözünü bitirmeden perdenin arkasından doğru odanın
içinde hafif bir ziya 2558 parladı söndü, parladı söndü. Sanki uzak
ufuklardan, gürültüsü gelmeksizin belirip kaybolan bir şimşek ay -
dınlığı odaya aksediyordu. Hâlbuki pencerelerin kalın astarlı perdeleri sımsıkı kapalıydı.
Masa ayağı esrarengiz tıkırtısına yine başladı. Reis sordu:
— Gelen ruh mudur?
Cevap:
— Evet.
Reis — Lütfen kendinizi bildiriniz.
Ruh — Şevkiye Hanım.
Reis — Biz Binnaz Hanım’ın ruhuna muntazırdık.
Ruh — Kendisi gelmedi. Beni gönderdi.
Reis — Kendisi niçin gelmiyor?
Ruh — İhtiraz ediyor.
Reis — Neden?
Ruh — Suallerinizin cümlesine cevap veremeyecek de ondan.
Reis — Niçin cevap veremiyor?
Ruh — Esrâr-ı ervâhın hepsi dirilere söylenmez. Bu hususta
cidden mazurdur.
Reis — Siz iki ruh galiba büyük bir muvanesette 2562 bulunu -
yorsunuz.
Ruh — Evet.
Reis — Sizi birbirinize takrip eden sebep nedir?
Ruh — Müşâbehet-i nasîb.
Reis — Ne cihetten?
Ruh — Zevç cihetinden.
Reis — Siz kimin zevcesiydiniz?
Ruh — Mebrur Bey’in.
Reis — Mebrur Bey, sizden sonra çabuk mu evlendi?
Ruh — Evet. Benim vukû-ı mevtim pek fecidir. Ben yangında muhteriken vefat ettim. Eşim birkaç gececik olsun matemi -
mi tutmadı. Zıyâ-ı fecîmin ikinci gecesinde bir halayık istifraş
etti. Üç ay geçmeden, ben berhayat iken göz atmış bulunduğu bir
hanımla evlendi.
Reis — “Ölen ile ölünmez” darbımeselini bilmiyor musunuz?
Ölüm hak olduğu gibi, ölen zevç olsun, zevce olsun, berhayat kalan
diğer bir kadın veya erkekle teehhülü bir emr-i meşrû ve tabîîdir.
Bu hâl, zarûret-i ictimâiyyedendir 2569. Berhayat zevceleri üzerine
birkaç daha evlenen veya metresler tutan erkekler var. Bu hususta
kabahat yalnız ricalde de değil. Zevce üzerine evlenmek bir kaba -
hat ise ortak üzerine varmak da bu suçun nısfına iştirak demektir.
Kabahati yalnız erkeklere yükletmeyiniz.
Ruh — Bu hususun muhakemesi uzun sürer. Yalnız size şu kadar söyleyeyim ki zevcesinin hayatında evlenen bir erkek, bu izdi -
vacı mazur ve meşru göstermek için işe bin türlü kulp takar. Zev -
cesini iknaya, ırzaya yollar arar. Kadını baz-ı mertebe avutmaya,
aldatmaya uğraşır. Fakat bade’l-mevt böyle olmuyor. Zevcesinden
bıkan bir erkeğin diğer bir kadın hakkındaki temâyül-i kalbîsi aynen münkeşif oluyor. İşte buna dayanılmıyor. Hayatta aldatmanın,
zannolunduğu gibi daima bir seyyie 2573 olmadığını ve aldatmanın
çok defa âdeta bahtiyarlık yerine geçtiğini şimdi anladık.
Reis — Mümâselet-i tâliadan 2574 dolayı, mademki Binnaz Ha -
nım’la aranızda büyük bir ahiret dostluğu hükümfermaymış, ken -
disinin bu gece şuraya gelmesi için tavassutunuzu 2575 rica ederiz.
Sözünüzü kırmayacağından eminiz.
Ruh — Gelmesi için ibram etsem hatırımı kırmaz. Fakat ben
biçareyi rahatsız ve müteellim etmek istemiyorum.
Reis — Rahatsız etmeyiz.
Ruh — Suallerinize karşı sükût ettiği noktalarda katiyen ısrar
göstermemeye söz veriyor musunuz?
Reis — Veriyoruz.
Tıkırtı kesildi. Müddet-i intizâr 2576 esnasında mahut 2577 perde
birkaç defa rüzgârla şişti. Nihayet masanın ayağı, tekellüm-i rûhâ -
niyyesine başladı. Reis sordu:
— Kimsiniz?
Ruh — Biz geldik. Şevkiye. Binnaz.
Reis — Şevkiye Hanım, bu lütfunuza teşekkür ederiz. Binnaz
Hanım, bir nev-i muâhede ile geldiği için bir şey demeye cesaret
edemiyorsak da kendisine serzenişimiz çoktur.
Binnaz — Hakikati bilseniz bana serzeniş için kendinizde sa -
lahiyet göremezsiniz.
Reis — Hakikati bilmiyoruz. Bizim yalnız bildiğimiz bir şey
var ise o da bedbaht Naşit Nefi Efendi’nin pek elim bir hayat ge -
çirmesidir.
Binnaz — Zavallı zevcimin çektiği işkencelere ben sizden zi -
yade acıyorum.
Reis — Çok acayip! Onu tazip eden siz değil misiniz?
Binnaz — Ben değilim.
Reis — İnkâr etmeyiniz. Ervaha yalan yakışmaz.
Binnaz — Bu isnadı katiyen reddederim. Ben değilim diyorum.
Reis — Tecessüt ederek geliyorsunuz. Sizi görüp tanıyanlar
var.
Binnaz — Ben değilim!
Reis — Çocuklarına yemişler getiren, ortaklarını boğan, kı -
yafeten bile tamamıyla Binnaz Hanım’ın fotografisine benzeyen o
rûh-ı müziç, o hayâl-i müdhiş…
Binnaz — Ben değilim!
Reis — Sen değilsin de ya o rûh-ı kâtil kimdir?
Binnaz — …
Reis — Niçin sükût ediyorsun?
Binnaz — Sükût ettiğim noktalarda ısrar gösterilmemesi şar -
tıyla geldiğim untulmasın.
Reis — Sen değilsin de başka bir ruh mudur?
Binnaz — …
Reis — Yine sükût ediyorsun. Fakat mademki bu sen değilsin,
senin nam ve hesabına bu kadar habaset işleyen bir şeririn bu
tecavüzlerine nasıl tahammül ediyorsun? Herkes bunu, seni zanne -
diyor. Binnaz Hanım cadı olmuş teşniatıyla 2586 aleyhinde bin türlü
acip, garip kılükal dönüyor.
Binnaz — Bu ahvalden en ziyade dilhun olan benim.
Reis — Karı koca firâş-ı meşrûiyyetlerinde yatarken acilen
iftiraklarını amir 2589 havadan yazılı kâğıtlar yağdırmak gibi teca -
vüzler hangi edep ve terbiye ile kâbil-i telîftir?
Binnaz — Bu biedebane tasallutlara karşı teessür ve nefretimin derece-i gâyeye vardığına inanınız…
Reis — Namına yapılan bu şenaatleri 2594 reddetmek için bir
mecbûriyyet-i vicdâneye düşmüyor musun?
Binnaz — …
Reis — Ruh! Pek mühim, pek can alıcı noktalarda sükût edi -
yorsun. Bu manidar sükûtların, şu mesele-i vahîmede 2596 senin de
külliyen berîü’z-zimme olmayacağına şüpheler tevlit ediyor.
Binnaz — Belki!
Reis — İşte bu “belki” sözü gayr-i sarîh, müphem fakat her
hâlde bir itiraftır. Rica ederiz artık bu adamın işkencelerine bir ni -
hayet veriniz.
Binnaz — Elimde olsa başüstüne…
Reis — Hüviyyet-i rûhiyyene hulul ile envâ-i melanetiyle
ismini, şöhret-i uhreviyyeni 2601 kirleten bu mütecavizi icrâ-yı ha -
bâisten mene muktedir değil misin?
Binnaz — Değilim.
Reis — Senin ruhluğun nerede kaldı?
Binnaz — Ervahı bütün havarığa kadir zannetmek büyük bir
hatadır.
Reis — Bu işte külliyen berîü’z-zimme olmadığını zımnen 2604
anlattın. Bari sen hisse-i izacına düşen fenalıktan keff-i yed et.
Binnaz — Ben bir fenalık yapmıyorum.
Reis — Nefsin için bir berâet-i katiyye 2606 de iddia edemiyor -
sun…
Binnaz — Ben kable’l-mevt ettiğim bir hatanın suiakıbetini
çekiyorum.
Reis — İnsana bütün bütün merak veriyorsun.
Binnaz — Ben hakikati söylüyorum.
Reis — Hakikati söylemiyorsun. Hakikatı söylemek, Naşit
Nefi Efendi’nin çâre-i halâsını bildirmekle olur.