Zevç Zevceye Sevişmek Memnu
“Sevgili zevcim efendim hazretleri,
Hayât-ı zevciyyetimizin inkişâf-ı tâm-ı saâdetinde 1779 bâd-ı
serd-i mevt, beni o âşiyâne-i mesûdiyyetimden bu ecel-zara
savurdu. Öksüz kalan iki nihâl-i ömrümün 1783 boyunları büküldü.
“Ölen ile ölünmez” meseli meşhurdur. Siz basefa 1784 muammer olu -
nuz. Benim gaybubetimle feleğin yıktığı gûşe-i beytinizi diğer bir kadını hayatınıza teşrikle 1788 tamir, güç bir keyfiyet değil.
Fakat teehhülde bu kadar istical de reva mıdır? Kefenim solmadan,
firâş-ı zevciyyetinizde 1789 boş bıraktığım mahal henüz tamamıyla
soğumadan ağuşunuzu diğer kadınlara tahsiste hemen gün fevt et -
mediniz.
Leyle-i zifâfımızda 1791 hayatımızın cân-ber-leb-i ezvâk oldu -
ğumuz o ilk mesut gecesinden itibaren bana döktüğünüz diller,
ettiğiniz sadakat yeminleri hep kizb ve riya mıydı? Dirilerin kolla -
rı arasından daha dün ayrılmış sevgili ölüleri için varlıklarından
tefrik edebilecekleri son hisse-i şefkat 1793 ve olanca nişâne-i mu -
habbetleri, çürüyen o muazzez vücutların üzerine birer mermer
kabir inşa ettirmekten ibaret midir? Yalnız bununla hayatın mevte
karşı deyn-i lâzımı ifa edilmiş oluyor mu? Hayır efendiciğim, hayır… Ölünün, diri akrabasından istediği mezarlarda değil, elem-i
iftirâkı lazeval bir samimiyetle, hişanının kulûb-ı teessür ü
ihtirâmında metfun kalmaktır. Hâdise-i mevtimden 1799 sonra insanların kirli vicdanlarını ölümün maddiyet-şikaf 1800 kuvveti, sermedi -
duymak
yetin nafiz nazarıyla görmeye başladım. Yevm-i tedfînimde
üzerime kürek kürek topraklar atılıp cemâat-i Müslime istimâ-i
Kur’ân için etrâf-ı kabrimde hep çömeldikleri anda siz de bükük, melul bir çehre ile bir servinin sakına dayanmış, dün var
iken bugün yok olan refîka-i hayâtınızın 1808 sizden ebediyen tebaü -
dünü, adem kapısından meçhuliyete ufulünü seyrediyordunuz.
Fakat bu hüzün, halkı aldatmak için yüzünüzde bir maske gibiydi.
Bütün dirilerin cebhe-i redâetlerini setreden bu riya yüzlüğü
altındaki asıl çehreniz, görüyordum, gülüyordu.
Siz sureten nüfûz-ı nazara 1813 mâni bir cismaniyete malik idi -
niz fakat benim için vücudunuz güya röntgen şuaıyla 1814 şefâfet-i
tâmme kesbetmiş bir şekl-i gayr-i maddiyyetteydi 1816. Hariç ve
dâhilinizi aynı vuzuhla seçebiliydum. Hücerât-ı dimağiyyenizin 1817
bütün cünbüş-i tahassüsâtını 1818 fosfor ile yazılmış bir levha-i mü -
nevvere gibi okuyordum. O riyâ-yı hüzn 1820 maskesi altındaki
hissiyyât-ı hakîkiyyenizi görünce duyduğum acıyı ân-ı irtihâlim -
de Azrail aleyhisselamın ruhumu bütün zerrât-ı hayâtiyyemden
ayırarak kabzeylediği o nâkâbil-i mukâyese veca-ı azîm esnasında hisseylemedim.
Zihninizden şunlar geçiyordu:
‘Narin, balık etinde, sarı, ela gözlü, açık kumral kadın severdim.
Merhume Binnaz ise mülehhama 1826 karip bir vücutta, âdeta aba -
noz gibi kara gözlü, kara saçlıydı. Nasılsa kısmet olmuş almışım
ama hiç zevkime göre bir kadın değildi. Bu defa tamamıyla meşre -
bime muvafık bir güzelini arayıp bulayım. Bir erkek için her yeni
teehhül, cedit bir devre-i hayâttır 1828. Külli cedidin lezzatün 1829.
Bu dünyadaki tecditlerin 1830 en mesut ve lezizi de zevce değiştir -
mek olduğuna şüphe yok. Ben ölüp de arkamdan o kalaydı tahsis
edecekleri eramil maaşını beğenmemek bahanesiyle bir başkasına varmayacak mıydı? Bu ikinci zevcine karşı Binnaz’ın ağzından
maazallah ale’l-gaflet 1832 benim ismimin kaçması bile kendi için
büyük bir terbiyesizlik ve âdeta günah sayılacaktı. Ben onlar için
tahatturu gayr-i câiz soğuk bir hayal olup kalacaktım. Zevcesinin vefatından sonra ağlayan her zevcin samîmiyyet-i dümûuna
inanmamalı. Ben de biraz ağlar görüneyim de âdet yerini bulsun.’
kabîlinden birçok tefekkürattan sonra definden avdette ilk tesadüf
edeceğiniz kadına şirin görünmek için fesinizi, bıyığınızı tanzime
başladınız. Sizden sonra kenâr-ı medfenimde 1836 telkin için bekle -
yen imam efendinin vicdanını tarassut 1837 etmek istedim. O, sarığı
altında kırpıştırdığı gözlerinin her hareketiyle, bu cenaze hizmetinde gündüz der-ceyb edeceği paranın miktarını tahminden sonra
gece devir hatminden alacağı meblağı 1839 buna ilave ile türlü he -
saplar yapıp duruyordu.
Cemaatten diğer zevatın vicdanlarına indim. İnsanların son
menzili olan o siyah çukurun başında, cümlesi suri 1840 birer huşu
ile boyun eğmiş oldukları hâlde, bu fâni hayatlarında, o hufreye
girmek için âdeta birer istisnaiyet derecesinde hemen layetenahi
uzun bir müddet tasavvur ediyor, ölümden uzak şeyler düşünüyor -
lardı. Bazılarının nev-i tefekkürlerini 1842 söylesem hayattan nefret
edersiniz.
Vakt-i hayâtımda bana gösterdiğiniz caliyet ile bade’l-vefât
vicdân-ı hakîkanıza 1844 vâkıf olunca ruhum râşe-i ıstırâbla 1845 çırpınırken zevçlerinin aynı vefasızlığına uğramış kabristanın bütün
genç kadın ruhları etrafıma toplandı. Hep bu mazlum, firkatzede
ervâh-ı zâr, mateme başladı. Henüz hayât-ı hucrîsi 1848 tamamıyla muntafi olmamış bulunan cesedimde, bu tesîr-i şedîd ile ihtilacat peyda oldu. Etrafımdaki ervâh-ı mazlûmenin 1852 icâbet-i
ediyesiyle kalıbım ruhumu celbetti, dirildim. Şimdi arzuma te -
baan ruhum hulul ile cesedimi canlandırıyor yahut onu istediği
müddet terk ederek meyyit hâlinde dinlendiriyor. Ba-lutf-i Hüda
böyle mevt-i ihtiyâriyye zarfında dirilip ölmek mazhariyyet-i fevka’t-tabîasından sonra, zevçlerinin vefasızlığından müşteki zev -
cât-ı mağdûre secde-i şükrâna vararak dediler ki:
— Cenabıhakk’a bin hamdüsena olsun, sen bu mucize-i hayâta
bizim yanık bağırlarımızdan feveran eden ateşli dualarımız bere -
ketiyle nail oldun. Ara sıra bize rahmet okumayı bile akıllarına ge -
tirmeyerek aldıkları bizden genç kadınlar ile hemaguş 1861 olmayı
yegâne zevk-i hayât bilen zevçlerimizden intikam almak için seni
tarafımızdan mebus tayin ettik. Dünya yüzüne çık. Hep o vefasızla -
ra hadlerini bildir.
Şimdi ben böyle mühim bir sıfat-ı mebûsiyyeti 1863 haizim. Is -
lah ve terbiyeye kendi kocamdan yani sizden başlayacağım. Salah
kabul etmezseniz şebekemin dâhilinde bir mezarlık boş bir mahal
var. Sizi çekip oraya alacağım. Çünkü size olan muhabbetim hak -
kımdaki vefasızlığınız nispetinde büyüyor. Şiddet-i tahassürüm 1864
nâkâbil-i tahammül bir raddeye geldi.
Sizi kariben âgûş-ı mezârıma alacağımı, kabrimi esnâ-yı
ziyâretinizde lahdimin sath-ı hârâsında 1868 beliren mutasavvı -
fane şiir ile anlattım. Fakat siz maksadımı pek anlamamazlıktan
gelerek kalben sûret-i âhar ile telakkiye yol aradınız. Efendi -
ciğim, dünya fâni, ahiret baki… Münhemik-i seyyiât olanlar için
cihân-ı hayâtta uzun müddet ikamet, tezyîd-i maâsîden 1873 başka bir netice vermez. Dün geçirdiğiniz ömür, bugünkü varlığınıza
nazaran bir hiç değil midir? Hep böyle hiçliğe munsap 1874 eyyâ -
mın teakubundan 1876 müterakim 1877 bir ömr-i külliyyenin 1878 he -
yet-i mecmûası 1879 da hiçten başka ne olabilir? Hayatı böyle be -
nim gibi, ahiretten muzaaf bir nazar-ı nâfizle görseniz onun şen,
hazin, bütün ebleh-firibane varlığının mahz-ı abes 1882 olduğunu
anlardınız. Bunu bazı feylesoflar da tasdik etmişlerdir. Fakat abesi
tasdik, abesten iba 1883 ile müessir olur. Daima işretin 1884 mazarratından bahsedip de her günkü gıdasına bir, iki kadeh daha ilave
eden ayyaşın bu tasdikinden ne fayda umulur?
Benim yaşadığım şu hususi hayât-ı garîbemce 1886 olan sûret-i
telakkîme nazaran her hay 1888 eblehtir. Çünkü ebleh olmasa
yaşayamaz. Çünkü hayatın bütün kavânîn ü kavâid-i meriyyesi 1890
eblehiyet esası üzerine tanzim edilmiştir. İnsanların kendilerini eb -
lehiyet fevkinde görerek bu vasfı içlerinden bazıları aleyhinde sarf
etmeleri eblehiyetin birinci nişanesidir. Sırmalı urbaya malik bir
çocuğun, pejmürde kıyafet diğer bir çocuğa kurulması 1891 gibi. Hakiki zekâ, mâni-i gurûrdur 1892. En akıllı olanın bu mazhariyeti, en
akılsızları kendinden küçük ve şâyân-ı istihzâ 1893 görmek için bir
sebep olamaz. Bütün hükûmetlerin sûret-i teşekküllerine 1894 dikkat
ediniz bu ebleh-firiblik esası üzerine kurulmuştur.
Henüz en mütemeddin addolunan hükûmetler, mensûbîn-i hâ -
dimesini gittikçe yük