Keşfet

Bölüm 4

Ceviz Hasadı

Nasılsınız?

Ben gayet iyiyim.

Sizlere yeni bölümle geldim.

Köy kurgumun bu bölümünde de yine yazarayisigi olarak ışık olmaya devam ediyorum okurlarıma. Kurgularımla aydınlatmaya çalışıyorum yaşadığım dünyayı.

Kurgularım hakkında onlarca mesaj ve yorum aldım. Hepsi çooook güzeldiiii. Çoook teşekkür ediyorum.

Sizler okudukça ben ismimin anlamı gibi kıymetli okurlarım ve karakterlerime ışık olmaya devam edeceğim.

Kendi hayatından kısımlar bulan, kendini gören okurlarım olmuş; duygularıma tercüman oldun cümlesi bu hafta en çok duyduğum cümlelerden biri.

Bölüm içerisinde yazım ve noktalamaya çok dikkat eden biriyimdir ama burada dikkat ederseniz arkadaşıma, dostuma yazar gibi yazmaktan çekinmiyorum.

Çünkü bana göre okurlarım benim kalbime, düşünce dünyama ve hayata bakış açıma konuk olan kıymetli dostlarım olur…

Bu arada ne zamandır yazdığımı soran okurlarım oldu.

Bunun net bir cevabı yok.

Ben yazmayı öğrendiğimden beri yazıyorum fakat yazdıklarımı yaklaşık iki haftadır okurlarıma ulaştırıyorum.

Buraya kadar gelen herkese çok teşekkürler.

İYİ Kİ VARSINIZ!

Son sözlerimle bitiriyorum…

Benim ben olmam için hayatıma giren, deneyimlerim ve tecrübelerimi kazanmama yardımcı olan herkese çok teşekkür ediyorum.

Sormak istediğiniz sorular ve konuşmak istediğiniz konular için her zaman beklerim…

Bölüm sonunda görüşmek üzere efendim.

Bölüm içerisinde yetişkin içerik detayları olmamakla birlikte bölüm, bazı okurlarımın hassas olabileceği konular içeriyor. Bu sebeple mağduriyet yaşanmaması adına okuyucularımın bu bölümü okurken dikkatli olmasını rica ediyorum.

...

(11 Temmuz 2026)

(Gülcan Öztürk)

(08.00)

Alarmımın çalmasıyla eş zamanlı olarak gözlerimi açıyorum. Yeni uyanmanın verdiği yorgunluk ve huzursuzluk hissine aldırmadan üstümdeki nevresimi üzerimden atarak kalkıyorum. Kırmızı rengin üstündeki renk renk çiçeklerin olduğu 37 numara olan terliklerimi giyip gözlerimi ovuştururken odadan çıkıyorum. Tuvaletin önündeki aynaya gözüm takılıyor. Sonra mutfaktan gelen tıkırtıları duyuyorum, babaannemin mutfakta olduğunu anlıyorum.

Ve kendimle göz göze geliyorum.

Aslında eskiden aynaya bakmayı severdim. Orantılı kaşlarımı, kestane kabuğu rengini andıran gözlerimi, burnumu, altın oranlı dudaklarımı, güldüğümde kendini belli eden gamzelerimi, boynumdaki ve sağ yanağımdaki benleri izlemeyi severdim.

Sonra hayat beni kendi kurallarını içeren oyununa davet ettiğinde ve ben bir şeyleri anlamaya başladığımda, aynaya her baktığımda bu oyunda yenilen Gülcan'ı görmeye başladım.

Kendimi kabul edemedim, yenilgiyi konduramadım kendime.

Ve kendime yabancılaştım.

Bu oyunu kaybetmek bana yakışmaz, üstümde eğreti dururdu.

Sonra küstüm kendime, çünkü suçladım kendimi; değil aynaya bakmayı kendi nefesimi duyduğumda bozulurdu moralim.

Her ne kadar bunu bir şekilde atlatmaya yönelik çabalarım devam etse de çok da işe yaramıyordu.

Tuvaletteki işlerimi hallettikten sonra mutfağa gittim.

"Günaydın."

"Günaydın kuzum. İyi uyudun mu?"

Gülümsedim.

"Uyudum babaanne, sağol."

"Sen de sağol kuzum. Hadi gel soğumasın yumurtan."

Yine babaannem tarafından Halil İbrahim sofrası kurulmuştu. Her şey çok güzel görünüyordu buna rağmen önce yattığım yeri toplamam gerektiğini fark ettim.

"Yatağımı toplayayım hemen geliyorum."

Babaannemin ilacını yazdırmamız gerektiği için çok oyalanmamam gerekiyordu. Yaptığım odaya gidip önce camı açıp yatağı toplamaya başladım. Bir yandan da aklıma dün akşamki tuhaf olay geldi.

İçten içe kendime kızıp söylenirken bir yandan da insanlarla pek karşılaşmayacağımı umarak odamı toplayıp kahvaltı masasında yerimi aldım.

Aynen ya, zaten bir daha karşılaşmazdım.

Yani İnşallah...

Kahvaltımız çok uzun sürmedi. Babaannemin yemeklerini özlediğimi bir kez daha fark ettim. Köy peynirinin yağsız ve tuzsuzluğu, köy yumurtasının sapsarı oluşu, köy salatalığının ve köy domatesinin büyüklüğü ile nerede yaşadığımı bir kez daha idrak ettim.

Uzun süre burada olacaktım.

Kahvaltı bittikten sonra sofrayı toplamasında babaanneme yardım ettim. Dişlerimi fırçaladım. Daha sonra odama geçip giyindim. Üstüme giydiğim beyaz renkli crop ve İspanyol paça koyu mavi tonlarındaki kot pantolon doğru bir seçimdi. Çünkü burada nem yoktu, Temmuz ayında olmamıza rağmen çok soğuktu.

Babaannem kapıyı çektikten sonra kol çantamı unuttuğumu fark ettim.

"Çantamı unuttum babaanne, hemen alıp geleceğim."

"Acele etme."

Giydiğim beyaz spor ayakkabıları çıkarıp kaldığım odaya gittim. Telefonum cebimdeydi, çantamı da alıp evden çıktım.

Babaannemle yürümeye başladık. Bahçe kapısını çektikten sonra solumuzdaki yokuştan köy meydanına doğru ilerlemeye başladık. Sabah erken saatleri olduğu için sıcak henüz başlamamıştı. Hatta çok soğuktu. Ama gökyüzündeki bulut sayısından anladığım kadarıyla bugün sıcak olacaktı.

Yokuştan çıkarken babaannemin tahmin etmediğim kadar ünlü olduğunu anladım.

Herkesin birbirini tanıması İstanbul'da pek alışkın olduğumuz bir şey değildir. Mesela yan komşumuzun kim olduğunu aylarca bilemediğimiz olur. Ama burada sırf o yokuşu çıkarken bile herkesin bana '' Hoşgeldin." demesiyle, zaman ilerledikçe burada herkesin beni tanıyacağını anladım.

Yolda gördüğümüz kediler, köpekler, komşular ve traktörlere göz atarak köyün temiz kokusunu soludum. Burada gün çok erken başlıyordu. Köy meydanına ulaştığımızda aramızdaki sessizliği bozan ben oldum.

"Evde eksik var mıydı?"

" Bir iki şey var kuzum, sıcak olmadan ilacı yazdırıp köyü gezdireyim sana dönüşte alırız; biraz dinlenince kasabaya ineriz ilacı almak için."

Doğru ya, kasabaya inmemiz gerekiyordu ilacı almak için.

Onaylar şekilde başımı aşağı yukarı salladığımda durduk.

"Geldik kuzum."

Burası tek katlı eski bir eve benziyordu. Üstünde herhangi bir yazı yazmadığı için babaannem yanımda olmasaydı buranın normal bir ev olduğunu düşünürdüm.

Ahşap kapıdan içeri girdiğimizde bizi yaklaşık 2 oda boyutundaki bekleme salonu diyebileceğim bir alan karşıladı. Bu alanın kapıya en uzak kısmında bir masa; masanın üstünde bir bilgisayar, kağıt ve kalemler vardı. Masanın önündeki sandalyede ise benden 1-2 yaş küçük, minyon tipli bir kız oturuyordu. Üstündeki üniformadan hemşire olduğunu tahmin edebilmiştim.

Kız bizi gördüğünde ayaklandı. Babaannemin elini öpmek için yaklaştığında babaannem izin vermedi ve sarıldılar.

"Ayşe teyzem, hoşgeldin, nasılsın?"

"İyiyim Elif'im, çok şükür. Sen nasılsın?"

"İyiyim. Hayrolsun, hasta mısın?"

"Yok kuzum, ilaç yazdıracağım. Doktor müsait mi?"

Babaannemin iyi olduğunu duyunca, isminin Elif olduğunu öğrendiğim kız mutlu oldu.

"Evet teyze, müsait."

Kız bana döndü, yüzündeki derin tebessümle konuşmaya devam etti.

"Merhaba, hoşgeldiniz. Elif hemşire ben."

Ben de aynı şekilde karşılık verdim.

"Merhaba, Gülcan ben de. Memnun oldum."

Elif, sandalyesine tekrar oturarak babaanneme dönmüştü.

"Kapıyı çalarak girebilirsin teyzeciğim."

Konuşan ben oldum.

"Ben burada bekliyorum."

Babaannem başını sallayarak kapıyı tıklatmıştı.

İçeriden gelen "buyurun" sesi sebebini anlayamadığım bir şekilde bana tanıdık gelmişti.

Bu konunun çok üstünde durmadan Elif hemşirenin masasının yakınındaki sandalyelerden birine oturdum. Doktor odasının yanında bir oda daha vardı. Ben mahcup bir hâlde etrafı izlemeye devam ederken sessizliği Elif bozdu.

"Bir şey içer misiniz?"

Kızın beni memnun etmek ister gibi bir hâli vardı. Bir yandan da tavırları bana samimi gelmişti. Gergin olduğunu fark etmem ve cevap vermem uzun sürmedi.

"Bana sen diyebilirsin. Su alabilirim, teşekkürler."

"Tabii."

Elif kısa süre sonra bir bardak suyu masasının öbür ucuna koymuştu. Duvardaki nazar boncuğu, resimler hoşuma gitmişti.

"Sen ne iş yapıyorsun?"

"Öğretmenim, tesadüfen tayinim buraya çıkınca ben de erken gelip buraya alışmak istedim."

"Çok iyi yapmışsın. Eminim, seveceksin burayı."

"Umarım."

"Bunu herkese söylemem ama senden elektrik aldım Gülcan. Umarım sık görüşürüz."

Utandığım için yanaklarımın kızarmaya başladığını hissediyordum.

"Teşekkür ederim, ben de senin için aynı şeyi düşünüyordum. Umarım."

Aramızda oluşan sessizlik sürerken suyumdan bir yudum aldım