Bölüm 8
Nasılsınız?
Ben gayet iyiyim.
Sizlere yeni bölümle geldim.
Köy kurgumun bu bölümünde de yine yazarayisigi olarak ışık olmaya devam ediyorum okurlarıma. Kurgularımla aydınlatmaya çalışıyorum yaşadığım dünyayı.
Kurgularım hakkında onlarca mesaj ve yorum aldım. Hepsi çooook güzeldiiii. Çoook teşekkür ediyorum.
Sizler okudukça ben ismimin anlamı gibi kıymetli okurlarım ve karakterlerime ışık olmaya devam edeceğim.
Kendi hayatından kısımlar bulan, kendini gören okurlarım olmuş; duygularıma tercüman oldun cümlesi bu hafta en çok duyduğum cümlelerden biri.
Bölüm içerisinde yazım ve noktalamaya çok dikkat eden biriyimdir ama burada dikkat ederseniz arkadaşıma, dostuma yazar gibi yazmaktan çekinmiyorum.
Çünkü bana göre okurlarım benim kalbime, düşünce dünyama ve hayata bakış açıma konuk olan kıymetli dostlarım olur…
Bu arada ne zamandır yazdığımı soran okurlarım oldu.
Bunun net bir cevabı yok.
Ben yazmayı öğrendiğimden beri yazıyorum fakat yazdıklarımı yaklaşık iki haftadır okurlarıma ulaştırıyorum.
Buraya kadar gelen herkese çok teşekkürler.
İYİ Kİ VARSINIZ!
Son sözlerimle bitiriyorum…
Benim ben olmam için hayatıma giren, deneyimlerim ve tecrübelerimi kazanmama yardımcı olan herkese çok teşekkür ediyorum.
Sormak istediğiniz sorular ve konuşmak istediğiniz konular için her zaman beklerim…
Bölüm sonunda görüşmek üzere efendim.
Bölüm içerisinde yetişkin içerik detayları olmamakla birlikte bölüm, bazı okurlarımın hassas olabileceği konular içeriyor. Bu sebeple mağduriyet yaşanmaması adına okuyucularımın bu bölümü okurken dikkatli olmasını rica ediyorum.
…
(Elif Çelik)
(11 Temmuz 2026)
Uzun kumral saçlarımı sıkı bir topuz yaparak kahküllerimi de ellerimle tarayarak modumu yükseltmeye çalışıyordum. Hayaller hayatlar farkı bende fazlaca açıktı. 24 yaşında bir genç kadın olarak kulüplere gidip sabaha kadar dans etmeyi ya da ne bileyim hafta sonları alışveriş merkezlerinde para harcamayı falan hayal ediyordum.
‘’Elif kızım dalmışsın. Neye daldın öyle?’’
‘’Kaybolan yıllarıma teyzeciğim.’’
‘’Ne dedin kızım?’’
İşte. Hayatım tam olarak buydu. Bir yandan da iyi tarafından bakmaya çalışıyordum hayatıma.
Sabah alarm sesiyle değil horoz sesiyle uyanmak, mini etek değil eşofman giymek, her an bir yerde daha önce hiç görmediğim değişik bir böceğe rastlamak ve bağıra çağıra abimi çağırmak…
Annem ve babam burada yaşıyorlardı. Biz burada doğup burada büyümüş, zorunlu eğitimimizi burada almıştık. Abim İstanbul’da tıp okurken de, mesleğini eline aldıktan sonra da annem ve babam bizden ayrı kalmak istemedikleri ve memleketimize faydamızın olmasını istedikleri için köyümüzde mesleğimize devam etmemiz gerektiğini vurgularlardı. Ben de abim gibi üniversiteyi İstanbul’da okuyup daha sonra buraya atanmak için mücadele vermiştik. Daha doğrusu babam olaya pek dahil olmasa da annemin tepkisi netti.
Ne mutlu ki şansımız yaver gitmişti. Köyümüzün doktoru ve hemşiremiz kısa bir süre önce yaşları sebebiyle emekli olunca sıra bize geldi. Bu durum aslında işimize de geliyordu abi kardeş. Şehre göre kıyaslandığında giderlerimiz çok daha az oluyordu. Bunun yanında, anne babamızın yanında olmak psikolojik açıdan da iyi bir durumdu.
Hatta burada sessizliğe ve hayatımıza o kadar alışmıştık ki, abimle bazen daha kalabalık şehirlere gittiğimizde adeta boğuluyorduk.
Bir zamanlar okula gitmek yerine ateşim çıktığı için annemle geldiğim sağlık ocağında, burada aile sağlığı merkezi derseniz kimse sizi anlamaz, şimdi abimle mesleğimi devam ettiriyor olmak harikaydı.
Hem burada pek yoğun geçmezdi günlerimiz. Abimden önce ben gelirdim. Kahvaltımızı yapıp geldiğimiz ve öğle yemeği için eve geri gittiğimiz için yemek konusu basitti bizim için.
Abim benim çocukluğumun en özel tarafıydı. Genellikle annem ev işleriyle, babam tarlalarımızla meşgul olurdu. Ben de abime sarardım sürekli. Abim de beni hiçbir zaman başından savmaz, benimle ilgilenirdi.
‘’Günaydın dedim teyzem. Nasılsın iyi misin?’’
Seksenli yaşlarını çita hızıyla geçiren, bilgisayar oyununda seviye atlar gibi yaş atlayan Nazlı teyzemiz, köyün en yaşlılarındandı. Buna rağmen yaşından beklenmeyecek kadar atikti.
‘’Çok şükür yavrum.’’
‘’Allah iyilik versin teyzem.’’
Teyzeye içimden bir Maşallah dedikten sonra bekledim.
Ben bekledim, teyze bekledi.
Ben bekledim, teyze bekledi.
‘’Teyzeciğim kimliğini verir misin?’’
‘’Ney?’’
‘’Kimlik.’’
‘’Niye?’’
‘’Kayıt oluşturmam için.’’
‘’Niye?’’
Sabrım tükeniyordu.
‘’Kayıt kayıt.’’
‘’Napçan kimliği?’’
‘’Hasbinallah… Kumar oynayıp kötü yola düşcem teyze. Sıkıldım artık burada otur otur. Bozdum ahlakımı.’’
Sabahtan beri anlattıklarımı duymayan teyzenin bir anda kulakları açılmış olacak ki gözlerini belerterek buruşmuş yüzünün aksine ağzını açtı.
‘’Aboo Komşular yetişin Elif or…’’
‘’Oha.’’
Tabii. Bizim buralarda haberler çabuk yayılırdı. Durumu toparlamaya çalıştım.
‘’Canım teyzecim sen niye böyle şeyler yapıyorsun? Şaka ya.’’
İçimden bir ses derin derin nefesler almamı ve hastama karşı nazik olmamı söylüyordu.
Teyze aynı soğukkanlılık ve dedikodu bulmanın neşesiyle kendini temize çıkarmaya çalışıyordu.
‘’E sen dedin.’’
Bir kimlikten nerelere geldik ya?
Uzaktan abimin geldiğini gördüğüm için konuyu fazla uzatmak istemedim.
‘’Teyzecim kimliğini verir misin?’’
Bakışlarım çünkü nolur diyordu.
‘’Ha kimliği istiyorsun. E al.’’
Teyze kimliği masama koyunca ağzım açık kaldı.
E duyuyordu bu kadın?
İki saattir niye bu kadar karışıklık çıkmıştı ki?
Neyse ne Elif. Sakin ol, diye geçirdim içimden. Teyzenin kimliğini aldıktan kısa bir süre sonra kapı açıldı. Abim gelmişti.
‘’Günaydın teyzeciğim.’’
Abimin herkese duyduğu saygı beni şaşırtıyordu. Nezaketliydi, alçakgönüllüydü. Abim diye demiyordum, alan yaşamıştı yani.
‘’Günaydın oğlum.’’
‘’Elif ben alayım hastayı. Sen hallet işini. Belli yaylanıyorsun.’’
Abimin kısık sesle söylediği cümleler hoşuma gitmemişti.
Omuz silkerek teyzeye durumu açıkladım.
‘’ Teyzecim sen odaya geç. Çıkınca alırsın kimliğini.’’
Söylediklerimin günümüz sözcüklerinden oluştuğunu fark edince abim durumu daha kısa şekilde özetledi.
‘’Gel teyzecim sen.’’
Ortamda yine sessizlik oluştuğunda gözüm etrafta dolaştı. Duvarlarda köy çocuklarının yaptıkları resimler, etrafta vazoların içinde çiçekler vardı. Burası yıllar önce evmiş. Sonra ev sahibi çift vefat edince köy muhtarımızın önerisiyle sağlık ocağı buraya taşınmış. İyi de olmuş çünkü eski yer buraya fazla uzaktı.
Masamda mutluydum. Önümdeki bilgisayar, telefonum, eşyalar ve ben buraya çok yakışıyorduk.
Özellikle de ben.
Tabii.
Teyze çıkana kadar biraz tırnaklarımı törpüleyip biraz da saçımla oynadım. Sonra sağımdaki çekmeceden okuduğum kitabı çıkardım.
Eski Aşk Geceleri- Mehmet Rauf.
Bu kitaba abimin önerisiyle başlamıştım. Boş vaktim çok sayılırdı, abim de kitap okumam için elime tutuşturmuştu bu kitabı. Birkaç gün olmuştu herhalde.
Aslında cumartesiydi bugün, yani çalışmamız gerekmiyordu. Fakat abim yüzünden bugün de çalışıyorduk. Günlerimizin çok yoğun geçmediği bahanesiyle abim haftada 6 gün çalışmayı doğru buluyordu. Gerçi köydeki tek doktor abim, tek hemşire de ben olduğum için haksız da sayılmazdı.
Biz anne babamızdan doktora yetişemediği için ölen komşularımızı dinlemiştik çocukluğumuzda. Abim de yıllarca zihnine kazınan onlarca olaydan sonra çözümü böyle yapmakta bulmuştu. Ben de çok üstelememiştim. Ha burada kitap okumuştum ha evde. Bir şey değişmezdi benim için.
Teyze çıktıktan sonra kimliğini verdim. İyi günler diledikten sonra içten içe dua ediyordum.
İnşallah akşama kadar bütün köye Elif kumar oynuyormuş demezdi. Öyle dese bir şekilde açıklayıp konuyu kapatırdık ama kulaktan kulağa değişen dedikodularla başa çıkamayabilirdik. Abime seslendim.
‘’Kahve yapacağım ister misin?’’
‘’Olur.’’
Kahvesiz ben ben değildim. İnsanların yaşamaya devam etmesi için su içmeye ihtiyacı varsa benim kuşkusuz kahveye ihtiyacım vardı. Kahve fincanlarını çıkarıp kahveyi aldım. Şimdi Türk Kahvesi zamanıydı. Ama bugünü kaç çeşit, kaç kupayla kapatacağımı bilmiyordum. Rekorum sekiz fincandı çünkü. Hem de bir günde.
Uykumu açmıyordu artık kahve. Vücudum bağışıklık