9. Bölüm
Ben gayet iyiyim.
Sizlere yeni bölümle geldim.
Kurgularım hakkında binlerce mesaj ve yorum aldım. Hepsi çooook güzeldiiii. Çoook teşekkür ediyorum.
Sizler okudukça ben ismimin anlamı gibi kıymetli okurlarım ve karakterlerime ışık olmaya devam edeceğim.
Kendi hayatından kısımlar bulan, kendini gören okurlarım olmuş; duygularıma tercüman oldun cümlesi bu hafta en çok duyduğum cümlelerden biri.
Bölüm içerisinde yazım ve noktalamaya çok dikkat eden biriyimdir ama burada dikkat ederseniz arkadaşıma, dostuma yazar gibi yazmaktan çekinmiyorum.
Çünkü bana göre okurlarım benim kalbime, düşünce dünyama ve hayata bakış açıma konuk olan kıymetli dostlarım olur…
Buraya kadar gelen herkese çok teşekkürler.
İYİ Kİ VARSINIZ!
Son sözlerimle bitiriyorum…
Benim ben olmam için hayatıma giren, deneyimlerim ve tecrübelerimi kazanmama yardımcı olan herkese çok teşekkür ediyorum.
Sormak istediğiniz sorular ve konuşmak istediğiniz konular için her zaman beklerim…
Bölüm sonunda görüşmek üzere efendim.
Bölüm içerisinde yetişkin içerik detayları olmamakla birlikte bölüm, bazı okurlarımın hassas olabileceği konular içeriyor. Bu sebeple mağduriyet yaşanmaması adına okuyucularımın bu bölümü okurken dikkatli olmasını rica ediyorum.
...
(Gülcan Öztürk)
(13 Temmuz 2026/ Pazartesi)
Sabah gözlerimi aniden açtım. Buranın en sevdiğim özelliği buydu. Burada uyanmak gözlerinizi aniden açmanız ve dinç şekilde güne başlamanız demek oluyordu. Başucumdaki komedindeki telefonum ben farkında olmadan elimde yerini almıştı. Aslında bu kadar telefonla yakın olduğumu hissedememiştim İstanbul'da. Nedense bu kadar sık telefonu elime aldığımı fark edememiştim. Bu durumun bende yarattığı suçluluk hissini üzerimden atmaya çalışırken gözüm saate takıldı. Aslında saat erkendi. Mesela İstanbul'da olsaydım özellikle tatil günümdü olduğumu da ele alırsak bu saatte muhtemelen telefonu tekrar aldığım yere bırakır ve yastığımı muhtemelen yere attığım için yerde bulup ona sarılarak bilmem kaçıncı rüyamı görmek için tekrar uykuya dalardım. Ama şimdi hazır ev sessizken ve babaannemin bahçesi ile ilgilendiğini dışarıdan gelen hortum sesiyle anlayabilmişken kendi kendime kalmalı ve düşüncelerimi derleyip toparlamalıydım. Artık uzun zamandır beni esir alan düşüncelerimi tek tek masaya yatırma vaktiydi.
Öncelikle burada dana misali atmayı bırakıp elime yapışmayacak ev ve bahçe işlerini öğrenmeli, babaanneme yardımcı olmalıydım. Babaannemin benden böyle bir isteği olmasa da, bana şimdiye kadar bu konuda hiçbir imada bulunmamıştı, şu misafir psikolojisi ile vedalaşmalıydım. Zaten babaannem hayatımın her alanında her yaşımda benim en büyük destekçim olmuştu. Şimdi ben de ona destek olmalıydım. Ailem vefat ettikten sonra babaannem bir süre hatta bana kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğretene kadar İstanbul'da benimle kaldı. Ben üniversite okurken artık İstanbul'un havasının ona iyi gelmediğini fark edebilmiştim ve ona ısrar etmeye başlamıştım. O daha bu konudaki ısrarlarıma dayanamayarak belki biraz da bana güvendiğinden memleketine gelebilmişti.
Daha sonra yalnız yaşadığım yıllarım başlamıştı. Bu yıllar aslında içimdeki Gülcan'ı yani gerçek kimliğimi tanımam için fazla fırsatım olmuştu. En azından dünyaya kendi gözümle bakabilmeyi biraz daha iyi öğrenmiştim. Üniversiteyi İstanbul'da Marmara üniversitesi sınıf öğretmenliği bölümünde okuduktan sonra aslında amacım özel sektörde çalışmak olmuştu. O zamanlar biraz da genç ve bir şeylerden bir haber olduğum için şansımı öncelikle özel sektörde denemeye karar vermiştim. Tabii daha sonra orada çalıştıkça bunun ne kadar mantıksız ve yanlış bir karar olduğunu anlayabilmiştim. 3 sene kadar farklı kurumlarda kısa süreli çalıştıktan sonra büyük bir kısmından kavga ile istifa ederek ve zaman zaman sinir krizleri geçirerek sınava hazırlanıp KPSS'yi bir yılda kazandım. Sonra işler istediğim gibi gidince köyümdeki Papatya ilkokulu'na atandım. Aslında ilkokul öğretmeniydim fakat köydeki çocuklar için elimden geleni yapmaya hazırdım. Öğrencilerimin durumuna göre mesleğimin dışında belki anaokulu belki ortaokulu öğretmeni olacaktım. Tabii ki bunu hazırdım çünkü öğretmenlik benim için gelir elde etme karşılığında yaptığım bir iş değil bir hobimdi.
Buraya yeni gelmeme rağmen sanki İstanbul'daki evimi özlemeye başlamışım gibi hissediyordum. Neden böyle hissetmiştim bilmiyordum sanki uzun yıllar hasret yaşamışım gibi geliyordu evime. Burada canım sıkılabilirdi, istanbul'dayken günlük hayatında pek aramasam da burada okunacak kitaba ve yapılacak işlere ihtiyaç duyabileceğimi hissedebiliyordum. Bu konuyu aklının bir köşesine not edip şimdiki düşüncelerimi bir torbaya koyup bağladığımı gördüm.
Madem bugün pazartesiydi yani yeni bir haftanın ilk günüydü. E o zaman ben de kendimi buraya ait hissetmek için bir şeyler yapmalıydım. Telefonumu tekrar elime aldım.
13 Temmuz Pazartesi
14⁰C
Buraya gelirken burada ne kadar kalacağımı bilmiyordum. Gerçi tayinin başka bir yere çıksaydı ne yapacaktım onu da bilmiyordum.
Yaklaşık 2 aylık bir zaman vardı okulların açılmasına. Buraya adapte olmam ve burayı tanımam için bence gayet yeterli bir süreydi. Aslında İstanbul'a gidip okulların açılmasına yakın geri gelirim diye düşünüyordum bir ara. En kötü ihtimalde buraya alışamaman betim tatillerde doğup büyüdüğüm şehir olan İstanbul'da almaktı soluğu.
Şimdilik böyle bir şeye ihtiyaç duymak istemiyordum ve bu planımın gerçekleşmemesini diliyordum. Daha fazla geç olmadan kalktım. Hissettiğim serinlikle avuç içlerimi kollarımda gezdirdim. Burası gerçekten de yılın her günü böyle soğuk mu olacaktı?
Soğuğu seven biri değildim pek. Bu sebeple bu durum benim için biraz zor olacaktı.
Önce koltuğa serdiğim yatağımı topladım, nevresimi katlamak beni biraz zorladı. Sonra tuvalete gidip elime ve yüzüme su çarptım. Burada su Güneş enerjisi ile ısınıyordu yazın. Kış mevsimi için başka çözümler vardı elbette fakat yaz mevsimi bu konu pek önemsenmiyordu.
Muhtemelen dağlardan gelen buz gibi su ile elimi yüzümü yıkadıktan sonra uykumun tamamen açıldığını fark ederek üstüme hırkamı geçirip terliklerimi giydim. Sinekliği açarak bahçeye çıktım çünkü amacım babaannemin yanına gitmekti. Bahçede babaannemin elinde su bardağı ile bir sandalyede oturduğunu ve etrafa baktığını gördüm.
Babaanneme seslendim.
"Günaydın."
Babaannem beni görünce gülümsedi. Sarılmak için yanına gittim ve ona sımsıkı sarıldım. Sarılmamız bittiğinde ve onun yanındaki sandalyeye oturduğumda babaannem konuşmaya başladı. Ceylan gibi seke seke yanına gidip sımsıkı sarılmamı beklemiyor olsa gerekti.
"Günaydın kuzum."
"Ee bugün ne yapıyoruz?"
Babaannem ona yardım etmek istediğimi anlamış gibiydi. Pek üstelemedi, neler yapacağımızı anlattı.
"Sebze meyveyi suladım. Bugün biraz ev işi yaparız. Ama önce kahvaltı yapalım."
"Bence önce kahvaltı yapalım, sonra sen biraz dinlen biraz ben çalışayım."
"Bence önce kahvaltı yapın, sonra kahve içelim."
Son cümlenin babaannem ve benim için beklenmedikti. Tabii köyde olduğumuz için böyle misafirlere de alışkındık. Daha doğrusu ben alışkın değildim pek, babaannem daha alışkın gibi duruyordu.
Başımı çevirip sesin geldiği yöne baktığımda konuşan kişinin Elif olduğunu gördüm. Elif yüzünde pişkin bir gülümsemeyle bize bakıyordu.
"Günaydın Elif."
"Günaydın kuzum."
"Günaydın abla."
"Günaydın."
Aynen bu şekilde selamlaştıktan sonra konuşmaya başlayan ben oldum. Çünkü eğer konuşmaya başlamazsam ya da ortamda sessizlik hakim olmaya devam ederse bu günaydın mevzusu muhtemelen akşama kadar sürecekti.
"Elif sabah sabah ne kahvesi?"
Cevap veren babaannem oldu.
"Elif kızım kahveyi biraz sever. Bırakırsak günde 20 fincan içer diye korkuyoruz."
Yok artık.
Yirmi ne ya?
Burada her geçen gün birileri hakkında bir şeyler öğrenecek gibiydim. Sanırım alışmam gereken konulardan biri de buydu. Şahsen ben kahve içmeyi pek sevmezdim, pek aramazdım da. Evet kokusu hoşuma giderdi ama tadı ağır gelirdi. Anladığımı belirtmek için başımı salladım ve konuşmaya başladım.
"Anladım. Gel otur kahve yapayım sana."
"Yok abla sağ ol. Annem tuz iste
Yorumlar
- Derya Cengiz: Çok etkileyiciydi teşekkürler @yazarayisigi
- Duygu Oral: bölümde geçmekte olan her şey çok güzeldi
- Kayra kendi: içimden yükselen düşünceler çok hoştu böyle devam
- Turan Kızılaya: Burada bağ kalacak mı acaba merak ediyorum