Keşfet

Bölüm 3

Ceviz Hasadı

Nasılsınız?

Ben gayet iyiyim.

Sizlere yeni bölümle geldim.

Köy kurgumun bu bölümünde de yine yazarayisigi olarak ışık olmaya devam ediyorum okurlarıma. Kurgularımla aydınlatmaya çalışıyorum yaşadığım dünyayı.

Kurgularım hakkında onlarca mesaj ve yorum aldım. Hepsi çooook güzeldiiii. Çoook teşekkür ediyorum.

Sizler okudukça ben ismimin anlamı gibi kıymetli okurlarım ve karakterlerime ışık olmaya devam edeceğim.

Kendi hayatından kısımlar bulan, kendini gören okurlarım olmuş; duygularıma tercüman oldun cümlesi bu hafta en çok duyduğum cümlelerden biri.

Bölüm içerisinde yazım ve noktalamaya çok dikkat eden biriyimdir ama burada dikkat ederseniz arkadaşıma, dostuma yazar gibi yazmaktan çekinmiyorum.

Çünkü bana göre okurlarım benim kalbime, düşünce dünyama ve hayata bakış açıma konuk olan kıymetli dostlarım olur…

Bu arada ne zamandır yazdığımı soran okurlarım oldu.

Bunun net bir cevabı yok.

Ben yazmayı öğrendiğimden beri yazıyorum fakat yazdıklarımı yaklaşık iki haftadır okurlarıma ulaştırıyorum.

Buraya kadar gelen herkese çok teşekkürler.

İYİ Kİ VARSINIZ!

Son sözlerimle bitiriyorum…

Benim ben olmam için hayatıma giren, deneyimlerim ve tecrübelerimi kazanmama yardımcı olan herkese çok teşekkür ediyorum.

Sormak istediğiniz sorular ve konuşmak istediğiniz konular için her zaman beklerim…

Bölüm sonunda görüşmek üzere efendim.

Bölüm içerisinde yetişkin içerik detayları olmamakla birlikte bölüm, bazı okurlarımın hassas olabileceği konular içeriyor. Bu sebeple mağduriyet yaşanmaması adına okuyucularımın bu bölümü okurken dikkatli olmasını rica ediyorum.

...

Murat Çelik, (Aynı gün Güneş batarken)

Eve geldikten bir süre sonra sosyal medyaya dalmış bir hâldeyken kapımın sesini duydum.

"Oğlum müsait misin?"

Yattığım yatağımdan doğruldum. Gözüm telefondan saate takıldı. Akrep sekizi geçmiş, dokuza doğru yol alıyordu. Kısa süre sonra hedefine ulaşacaktı.

Boğazımı temizleyerek seslendim.

"Gel anne müsaitim."

Annem sesimi duyar duymaz kapıyı açtı. Konuşmaya başladı.

"Oğlum Ayşe ablanın torunu gelmiş. Bir hoşgeldine gitmem lazım."

Annemin benden izin alır gibi konuşması beni şaşırtmıştı. Sesimi yumuşatarak konuştum.

"Git anne. Sorun yok benim için."

Annem başını olumsuz anlamda iki yana sallayınca istemsizce kaşlarımı çattım. Onu dinlemeye devam ettim.

"İşte tek gidilmez."

" E tamam babamla gidin."

Annem hâlâ başını sallıyordu.

"Olmaz evladım. Adam bütün gün tarlada çalıştı, dinlensin. İkimiz gidelim."

Aslında ben de bütün gün çalışmış, eve yeni gelmiştim. Ama babamın çalışma temposu ile benimki tabii çok farklıydı.

Annem usul erkân bilen bir insandı. Mutlaka bir bildiği vardı.

Ayşe teyzeyi çok severdim. Bu köydeki en kalbi temiz insanlardan biriydi. Beni her gördüğünde hâlimi sorar, sırtımı sıvazlardı.

Bu köyde insanların birbirine destek olması çok önemliydi. Annemin de Ayşe teyzeyle arası çok iyiydi. Annem, yıllar önce hastalık sebebiyle ablasını kaybettikten sonra Ayşe teyze ona abla olmuştu. Sık sık birbirlerine gelip giderlerdi. Ayşe teyzenin son birkaç bize gelmesinde torununun geleceğinden bahsetmişti annem.

"Tamam, yemek yiyeyim çıkalım anne."

Annem cümlemi doyduktan sonra sevinmiş, odamdan çıkmıştı.

Ben yemek yiyip annemle dışarı çıktıktan sonra Güneş çoktan batmış, yerini yıldızlara bırakmıştı. Annem elime bir el feneri tutuşturdu. El fenerinin ışığı sadece önümüzü aydınlatıyordu.

Yolda gördüğümüz birkaç köpeği sevmek için durduğumda annem arkamdan seslendi. Farklı renklerdeki bu sevimli hayvanları sevmemek mümkün değildi.

"Oğlum insanlar uyuyacak, acele et."

Muhtemelen bu cümleyi başkası kursaydı sinirlenir hatta tepki verirdim ama bu cümleyi kuran kişi büyüğümdü. En başta annemdi. Bir yandan da haklı olduğu için olumsuz bir tepki vermedim.

"Tamam anne, geldik zaten."

Gerçekten de gelmiştik. Evden çıktıktan sonra 10-15 dakika yürümüş ve bahçe kapısının önüne gelmiştik. Ben annemin biraz daha önündeydim. Evin içinde bir ışık yanıyordu, bahçede de hiç yaşam yokmuş gibi sadece karanlık vardı.

Karanlığın bahçeye hükmettiğini, evdeki ışığın da yandığını gördüğüm için onları evde zannettim.

Annemin geride olduğunu fark etmemle, bahçe kapısını açtım ve birkaç adım atarak durdum. Durduktan sonra başımı gökyüzüne çevirdim.

Yüzlerce yıldız tüm ihtişamıyla parlıyordu karşımda.

O kadar büyülü bir andı ki bu, insanın kendini iyi hissetmesini sağlıyordu. Evrenin sadece çok küçük bir kısmını biliyorduk. Gerisi bir gizdi bizim için. Buna rağmen bildiklerimiz o kadar büyüleyiciydi ki...

Bahçede kimsenin olmadığını, annemin de henüz gelmediğini fırsat bilerek mırıldanmaya başladım.

Bu sırada ilerlemeye devam ettiğim için aslında bahçenin zannettiğim gibi boş olmadığını anladım. Muhtemelen sesimi duyan tek kişi, annemin bahsettiği misafirdi.

Beni gördüğü için şaşırmış görünüyordu.

Ben de onu gördüğüm için şaşırmıştım.

Sonra bir şey oldu.

Kalbim daha sesli, daha hızlı atmaya başladı.

Bu duruma alışkın değildim. Daha önce sevgililerim olmuştu.

Peki, neden şimdi hiç tanımadığım bir misafiri görünce kalbim kendini fark ettirir olmuştu?

Hayatımın sonuna kadar o anda kalabilirmişim gibi hissettim.

Sanki ölene kadar göz göze kalabilirmişim gibi.

Ne kadar süre yıldızların altında birbirimizin göz bebeklerine baktık bilmiyordum.

O gece o yıldızlar, taşikardi geçiriyormuşum kadar hızlı atan kalbime, göz göze geldiğim misafirin ruhunu hisseden ruhuma tanık olmuştu.

Elimdeki el fenerinin gözünü aldığını fark ettim.

Sonra annemden bir ses yükseldi.

"Ayşe abla evde misin?"

Ben gözüne far tutulmuş tavşan misali kalakalmışken annem benim hizamda durdu.

Annemin sesine dış kapının açılma sesi karıştı, karşımdaki misafir oturduğu sandalyeden ayağa kalktı.

Sesi ne yapacağını bilemediğini anlatıyordu.

"Merhaba, hoşgeldiniz. Babaannem gelir şimdi, içerideydi."

Annem benden önce davrandı.

"Hoşbulduk kızım, rahatsız olma. Adın ne senin?"

Misafirin İstanbul'dan geldiği belliydi. Çekingenliği ve seçtiği kelimeler bunu yansıtıyordu.

"Estağfurullah. Ben Gülcan efendim."

Misafirin son kelimesi annemi güldürmüştü. Bir yandan gülerken bir yandan da konuşmaya başladı.

"Ay ilahi Gülcan. Yabancı mıyız biz?"

Bu sefer konuşan ben oldum.

"Tanışmadığımız için yabancı sayılırız anneciğim."

Misafir bunu onaylar şekilde başını sallarken Ayşe teyze geldi.

"Hoş geldiniz, ayakta kalmayın gelin içeri geçelim."

"Zahmet vermeyelim Ayşe abla."

Ayşe teyze bu cümleye sinirlenmişti.

"Kız ne zahmeti yabancı mı var?"

Bu cümle annem de kısa süreli bir kahkahaya sebep olsa da Ayşe teyze bu kahkahanın sebebini anlamadığı için üstelemedi.

Misafir ile göz göze gelerek konuşan bu sefer annemdi.

"Yok abla, değiliz."

Bu misafirin pek hoşuna gitmemişti. Ben de daha fazla üstelemeden büyüklerin arkasından ilerledim. Eve girdiğimizde salona geçtik. Ama bu durumdan karşımdaki genç kadın pek memnun değil gibiydi.

Sanki bu odadan içeriye attığı ilk adım onun sonunu getirecekmiş kadar temkinli girmişti odaya.

Hikayesini biliyordum, annem anlatmıştı kaç kere.

Ama ismini bilmiyordum.

Çünkü burada insanlar yaşadıkları ile adlandırılırdı. Nedense yaşadıkları bir daha yüzüne vurulmak istenirmiş gibi böyle devam ederdi bu. Ah vah edilir, sonra da unutulurdu her şey.

"Aç mısınız, yemek koyayım hemen."

"Yok abla aç değiliz, biz hoş geldin demeye gelmiştik. Zahmet olmasın sana."

"Ne zahmeti Nurcan, olur mu öyle şey?"

"Yok abla, geç oldu saat. Zahmet olmasın sana. Yemek yemediğimiz yer değil sonuçta. Biz de yeni yedik."

Koltuklardan birine annemle oturduktan sonra annemin karşısına Ayşe teyze, karşıma da Gülcan oturdu.

Ayşe teyze bu durumdan memnun kalmamıştı. Ağzından kuru bir peki döküldükten sonra çeşitli konular konuşuldu. Her zamanki havadan sudan dönen muhabbet; beklediğim gibi misafire döndü, annem konuşma açan taraf oldu.

"Sen İstanbul'dan mı geldin kızım?"

"Evet. İstanbul'dan geldim."

"Ne iş yapıyorsun?"

" Öğretmenim ben. Tayinim buraya çıkınca babaannem de burada olduğu için erken geleyim dedim."

"Oh ne iyi yapmışsın. Bizim Murat da doktor."

"Evet çok iyi bir doktordur."

Cümlenin sahibi Ayş