2. Bölüm
"Onu asla göremeyeceksin."
Ses tanıdıktı.
Hatta fazlaca tanıdıktı.
Bu cümleyi kuran en yakınımdı.
15 yaşındaki Eylül Giz için, bu cümlenin sahibi bilindikti.
Müziğin sesini kıstım, istemsizce yapmıştım bunu, sonra pür dikkat dinlemeye başladım konuşulanları.
Bu cümlenin sahibi babamdı.
Bu beni şaşırtmıştı çünkü bu saatte burada olmaması gerekiyor. Mesaisi çoktan başlamıştı.
" Yıllardır senin sözün geçiyor, artık bitti."
Bir kadın sesi.
"Söz hakkın yok; hiçbir zaman olmadı, olmayacak."
Bu cümle kadının öfkesini alevlendirmiş, külleri etrafa daha da saçmıştı. Sanki yıllardır söylemek istediklerini ve boğazına yumru olup oturan bir şeyleri anlatmıştı.
Sanki sesini kesen bir şeylere meydan okuyordu.
" Hep sen ne istiyorsan, nasıl istiyorsan öyle oldu. Ama benim de duygularım var, isteklerim var. Artık senin istediklerini yapmayacağım. Bir daha senin olduğun bir ortamda bulunmak bile istemiyorum ama bu zamana kadar nasıl onun için katlandıysam gerekirse katlanacağım. Onun için her şeyi yaparım. Canımı bile veririm."
Duyduğum son cümle zihnimde yankılandı.
"Canımı bile veririm."
Kimdi acaba bahsettiği kişi?
Kimin için katlanacaktı acaba?
Ona çok değer veriyordu.
Peki bunun babamla, benimle ne ilgisi vardı?
"Onu bir daha göremeyeceksin çünkü kızımın senin gibi biriyle aynı ortamda bulunmasını istemiyorum."
Benden bahsediliyordu?
Neden bu konuşmanın öznesiydim?
Neden bir sabah, bir binanın merdivenlerinde babamın ve hayatımda hiç görmediğim ve sesini duymadığım bir kadının konuşmaları beni ilgilendiriyordu?
"Benim gibi?"
Kadının öfkesi gitgide artıyor, sanki yıllardır kusamadığı öfkesini bugün karşısındaki adama, babama, kusuyordu.
Hayatımda sesini hiç duymadığım, yüzünü hiç görmediğim bir kadının benimle ne ilgisi olabilirdi?
Sesini hayatımda hiç duymadığıma emindim. Ama nedense sesini duyduğumda kendimi iyi hissetmiştim.
Hani bir şey hayatınızda yokken onun eksikliğini hissetmezsiniz ve o şey hayatınıza dahil olduğunda aslında geçmişinizdeki en büyük eksikliğin o olduğunu anlarsınız ya.
İşte ben de bunu yaşamıştım.
Bu ses bana fazla yabancıydı, yabancı olduğu kadar da tanıdık.
Yine bir çıkmaza girmiştim.
Yine zıtlıkla doluydu bu çıkmaz.
Kimdi bu kadın?
"Kendi anne babasının bile yüzünü görmeye tenezzül etmediği, bana ve aileme yakışmayacak bir kadının kızımla aynı ortamda bulunmasını istemem."
Kadın artık bağırmaya başlamıştı.
"Kimsin ya sen? Aa, doğru; sosyal medyada herkesin imrenerek baktığı, mutlu bir evliliği olan, hayatındaki her şeyin çok yolunda olduğu, dünyanın en ahlaklı, en iyi babası, en yakışıklı, en zengin eşi mi? Gerçek bu değil. Asıl gerçek ne biliyor musun?"
Kenan Giz, kadının sözünü keserek bağırmaya başladı.
"Asıl gerçek Eylül'ün şimdiki hayatı."
"Asıl gerçek benim hedefime çok yaklaşmış olduğum."
Kadının son cümlesi babamı duraksatmıştı. Kadın çıkıp gitmiş, babam bir süre orada kalmıştı.
Öfkeliydi, duvarları yumruklamasından ve ettiği küfürlerden anlamıştım bunu.
Kaç dakika geçti bilmiyordum, belki bir, belki üç, belki daha fazla. En sonunda sakinleşmiş ve o da çıkmıştı binadan.
Bu konuşmayı duymak bana iyi gelmemişti. Dünyada pek az kişinin bildiği bir sırdan bahsediliyordu sanki.
Kadının hedefi neydi ya da beni nasıl etkileyecekti, sanırım bunu zaman gösterecekti.
Zaten sabah da kendimi çok iyi hissetmiyordum, bir de şimdi bu konuşmayı duymam iyice moralimi bozmuştu.
Kendimi sıktığımı fark ettim, yanağımı dişlemeye başlamıştım.
Her şeye rağmen gitmem gereken bir okul vardı.
Sessizliği fark ettiğimde binadan çıkmak için merdivenlerden inmeye başladım. Bir şeyleri unutmak istiyordum, yok olmak ve hiç fark edilmemek.
Kulağıma taktığım kulaklık ve rastgele açtığım bir şarkı her ne kadar beni bu dünyadan tamamen alıp götüremese de en azından dağıtmıştı kafamı. Sesi biraz daha açtım ve tamamen şarkının sözlerine odaklandım. Bir yandan da ayaklarımın altından kayıp giden kaldırıma.
"Düşmüşüm ben bir kuyuya,
Bakma öyle, gel yanıma,
Dünya güzel.
Aklamam hiç günahımı,
Koy masaya, vur yüzüme,
Ölmek güzel.
Söylenen hep yalanken,
Ne baba ne dost sorarken,
İstemem hiç, sevme beni,
Ben henüz gençken...
Kalbimden nefreti,
Aklımdan geçmişi,
Sırtımdan o yükleri,
Al bu gece...
Ölsem de gitsem,
Kalmak ne zor, ah,
Hiçbi' şey bilmeden,
Ölsem, ölsem..."
Bu sırada yanından geçtiğim bir ağaç çekti dikkatimi. Bu ağacın altındaki yapraklardan birini gördüm. O kadar güzeldi ki, sararmamıştı ama çimenlerin üstünde bulmuştu kendini. Yaprağı aldım elime, önce parlak yüzeyine baktım, bir süre gözlerim takıldı renk geçişlerine. Sonra diğer yüzünü çevirdim ve ona bakmaya başladım. O kadar hoşuma gitti ki, dayanamadım, onu geri bırakmadım ve cebime koydum.
Sanki bu yaprağın hoşuma gideceğini bilen biri koymuştu onu oraya. Nedense içime doğmuştu bunu birinin oraya koyduğu.
(Birkaç dakika önce, aynı yer.)
Herkes kendi telaşındaydı. Yoldan geçen her arabanın içi farklı bir hikaye taşıyordu. Siyah bir araba geçiyordu mesela, içindeki kadın terfi almıştı. Onun arkasından kırmızı bir araba geçiyordu, arabanın içindeki yaşlı kadın markete gidiyordu. Sonra bir siyah araba daha geçti, bir adam arka koltukta oturan oğluna bir şeyler anlatıyordu. Oğlanın yüzündeki tebessüm sahiciydi. Bir süre yol boş kaldı. Daha sonra beyaz bir araba geçti, arabanın içindeki yaşlı adam gece rüyasında kaybettiği eşini görmüş, soluğu eşinin yanında almak için arabasına binmişti.
Sonra sokak kedileri ve sokak köpekleri vardı. Süt beyazı bir kedi, önündeki mama kasesine eğilmiş, iştahla bir şeyler yiyordu. Muhtemelen hayvansever birinin koyduğu yiyecekler ise kahverengi bir köpeğin kahvaltısı olmuştu. Etrafta dolaşan farklı renklerdeki ve farklı boyutlardaki kediler, uçan bir uğur böceği, bir sinek, çiçeklerin üstünde dolaşan bir arı, çimenlerin üstünde yürüyen bir böcek, topraktan çıkmak için yağmurun yağmasını bekleyen bir salyangoz yaşamın devam ettiğini simgeliyordu.
O sırada oradan geçen bir kız vardı. Hiçbir amacı yoktu aslında; bir yere yetişmeyecek, bir şey yapmayacaktı. Nedense kendini orada bulmuştu. Gördüğü Yaseminleri kokladı önce, çok geçmeden ayaklarını dolaşan bir yavru kediyi eğilip sevdi. Sonra bir böcek kondu eline, bir kelebek gördü duvarın üstünde.
Keyiflenmişti, uzun saçlarını çözdü, etrafına huzurla bakmaya başladı.
"İşte," dedi.
"Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi.
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten,
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği."
Sonra başını gökyüzüne çevirdi. Birkaç bulut gördü. Onları değişik şekillere benzetmeye çalıştı. Güneş okşadı yüzünü, el salladı göğe...
"İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne,
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır,
Kopmaz kökler salmaktır oraya."
Sonra bir ağaç gördü. Yaklaştı. Önce ağacın gövdesine dokundu, sonra sarıldı ağaca.
Sanki ağaç onun en değerlisiymiş gibi.
Bir daha hiçbir ağaca, kimseye sarılamayacakmış gibi sarıldı.
Yaprakları onu büyülemişti. Kendisine en yakın yaprağı kopardı ve çimenlerin üzerine bıraktı. İçinden bir ses ona bunu yapmasını söylemişti. Son kez mırıldandı.
"Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına,
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır.
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana."
Son dizeyi tekrar tekrar mırıldandı.
Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana...
Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana...
Her şeye rağmen güzeldi yaşamak.
Her şeye rağmen çok güzeldi.
Soluk alabilmek, göğsün sol tarafında atan yüreği hissetmek her şeye rağmen güzeldi.
Bahar Alaca'dan. Aynı günün sabahı.)
Gözlerimi açtığımda gerçeklerle yüzleşmiştim. Yine bir kabustu. Yine onu görmüştüm. Yine zarar veriyorlardı ona, bir ağacın köklerinden kopması gibi uzaklaşıyorduk birbirimizden.
Artık buna bir son verecektim. Birilerinin beni yönlendirmesine, birilerinin isteklerine göre ya
Yorumlar
- Vural: Baban burada olmamalıydı Durum giderek ilginçleşiyor gibi görünüyor
- ALİ BİLGİN: Bir kadının hiddeti öylesine acımasız bir gözlemle dolu ki
- Zeynep Avcı: O yaprağın olması sana bir işaret gibiydi aptal gibi hissetme
- Ece kaplan: Neden senin hakkında böyle konuşuluyor? Bu korkunç
- Yasemin Yıldırım: Tam da impasın ortasına geldin Hiç ummadığın cümleler var burada